AKŞAM GAZETESİ | GUNCEL | 14 EYLÜL 2009, PAZARTESİ
İkinci Ergenekon davasının tutuklu sanığı gazeteci Mustafa Balbay, iddianamede yer alan günlüklerin kendisine ait olmadığını söyledi. Balbay, "10 yıllık notlar 2 dakika 33 saniyede oluşturulmuş görünüyor. Usain Bolt olsam bu kadar sürede günlük oluşturamam" dedi.

İSTANBUL - İstanbul'daki sağanak yağış nedeniyle ara verilen ikinci ''Ergenekon'' davasının 5. duruşmasına başlandı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde oluşturulan salondaki duruşmaya, birleştirilen ikinci ve üçüncü davaların 53 tutuklu sanığından gazeteci Tuncay Özkan, Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, eski Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek'in de aralarında bulunduğu 48'i katıldı.
Tutuklu sanıklar Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, eski İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Yarbay Mustafa Dönmez ve Süleyman Solmaz ise duruşmaya gelmedi. Duruşmada, toplam 55 tutuksuz sanıktan gazeteci-yazar Yalçın Küçük, İlyas Çınar, Kemal Yavuz, Tanju Güvendiren, Adnan Bulut, Emin Şirin, Hatice Bahtiyar ve Noyan Çalıkuşu da hazır bulundu.
"ÖZETİ OKUNSUN" TALEBİ
Duruşmaya, Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün mazereti nedeniyle katılmadığı için heyete üye hakim Hasan Hüseyin Özese başkanlık yapıyor. İddianamenin okunmasına başlanmadan önce söz alan tutuklu sanık Emcet Olcaytu, iddianamenin savcılar tarafından satır satır okunduğunu belirterek, mahkeme heyetinin iddianamenin çok kısa özetlenerek okunması için karar almasını istedi.
Tuncay Özkan'ın avukatı Celal Ülgen de iddianamenin okunmasının aslında sanık hakkı olduğunu belirterek, ''Ancak bu hak bu dava için bir sıkıntıya, eziyete dönüştü. 500 sayfa 15-20 günde okunur. Özetin özetinin okunmasını istiyoruz'' dedi. Başkan Hasan Hüseyin Özese de bu konunun daha önce karara bağlandığını belirterek, herkesin isnat edilen suç vasıflarından haberdar olmaları gerektiğini, bunların açıklanarak okunacağını söyledi.
SALONLAR ONARILDI
Duruşma, Cumhuriyet Savcıları Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın'ın dönüşümlü olarak iddianamenin özetini okumasıyla devam ediyor.
İstanbul ve çevresinde 8 Eylül'de etkili olan sağanak yağış nedeniyle duruşmanın yapıldığı binanın su alması ve kafeteryanın tavanının bir bölümünün çökmesi nedeniyle mahkeme heyeti duruşmayı ertelemişti. Bu süre içerisinde binanın yağıştan hasar gören kısımlarının onarıldığı, kullanıma hazır hale getirildiği gözlendi.
"GÜNLÜKLER BANA AİT DEĞİL"
İkinci ''Ergenekon'' davasının tutuklu sanığı Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi sanık Mustafa Balbay, ''İddianamede yer alan ve bana atfedilen günlük adındaki notlar bana ait değildir'' dedi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmanın öğleden sonraki bölümünde söz alan tutuklu sanık Hasan Atilla Uğur, bütün hayatını terör örgütü PKK ile mücadeleye adadığını belirterek, bu örgütle ilişkili kişilerle bağlantı kurduğu iddialarının doğru olmadığını, bunların iftira olduğunu söyledi.
10 YILLIK NOTLAR BİLGİSARDA 2.33 DAKİKADA OLUŞTURULMUŞ
Sanık Mustafa Balbay da bütün yaz boyunca avukatıyla beraber suçlamalarla ilgili somut delilleri irdelemeye çalıştıklarını, ortaya atılan delillerin, delil niteliği taşıyıp taşımadığına ilişkin mahkemenin karar vermesini istedi. ''İddianamede yer alan ve bana atfedilen günlük adındaki notlar bana ait değildir'' diyen Balbay, ''Yaz boyunca bu iddiaları araştırdım. İlk gördüğümde 'bu montaj olabilir' demiştim. 10 yıllık notlar 2 dakika 33 saniyede oluşturulmuş görünüyor. Ben eskiden atletizmle uğraştım. Usain Bolt olsam bu kadar sürede günlük oluşturamam. Bunun kopya olduğu açıktır. Bunun delil olup olamayacağını mahkemenize bırakıyorum'' dedi. Bilgisayarına da el konulduğunu, kendisine bir kopyasının verilmediğini ifade eden Balbay, Savcı Nihat Taşkın'ın 19 Ocak tarihli yazısına karşın hala bilgisayarının ya da imajının (kopyası) teslim edilmediğini anlattı.
