Türkiye'de gazetecilerin kendilerini anlatmalarının doğru olup olmadığının tartışılması tam da 'BEN' kuşağının (Generation Me) devrinin tamamlandığı bir döneme denk geldi.
Bazıları sadece bu dönemin uygunluğundan yola çıkıp 'BEN' diyerek yazmanın yanlış olduğunu yazıp söylemeye başlarlarsa ciddi bir yanlış yaparlar ve olan dönüşümü hiç anlayamama tehlikesi ile karşı karşıya kalırlar.
Kapanan döneme özgü 'BEN' belki bitmiştir ama aşağıda açıklayacağım. nedenlerle yeni dönemde 'BEN' tekrar kendini güçlü olarak ortaya koyacaktır. Buna 'SAHİCİ BEN dönemi' diyebiliriz.
Bu tür dönüşümlerin temelinde daima ekonomik nedenler vardır. Kapitalizmin en saldırgan, en utanmaz, en ilkesiz olduğu dönemde 1980 sonrası ve 1990'lı yıllarda en azından o ekonomik temel kadar saldırgan, utanmaz olan 'BEN kuşağı' ortaya çıktı...
Bu kuşak kendilerini hayatın önemli konuları hakkında düşünmek zorunluluğunda hissetmeyen, o sorunlar hakkındaki çözüm yollarını fazla düşünmeye gerek kalmadan 'zaten' bildiklerini zanneden, cehaletlerinin fatkında olmayan, cehalet, içi boşlukluk ve düşünme yeteneksizliği karışımının yarattığı doğal sonuç olarak hayatın her düzeyinde kendini bilmez ve saldırgan bireyciliği ile ortaya atılabilen, kendisine ait en detay meseleyi bile toplumun en önemli sorunu sanabilen hayli garip bir insan türü ortaya çıktı. Trendleri yazanlar, televizyon dizilerini yapanlar filmleri çekenler ve dergi yayıncıları seçtikleri yazı konularıyla, seçtikleri fotoğraflar ile 'BEN' kuşağının değerlerinin (veya olmayan değerlerini) dünya çapında yaydılar.
Bu kuşağın içinin boşluğu ve düşünme yeteneksizliği ile duvara çarpacağı kesindi. Yine bu kuşaktan olan, gerçekte olmayan kağıtları satarak, hayal ekonomisinden büyük vurgunlar yapan çoluk çocuğun arsız harcama ekonomisinin krize girmesiyle 'BEN' kuşağının çarpacağı duvar yükseldi. Nereye gittiklerini düşünmeden 'Hızlı yaşadıkları' için de sonunda duvara çarpıp nakavt oldular.
Bir kuşak yenildi ama 'BEN' kavramı yenilmedi. Yeni anlamların arandığı, yeni rol modellerinin oluşacağı ve ekonomide de, toplumların hayat tarzında da yeni kuraların konulacağı, yeni tanımlamaların yapılacağı bir döneme giriliyor. Kapitalizmin tarih öncesine ait arsız, ergen çocuk davranış biçimleri artık terk edilecek. Ve 'BEN'e yeni bir dizi anlamlar yüklenecek.
YENİ BEN
Önümüzdeki dönemde ön plana çıkacak 'BEN'ler kendileri anlatsalar bile o anlattıklarının içini doldurmaya ve gerekirse davranışlarını savunmaya yetecek kadar bilgi birikim ve düşünce üretme yeteneğine sahip olacaklar. Olamayanlar ise artık 'BEN' olamayacaklar.
Biten dönemde olduğu gibi yeni dönemde 'BEN'lere sadece arsız ve içi boş olmasına rağmen narsist olmak yetmeyecek, şimdi 'BEN'ler içi dolu olan, anlamı bulunan bir ben'liği anlatacaklar. Ben daha önceki dönemden farklılığı ortaya koymak için 'SAHİCİ BEN' dönemi geliyor diyorum.
SAHİCİ olmak zor bir iştir. Düşünce ve bilgi birikimi ister, biten dönemdeki BEN'ler kendileri hakkında sürekli yalan söylemek zorundaydı. Çünkü içleri boştu. Kendilerini önemli olarak ortaya çıkarabilmeleri için sürekli abartılı yalanlar söylemek zorundaydılar.
TÜRKİYE'DE SAHİCİ OLMAK
Türkiye'de SAHİCİ olmanın özellikle önemli olduğu bir döneme giriyoruz. Ortalık sahici olmayan dindarlar, demokratlar, taraflar ile doldu. Sahici olmayanların çoğunlukta olmaları nedeniyle ortalık pis kokuyor.
Sahici 'BEN'ler ortaya çıkıp söylemleri devraldıkça ortalık temizlenecektir.
Sahici olmak insanın kendinden utanmaması ve eksikliklerini bilip olan biten hakkında hiç yalan söylemeden kişiliğini anlaması ve açıklamasıdır... 'BEN neysem oyum bunu kabul edin' demek değil bu. O laf eski döneme ait bir laf. Şimdi ise 'Ben şu anda bu kadarım. Bu noktaya gelmek için uğraş verdim. Beni sevmenizi beklemiyorum. Sadece sahiciliğimi, gerçeğimi kabul edin ve bana önerileriniz varsa söyleyin. Dinlemeye de hazırım. Ben her insana böyle yaklaşıyorum. Bana da böyle yaklaşılmasını istiyorum. Neysek neyiz yeter ki sahici olalım' demek bu. Yeni döneme ilişkin bir düşünce bu.
Bir insan sahici olabiliyorsa onun yazısında kendisini anlatmasında ne sakınca olabilir. Tersine yarar da var. O sahiciliği nasıl oluşturuyor ve tutabiliyor. İnsanlar onu anlarlarsa 'Sahici ben'lerin ağırlıkta olduğu bir toplum belki oluşturulabilir.
Özetle; Oray kardeşimin 'BEN kuşağının döküldüğü' görüşüne ben de katılıyorum. ama şimdi daha güçlü bir 'BEN kuşağının' ortaya çıkacağını görüyorum. Temizlik yaşanacak ama bir düzeyi bir kaliteyi tuturabilenler ayakta kalacak. Ayakta kalacakların kendilerini anlattıkları hikayenin merkezine koyarak yazdıkları yazıların da tadına doyum olmayacak. Çünkü o anlatılan 'BEN'in içinde sağlam düşünce birikim ve haberdar olma özellikleri de bulunacak. (Özkök ve Ahmet Hakan'ın yaptıkları son iş bunun iyi bir örneğidir).
ÖNEM VERDİĞİM BİR GAZETECİ
Bu köşede arada bir isminden bahsettiğim MONOCLE dergisinin yayın yönetmeni Tyler Brule'ye de neden önem verdiğim bu yazımdan sonra belki daha iyi anlaşılabilir... O haberleri bizzat yaşıyor sonra deneylerini anlattığı hikayenin merkezine kendisini koyarak yazılar yazıyor. Ama yazdığı her yazıda bilgi birikimi ve izleme gücünün düzeyi son derece belirgin o nedenle onun yazılarındaki 'BEN'in içi dolmuş durumda oluyor her zaman.