AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-09-08

kategori2

Yeni bir hükümet kurulsun istiyorum

Bugünlerde pek çok gazetede birbiri ardına anket sonuçları yayımlanıyor. Kuşkusuz, basında takip etmesi en zevkli haberlerden biri 'Bugün seçim olsa' anketleridir. Tabii bol bol manipülasyona ve çarpıtmaya da elverişli bu haberler. Ama olsun, okuması zevklidir.

Anketin zamanlaması önemli... Kürt açılımının tartışıldığı günlerde, siyaset iyice sertlemişken sandığa yansımaları üzerine pek çok tahminde bulunuluyor. Anketler aşağı yukarı bir fikir veriyor. Ama tabii ki tutarsızlık burada da kendini gösteriyor. Bazı anketlerde AKP hiç mi hiç oy kaybetmemiş. Tarhan Erdem gibi artık hiçbir şeyi tahmin edemeyen  anketçiler bu safta. AKP'nin oyu yüzde 50'yi geçse Tarhan Erdem rahatlayacak galiba.
Son yerel seçimleri doğru tahmin eden Adil Gür ise AKP'nin oylarının düştüğünü, MHP'nin yükseldiğini saptamış.
Eğer AKP'nin oyları biraz daha düşerse bir sonraki genel seçimde Türkiye'yi yepyeni bir siyasi tablo bekliyor olabilir.
Anketler kamuoyunun Kürt açılımıyla ilgili görüşünü yansıtmanın ötesinde de bir işlev görüyor aslında. Bugünlerde siyaset dünyasında, kulislerde kulaktan kulağa fısıldanan bir beklentinin işareti olarak da okuyabiliriz bu anketleri...
Aslında Türkiye gizliden gizliye seçim ortamına hazırlanıyor...
Erken genel seçim bugünlerde siyasi kulislerinde bir temenniyi aşmış, beklentiye dönüşmüş durumda.
Hal böyleyken de 'Bugün seçim olursa' sorusu başka türlü önem kazanıyor...
Peki bugün seçim olursa ne olacak? Diyelim ki AKP'nin oyları düştü, hatta iktidar bile olması zorlandı ve birkaç sene içinde bambaşka partilerden oluşan bir koalisyon yönetmeye başladı Türkiye'yi?
Nelerin değişebileceğini düşündünüz mü?
Dış politikası dünya dengelerinin, NATO'nun güdümünde, ekonomisi IMF ve Dünya Bankası'na bağlı bir ülkede bir iktidarın değiştirebileceği ne olabilir ki?
Ama bazı şeyler de iktidara göre kendiliğinden değişebilir, şekillenebilir.
Türkiye'de basın düzeni maalesef böyledir.
Diyelim ki yarın CHP iktidar oldu... Bir anda televizyonlarda gördüğünüz konuşan kafalar ekrandan inecektir. Bazıları her devrin adamı olduğu için hemen Deniz Baykal'a methiyeler düzecek, onun çantasını taşımaya talip olacaktır.
Bugünün mağdurları yarının mağrurları olacaktır. Kazanan sınıfına bugün hiç tahmin etmediğiniz gazeteciler yerleşecektir...
Hep böyle olmadı mı? İsmet Paşa, Menderes, Demirel, Ecevit, Özal, Çiller, Yılmaz kendi gazetecilerini, kendi medyalarını yaratmaya çalışmadılar mı? Bugün AKP'ye yaranan isimlerin bazıları zamanında bu isimlere yalakalık yapmadı mı?
Göreceksiniz, çark aynen işleyecek. Neyse, bunlar önemli değil... Zaten alışık olduğumu hareketler bunlar.
Basının çok temel bir hastalığı bu: İktidara güdümlü yayıncılık yapmak ve sandıktan çıkan sonuca göre kendisine pozisyon çizmek... Duruşunu döneme göre ayarlamak...
Bu iktidar döneminde 'muhalif gazeteci' olmak neredeyse kötü bir anlam taşıyormuş gibi bir hale getirildi bazıları tarafından. Muhalif olanlar suçlandı, hedef gösterildi, yargısız infazlara kurban edildi...
Pek çok kavram gibi gazeteciliğin özünde muhalefet etmesi görevi de unutuldu, kavram kargaşaları içinde yok edildi...
Yarın öbür gün Türkiye'de iktidar değişecek... İktidar, hiç kimsenin tapulu malı değil. Hele ki tepkisini sadece seçimde gösteren Türkiye halkının ne yapacağı hiç belli olmaz.
Ama lütfen o iktidar değiştiğinde not edin...
Bunun muhalifleri o gün de muhalif kalacak mı? Bugünün yandaşları yarın da yandaş olacak mı?
Tasfiye listelerini ona göre hazırlayın...
Ben istiyorum ki hükümet değişsin... Yeni bir parti iktidara gelsin...
Gelsin ki görün yarın ona nasıl muhalefet yapacağımızı...
'Hep Muhalif Olmak' Nuray Mert'in bir kitabının adı ve bana kalırsa biz gazetecilerin pozisyonunu en iyi şekilde bu tavır açıklıyor.

Sebati'nin çekemediği fotoğraf
Malum yazı dizisinden bahsedip de Hürriyet'te Sebati Karakurt'un çektiği fotoğraf karelerine değinmeden olmaz. Sebati'nin fotoğraflarının hepsi çok güzeldi ama bir kare fotoğrafı fena atlamış...
Hayır, ihramlı fotoğraflardan bahsetmiyorum. Geçen haftalarda Soner Yalçın'ın Hürriyet'e yazdığı Nezihe Araz portresinde yer alan bir ayrıntıdan söz ediyorum...
Yıl 1956... Havadis gazetesi Nezihe Araz'ı Kabe'ye gönderip izlenimleriyle tiraj alma peşinde. Nezihe Araz gidip izlenimlerini yazmaya başlamış ama Mekke'den gönderilen bir kare dönemin istihbarat şefi Hakkı Devrim'in dikkatini çekmiş... Devrim de gazeteci içgüdüsüyle sayfaya o fotoğrafı yerleştirmiş: Duvar dibine çömelik çişini yapan bir Arap'ın fotoğrafı...
İşte Sebati'nin kaçırdığı böyle bir fotoğraf karesidir! Şaka bir yana, çok güzel işler çıkarmış Sebati...
Peki Nezihe Araz'ın fotoğrafının sonuçları ne oldu? İstanbul'u ziyarete gelen Irak Kralı Faisal II kendisinin Muhammet soyundan geldiğini ve böyle bir fotoğrafın kabul edilmeyeceğini söylemiş. Sonunda Nezihe Araz Havadis'ten kovulmuş, Hakkı Devrim de istifa etmiş!