GİZLİ KAPAKLI TOPLANTIYA KATILANLAR
İş yeri olan Cumhuriyet gazetesinin Ankara Bürosu'nda el konulan bilgisayarların da imajının verilmediğini belirten Balbay, ''Çıkartıldığım mahkemede hakim Sedat Sami Haşıloğlu, bana sorular yöneltti. O sorulara ilişkin bilgisayar imajları 7 Temmuzda çıkartılmış. CMK'ya göre imajlar olay mahallinde verilmeli. Bunlar delil değeri taşır mı? Bana atfedilen notlar üzerinden başkaları da suçlandığı için bunların delil değeri taşıyıp taşımadıklarına ilişkin karar çıkartılması çok önemli'' diye konuştu. ABD Büyükelçisi ile gizli kapaklı toplantı yaptığına ilişkin iddialar olduğunu dile getiren Balbay, ''gizli kapaklı'' olduğu iddia edilen toplantının ABD Büyükelçisi ile gazeteciler Fikret Bila, Erdal Sağlam ve Mustafa Öncel'in de katıldığı resmi yemek olduğunu kaydetti.
''YARGISIZ İNFAZ EDİLİYORUM''
Hakkında ''yargısız infazın'' söz konusu olduğunu ileri süren Balbay, Cumhuriyet gazetesinin Ankara Bürosu'nun santral telefonundan yapılan bütün görüşmelerinden sorumlu tutulduğunu vurguladı. Balbay, şöyle devam etti:
MUHABİRLERLE YAPTIĞIM GÖRÜŞMELER DELİL OLMUŞ
''Bir kişiyle 300 kere görüşme yapmam çok saçma geldi. Muhabirler konuşmuş, gazetecilik ilişkileri var. Haber alıp haber veriyorlar. Bu sorular bana soruluyor. Gazeteciliğimden hiçbir endişem yok. Yanıt veremeyeceğim hiçbir soru yok. Bilgisayarların imajının verilmemesi, içeriğinin kopya olması, farklı zamanlardaki metinlerin bir araya getirilmesi, çok büyük bir usulü hata olduğunu gösterir. Bunun altını çiziyorum.''
"ÖRNEK'TEN REKLAM DESTEĞİ İSTEDİM"
Tutuklu sanık Tuncay Özkan da iddianamede suçunun delillerinin kendisine söylenmediğini, ancak 3 satırla tutukluluğunun devam ettiğini söyledi. Özkan, 1 yıldır tutuklu olduğunu, 11 kere de tutukluluğunun devamı yönünde karar verildiğini ifade ederek, elde edilen delillerin CMK'ya uygun olup olmadığının mahkemece değerlendirilmesini istedi. ''Emekli Oramiral Özden Örnek'in günlüklerinde adının geçtiğini'' belirten Özkan, ''Örnek'i 2 kere ziyaret ettim. 'Televizyon kanalı kuracağım OYAK'tan reklam verir misiniz?' dedim. 'Recep Tayyip Erdoğan bana saldırırsa beni korur musunuz?' diye sordum'' şeklinde konuştu.
AKPINAR VE BATUMLA YAPTIĞIM GÖRÜŞMELER DELİL OLMUŞ
Adil yargılanmak istediğini ifade eden Özkan, mahkemenin kendi hakkını savunmasını istedi. Özkan, ''terör örgütünün delili olarak gösterilen telefon konuşmasını yaptığı M.A'nın Metin Akpınar'', ''örgüte yeni eleman kazandırmasının delili olarak gösterilen konuşmayı gerçekleştirdiği S.B'nin de Süheyl Batum'' olduğunu söyledi. Mahkeme heyetine başkanlık yapan üye hakim Hasan Hüseyin Özese de Özkan'a iddianamenin CMK'daki uygulamaya göre okunduğunu, mahkemenin herhangi bir kimsenin etkisi altında kalmadığını ve adil yargılama gerçekleştirdiğini, iddianamenin adı gibi savcıların iddialarından oluştuğunu kaydetti.
''CEZAEVİ İÇERİYE ATTIĞIM İNSANLARLA DOLU''
Tutuklu sanık Adil Serdar Saçan ise birinci ''Ergenekon'' dava dosyasına MİT'ten gönderilen 6 adet CD'nin kendisine verilmesini istediğini, ancak o dava birleşmediği için mahkemenin bunu kabul etmediğini söyledi.
