AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2009-09-08
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 'Demokratikleşme Açılımı' henüz kamuoyuna duyurulmadan önce konuyla ilgili ikili görüşmelerine başlamıştı.
Gül, 'sohbet ve istişare amaçlı, gayri resmi temaslarına' akil adamlarla start verdi. Yelpaze, siyasetin merkezinde konumlanmış düşünce insanlarından Türk milliyetçiliğinin en uç isimlerine ve Kürt dosyasına yön veren marjinal sayılabilecek tüm figürlere kadar çok geniş tutulmuştu.
Sanıyorum o buluşmalar halen devam ediyor.
Kendisiyle birlikte Suriye'ye giderken konuştuğumuz Cumhurbaşkanı Gül'ün şöyle bir cümlesini hatırlatmanın tam zamanı:
'Makul bir noktanın bulunması sanılandan çok daha kolay. Her iki tarafın en uçtakilerini dinleyince, aslında her biri diğerinin hassasiyetlerini anlıyor, kabul ediyor. Talepte bulunurken karşı tarafı incitmeyecek ve onların sınırlarını zorlamayacak çerçevede kalıyor.'
Gül'ün değerlendirmelerinin bundan sonrasını kendi cümlelerimle, mealen şu şekilde özetlemem uygun olur:
'Türk milliyetçileri, itiraz etmek bir tarafa, 'Kürt kardeşlerimizle ilgili şunlar şunlar da yapılmalı' anlayışıyla ek önerilerde bulunuyorlar. Kürt siyasetinin sembol isimleri ise 'ne demek ayrılık, federal yapı ne demek?' gibi net bir tavırla üniter yapıya ilişkin özenlerini gösteriyorlar.'
GÜL'ÜN ÖNÜNDEKİ EN SON ANKET...
Çankaya Köşkü'nün önde gelen bürokratlarından ve Gül'ün kurmay ekibinden bir isimle önceki gün beraberdik. Gül'e gelen bir anketten bu vesileyle haberdar olduk. Tamamen Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yapılan çok geniş katılımlı bir kamuoyu yoklaması çarpıcı sonuçları işaret ediyormuş. Buna göre bölgede ankete katılanların en fazla yüzde 13'ü 'ayrılık' fikrini savunuyor. Buna karşılık yüzde 31 gibi ilgi çekici orandaki katılımcılar 'Bu açılım için kültürel hakların iyileştirilmesi yeterlidir' görüşündeymiş.
Halkın tarafsızlıklarını kabul ettiği, güvenilir kişilerden oluşan 'akil adamlar' tarafından yaptırılan araştırma umut ve iyimserlik aşılıyor.
Bu sonucu diğer araştırmalarla karşılaştırmalı çapraz değerlendirmelere tabi tutmak, iyi analiz etmek gerekir. AKŞAM Gazetesi'nin Adil Gür'e yaptırdığı anketin rakamlarıyla bu sonuçlar örtüşüyor. Bütün araştırmalar ülkemizin genelinde de Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi özelinde de birlikteliğimizin ne kadar güçlü temellere oturduğunu ortaya koyuyor. Pazartesi gününden itibaren, bu açılımın siyasal yansımalarını çok detaylı olarak, beş büyük şirketin ve duayen isimlerin değerlendirmeleriyle kamuoyuna yansıtacağız. O zaman tablolar çok daha iyi anlaşılır hale gelecek.
BU DA DEVLETİN YAPTIRDIĞI ANKET
Temaslarımdan öğrendiğim kadarıyla üç-dört gün önce tamamlanan, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı'na iletilen bir başka çalışma daha var. 'Devlet tarafından yaptırılan' bu ankette de çok çarpıcı biçimde 'etnik milliyetçi hareketlere destek vereceğini ifade eden' Güneydoğulu vatandaşlarımızın oranı yine yüzde 13 çıkıyor. Ama bu kez farklı bir ayrıntı var. Üniter yapıyla ilgili çok sayıda soruya verilen yanıtların çapraz değerlendirmesine göre ayrılıkçılar sadece yüzde 5'le sınırlı.
Yani, kamuoyunda genel kabul gören 'biz ayrılmayız' güveni, bugünlerde peş peşe gerçekleştirilen bilimsel çalışmalarla teyit edilmiş oluyor.
Birtakım metodoloji hataları yapıldığı kesindir. 'Kürt açılımı' diye yola çıkılması yanlıştı. 'Barış projesi' demek de... Biz savaşta mıyız? Ama her ne olursa olsun bu konuların tartışılması, devlet katında konuşulur olması hem kendi insanlarımızda hem de uluslararası camiada dikkatle izleniyor ve takdir ediliyor.
MARJİNALLERİ, FANATİKLERİ MERKEZE ÇEKMEK...
Şimdi önemli olan, marjinal kesimlerin merkeze çekilmesi, makul noktalara getirilmesi. Demokratikleşme açılımı zeminindeki tartışmalar belki bugünden yarına çok somut bir sonuç ortaya çıkarmayacak ama iklim günden güne yumuşayacak. Tabii ki bunun şartı çerçevenin iyi çizilmesi, toplumun hassasiyetlerinin gözetilmesi, duyguların ve korkuların provoke edilmemesi ve elbette sürecin iyi yönetilmesi.
Kriz yönetimine ihtiyaç var. Özellikle iletişiminin profesyonelce üstlenilmesi mutlak bir zorunluluk.
İşte o yüzden bölgede, 'ayrılıkçı gözüken yüzde 13 rakamı' Türkiye geneline yaygınlaştırılırsa çok çok marjinal kalıyor. Farklı konularda her ülkede bu oranlarda fanatik, marjinal kesimler bulunur. Üstelik bundan sonra o oranın daha da aşağıya çekilebileceği inancındayım.