AKŞAM GAZETESİ | Mehveş Evin | 2009-09-08
Ege koylarından Antalya tarafına hareket edeceğimi söylediğimde İzmirli arkadaşlarım resmen alay etti: 'Antalya sahilleri g-string'li Rus turistlerle dolu! Rüzgar desen yok, nemden nefes alamazsın! Ne işin var orada?'
Her ne kadar 'genel kalabalıklar'dan uzak kalacağımı, üstelik Kekova, Kaleköy, Olympos'u yıllar sonra tekrar görmek istediğimi söylesem de, İzmirliler'in G-string'li Ruslar esprisi günlerce devam etti. Antalya'nın merkezini, Kemer ve Tekirova'sını, haliyle g-stringli turistleri pas geçtiğim geziden notlar:
- Konyaaltı plajına doğru, arabaların yanaşıp turistlerin fotoğraf çektirdiği bir nokta var. Antalya'nın betonunu hesaba katmazsanız, muhteşem bir Akdeniz manzarası ayaklarınzın altında. Fakat yarlardan aşağıya doğru bakınca, pet şişelerden, izmarit ve bira tenekelerinden oluşan bir çöp dağıyla karşılaşıyorsunuz. Konyaaltı belediyesi madem temizleyemiyor, bari iki tane çöp kutusu koysun da insanlar çöp atmaya utansın. Bu kadar mı zor?
- Olympos antik kentindeki yıkıntıların arasında pervasızca dolaşmak güzel ama koruma açısından ciddi bir problemdi. Kültür Bakanlığı bazı alanları demir kapılarla korumaya almış, iyi olmuş.
DEMRE REZİLLİĞİ
- Antalya'ya kara yoluyla yaklaşık 2.5 saatlik bir mesafede bulunan Demre, muhteşem tarihi ile kıymeti hiç bilinmeyen bir ilçe. Likya medeniyetinin en önemli şehri Myra da burada, Noel Baba kilisesi de. Hatta Akşam'da dün, çok eski bir sinagogun Demre'de bulunduğu haberi vardı. Buna karşılık Demre ilçe merkezi, zevksiz mimarisiyle o kadar sevimsiz, o kadar kendi değeri ve barındırdığı kültürün farkında değil ki, insanın içi burkuluyor.
- İlk kez gezdiğim Myra antik kenti, 9-10 bin izleyici kapasiteli, epey sağlam bir antik tiyatroya sahip. Adım başı kral mezarı, kabartmalar... Rus turistlerden başka buralara gelen yabancı neredeyse yok. Zahmetli, inanılmaz virajlı yolu yüzünden yerli turistin de ilgisini çekmiyor.
- Dünyanın herhangi bir yerinde, rengarenk freskler, heykeller ile dolu Noel Baba'nın kilisesi bulunsa, herhalde dolup taşardı. Hıristiyan aleminin bu en önemli figürünün Demre'de yaşadığını kaç kişi bilir, ayrı mesele. Turizm atağından bahsedip Demre'yi böylesine harcamak, dünyanın 1 numaralı turizm destinasyonu haline getirememek, günahtır günah!
- Olympos plajına giriş dahil, örenyerlerinin gezilmesi için 5 ila 8 TL arasında para ödeniyor. Olur da bayramda plajı değil, tarihi hazinelerimizi tavaf etmekle geçirmek isterseniz, Müze Kart almayı unutmayın.
Yaratıcı yazı dizisi önerileri- Volüm 2
HÜrrİyet'İn 'Peygamber'in izinde' dizisinden hareketle başladığım yaratıcı yazı dizisi fikirlerine pazar başladım, başlık önerilerimle birlikte devam ediyorum:
- 'HAREM'E GİREN KADIN GAZETECİ: Kabe'de, kadınlı erkekli ibadet edilebilen tek yer olan Harem bölgesini, asıl Ayşe Arman'ın kaleminden okumak ilginç olmaz mıydı? Hem örtünme konusunda idmanlı, hem de 'laik Türk kadını gözüyle' ortamı gözlemler, umre trendlerini yazardı.
- ASYA'NIN KAPLANLARI! Bu arada Sabah gazetesi de Çin'le ilgili bir yazı dizisi başlatmış, ama bildiğiniz gezi-rehber niteliğinde. Çocukken Güneş gazetesinde okuduğum yazı dizilerini hatırlattı. Çin'le ilgili genel gözlem yazıları yerine, mesela Hıncal Uluç ve Haşmet Babaoğlu ikilisi gönderilse, o gazete satar mı, satmaz mı?
- MORMONLARIN ARASINDA: Madem ulvi arayışlar, dini açılımlar moda oldu, ABD'nin ortasında 19. yüzyıl standardında yaşayan Mormon'ları neden pas geçelim? Mormon'ları deşifre etme işi, Selahattin Duman- Dilek Önder ikilisine verilse ne şahane olurdu!
- FETHULLAH HOCA'NIN DİZİNİN DİBİNDE OTURUP AĞLADIM: Yok yok, Zaman gazetesine vermiyoruz bu yazı dizisi görevini, hiç ilginç olmaz. Şahsen Utah yollarına dökülüp Hoca'nın ulvi kişiliğini deşifre etmeye gönüllüyüm.