Saçan, birinci iddianamedeki sanıklar ile ilişkilendirildiğini ifade ederek, ''Tuncay Güney, Ümit Oğuztan hakkında soruşturma yapan kişiyim. Davayı kapatmakla suçlanıyorum. Bu belgeleri alıp götürdüğüm söyleniyor. Peki ama MİT'e CD'ler nasıl gitti'' dedi. Hakkında müebbet hapis cezası istenen örgüt yöneticilerinin hiç ifadesi alınmadan tensiple, itirazla tahliye edildiğini, kendisi hakkında 20 yıl hapis cezası istendiğini belirten Saçan, şunları söyledi:
''Beni neden içeride tuttuğunuzu açıklamalısınız. İçeriye attığım insanlarla aynı örgütte ve yan yana koğuşlarda tutuluyorum. Buradaki 4 No'lu cezaevinin üçte ikisi çete suçlularıyla dolu. Yarı yarıya içeriye attığım insanlarla dolu. Beni cezaevinde koruyabileceğinizi mi sanıyorsunuz. Avukatımla görüşemiyorum. Hastaneye gidemiyorum.''
''İDDİANAMENİN YÜZDE 95'İ SAHTE BELGELERLE DOLU''
İkinci ''Ergenekon'' davasının tutuklu sanığı Durmuş Ali Özoğlu, ''İddianamenin yüzde 95'i sahte belgelerle dolu. Karar veren mahkemenin hakimlerinin de imzaları sahte çıkacak'' iddialarında bulundu.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmanın öğleden sonraki bölümünde söz alan Özoğlu, iktidarın devletin içini boşalttığını, bu iddiaları hazırlayan savcıların da hukukun içini boşalttığını ileri sürdü.
İddianamenin ne mahkeme ne de savcılar tarafından okunduğunu öne süren Özoğlu, şöyle devam etti:
''Hukuktan anlamam. Anlasam da zaten burada hukuk yok. İddianamenin yüzde 95'i sahte belgelerle dolu. Karar veren mahkemenin hakimlerinin de imzaları sahte çıkacak. Mahkeme her şeyi bu davaya bağlamaya çalışıyor. Bu mahkeme ivedilikle bazı şeyleri araştırmalıdır. Zekeriya Öz, askerlik yapıp, yapmamış mıdır? Yapmadıysa bunun nedeni psikiyatrik midir? Ayrıca Öz, CIA ajanlarıyla buluştu mu? Emniyetin elinde Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ait mühimmat var mı? Bunlar ivedilikle araştırılmalı. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin röntgeni çekildi. Bunu savcılar yaptı demiyorum. Çünkü onların da haberi yoktu. Yüzyılın davası değil, söylediklerim araştırılsın yüzyılın sahtekarlığı ortaya çıkacak.''
"ALLAH KÜÇÜK'Ü YARATARAK HATA YAPTI"
Duruşmada söz alan tutuksuz sanıklardan Prof. Dr. Yalçın Küçük, daha önce yargılandığı davalardan birinin gerekçeli kararında, kendisinin ''Şeytana pabucunu ters giydirecek kadar zeki'' olduğunun yazıldığını söyledi.
Selimiye'de mahkemenin karşısına çıktığında başka bir davada, ''Kendisinin sıhhat bozacak kadar, her türlü meşakkate katlanan ve azimle, şevkle çalışan bir savcıyı, oturduğu yerden bakışıyla kanser yaparak öldürmüş olmakla suçlandığını'' ileri süren Küçük, ikinci iddianamede de kendisiyle ilgili bu tür ifadelerin çok sık yer aldığını iddia etti.
Küçük, şöyle devam etti: ''Allah Yalçın Küçük'ü yaratarak hata yaptı. Çünkü ikinci şeytanı yarattı' diye ifadeler var. Hürriyet gazetesinde de 'Yalçın Küçük'ün halkın kafasını dağıttığı' yönünde üçüncü iddianamede bir ifade geçiyor. Ben bunlarla suçlanıyorum. Ben insan değil miyim? Gece çıkıp bir başka insanın beynine girip ona her şeyi yaptırıyorum. Söylemek istediğim her şeyi söyletiyorum. Geçen salı buradaydık. Gök gürledi, yağmur yağdı, elektrikler kesildi, mahkeme durdu. Bunu ben yapmadım. Saygılar sunarım.''
Tutuklu sanık Mehmet Ali Çelebi de Savcı Mehmet Ali Pekgüzel'in bir duruşmada ''sözde TSK'' ifadesini kullandığını ileri sürdü. Türk yargısının kimsenin uşağı olmadığını anlatan Çelebi, bu millet için kötü düşünenlerin ortaya çıkarılması gerektiğini anlattı. Tutuklu sanık İbrahim Özcan da 16 aydır cezaevinde yattığını belirterek, ancak hangi suçlamayla tutulduğunu bilmediğini söyledi.
Özcan, ''Birileri emir verdi. Uzun süredir içerde kalıyorum. Türkiye'de kan davaları böyle oluyor. Bu da bir kan davası nedenidir. Uzun süre tutuklu kaldıktan sonra beraat edersem bunun bedelini kim ödeyecek'' diye konuştu.
ÖZBEK: ''70 YAŞINDAN SONRA BİR YERE KAÇACAK DEĞİLİM''
İkinci ''Ergenekon'' davasının tutuklu sanıklarından eski Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek, 6 çocuğu ve 16 torunu olduğunu belirterek, ''70 yaşından sonra herhalde bir yere kaçacak değilim. Tahliyemi istiyorum'' dedi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada konuşan Özbek, 1971 yılında sendikacı olduğunu, 1975 yılından beri 34 sene Türk Metal Sendikası'nın genel başkanlığını yaptığını ifade ederek, 1985 yılından itibaren de devlet korumasında olduğunu kaydetti.
Özbek, 320 bin üyesi ile Türkiye'nin en güçlü sendikası olduklarını belirterek, şöyle devam etti:
''38 yıllık sendika hayatım boyunca 1 defa karakola gitmedim. Yasa dışı hiçbir eyleme katılmadım, yasa dışı hiçbir örgüte üye olmadım. Bizim fikrimiz zikrimiz belli. Bizim için devlet var olsun, gerisi önemli değil. 70 yaşında ve şeker hastasıyım. İnsülin kullanıyorum. Sabit mekanım var. 6 çocuğum ve 16 torunum var. 70 yaşından sonra herhalde bir yere kaçacak değilim. Bu devletin, milletin sevdalısıyım. Tahliyemi istiyorum.''
Özbek, milliyetçi, muhafazakar bir insan olduğunu belirterek, sendikanın bütün bürolarındaki evrakların dava dosyasında belge olarak yer aldığını, yasa dışı ve yasal her türlü kurumun sendikaya görüşlerini gönderdiğini, sendika yöneticileriyle yaptığı konuşmaların da suç olamayacağını dile getirdi.
Tutuklu sanık emekli Albay Levent Göktaş, Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu ile örgütsel irtibatı olduğu yönünde iddiaların bulunduğunu ifade ederek, Kanadoğlu'nun bu davadaki durumunun ne olduğunu öğrenmek istediğini söyledi.
Aynı zamanda avukat olan Göktaş, içeriğinde çok önemli bilgi olduğu söylenen ve birlikte çalıştığı bürosundaki bir avukatın odasında, masa üzerinde alelade bir şekilde açıkta bulunan bir DVD nedeniyle 8 ayı aşkındır tutuklu olduğunu kaydetti.
Bazı kişilerin özel hayatlarına yönelik bilgilerin yer aldığı bu DVD'nin içeriğini de savcılık tutanağında öğrendiğini dile getiren Göktaş, ''savcıları vurun'' dediği iddiasıyla Poyrazköy'deki kazılar nedeniyle 5 kişinin tutuklandığını, Levent Bektaş'a kesinlikle böyle bir şey söylemediğini, Bektaş'ın Silivri Cezaevi'ne kendisini görmeye gelmediğini anlattı.
Tutuklu sanık Kurmay Albay Mustafa Koç, jandarma içerisinde Cumhuriyetçi Çalışma Grubu adında bir oluşumun olmadığını söyledi.
Koç, Jandarma Genel Komutanlığına böyle bir oluşumun olup olmadığının sorulduğunu, verilen cevapta ise böyle bir oluşumun olmadığının belirtildiğini kaydetti.
ÖDÜLLENDİRİLECEĞİ HABERDEN TUTUKLANDI
Sanıkların beyanlarının ardından söz alan Mustafa Balbay'ın avukatı Aydın Metin, üçüncü iddianamede dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün savcılara verdiği ifadeler doğrultusunda, müvekkili hakkında iddiaların bulunduğunu söyledi.
Avukat Metin, iddianamede, Balbay ile ilgili bölümde müvekkilinin Mayıs 2003'te gazetesinde ''Genç subaylar tedirgin'' başlıklı haber yaptığının yer aldığını ve savcılığın iddianamede ''Bu haberi yapmak suretiyle varlığı iddia edilen örgütün amaçları ve istekleri doğrultusunda bir darbe hazırlama gayreti içinde olduğu'' şeklinde yorumda bulunduğunu kaydetti.
Özkök'ün ifadesine göre o dönemde TSK içinde bir takım sıkıntıların olduğunun yer aldığını anlatan Metin, ''Balbay'ın yaptığı haber doğru. Balbay'ın olsa olsa bu haberden dolayı ödüllendirilmesi gerekir. Bu haberden dolayı tutuklandı'' dedi.
ÖZBEK'İN AVUKATI TUTUKSUZ YARGILAMA İSTEDİ
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada söz alan Eski Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek'in avukatı Aydın Akpınar, hukukun toplumsal ilişkileri düzenlediğini belirtti.
Hukuka saygı duyulması gerektiğini, ancak daha fazla saygı duyulması gereken duygunun adalet olduğunu dile getiren Akpınar, yargılama sürecinde eşit olan ve eşit olmayan insanlar arasında tuhaf bir eşitliğin oluştuğunu aktardı.
Akpınar, ''70 yaşındaki müvekkilimin gerek iddianamede gerekse bugüne kadar yapılan konuşmalarda üzerine atılı suçları işlemediğine yönelik inancımıza inanmasanız da sizi bizim yanımızda olmaya davet ediyoruz'' diye konuştu.
Aydın Akpınar, hakkında 2 veya 3 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olanların tutuksuz yargılandığını, ancak müvekkilinin atılı suçun cezasının alt sınırı 6 yıl olmasına karşın 1 yıldır tutuklu bulunduğuna dikkati çekti.
Müvekkilinin örgüte üye olmakla suçlandığını ifade eden Akpınar, ancak örgütte ne konumda olduğunu, örgütteki hiyerarşisi, nasıl bir ilişki içerinde olduğuna yönelik somut deliller bulunmadığını söyledi.
Müvekkiliyle ilgili olarak iddianamede Mustafa Balbay'ı tanıdığı ve başkanı olduğu sendikanın parasını başka kişilere aktardığı yönünde iddiaların bulunduğunu anlatan Akpınar, ''Müvekkilim Balbay'ı tanıyor. Çünkü sendikanın basın danışmanıdır. Balbay, sendikanın aylık olarak çıkardığı 'Strateji' gazetesine haberler yazıyor. Bu nedenle Balbay'a ücret ödenmiştir'' şeklinde konuştu.
PEKGÜZEL SANIK AVUKATLARIN DAVADAN YASAKLANMASINI İSTEDİ
Avukatların taleplerinin dinlenmesinin ardından, savcı Mehmet Ali Pekgüzel taleplere ilişkin görüşlerini açıkladı.
Pekgüzel, bu davada avukat olan sanıkların bulunduğunu ifade ederek, bu kişilerin Ergenekon davalarına sanık ve müdahil avukatı olarak katılmalarının yasaklanmasını talep etti.
Pekgüzel, tutuklu sanık İbrahim Özcan'ın ''bu davayla ilgili yapılan işlemler kan davası oluşturur'' şeklinde beyanlarda bulunduğunu belirterek, bunun savcılara yönelik tehdit oluşturduğunu söyledi.
Pekgüzel, bu nedenle Özcan hakkında yasal işlem yapılarak Silivri Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulmasını ve Özcan'ın tehdit suçundan da tutuklanmasını istedi.
HEYET TALEPLERİ DEĞERLENDİRMEK İÇİN DURUŞMAYA ARA VERDİ
Ardından Mahkeme Heyetine başkanlık yapan Hasan Hüseyin Özese, talepleri değerlendirmek üzere duruşmaya ara verdi.
Bu sırada tutuklu sanık Özcan, Savcı Pekgüzel'e yönelik, ''Sen beni tehdit ediyorsun. Hayati tehlikem var. Hastaneye gidemiyorum. Devletin yetkisini kullanarak siz insanları tehdit ediyorsunuz'' diye bağırdı.
DAVA 17 EYLÜL PERŞEMBE GÜNÜNE ERTELENDİ
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada mahkeme heyetine başkanlık eden üye hakim Hasan Hüseyin Özese, aldıkları kararları açıkladı.
Hakim Özese, taleplerin çok olması nedeniyle 18 Eylül Cuma günkü yapılacak duruşmada karara bağlanacağını belirterek, sanıkların tutukluluk hallerinin devamına hükmettiklerini söyledi.
Özese, bir sonraki duruşmanın 17 Eylül Perşembe günü yapılacağını da bildirdi.