Basit mantık: Bir çalışan iÅŸyerinde 365 gün aynı performansı gösterebilir mi ?
Elbette hayır...
Çizgi hep yükselmez. Bazen düz gider, bazen yolunu da ÅŸaşırır.
Aynen Ayamama deresi gibi... Ortalığı yıkar geçer...
Bunları Arda Turan için söylüyorum...
BeÅŸiktaÅŸ maçında kötüydü.
Hem fiziksel olarak, hem de psikolojik olarak yorgundu.
Sezon başından bu yana tüm maçlarda non-stop devam etti.
Buna milli maçlar dahil.
Her maçta ondan çok ÅŸeyler bekledik...
Ona öyle misyonlar yükledik ki, neredeyse Türk futbolunu kurtarsın istedik...
Daha dün BayrampaÅŸa'da köÅŸedeki bakkalın önünde pinekleyen Arda'dan bugün İstinye Park'daki tüm marka maÄŸazalarda hava atmasını talep ettik!
Aslında bunu Arda yaptı. Çıtayı yükseltti, en yukarıya koydu. Biz doymadık 'Daha yukarı, daha yukarı' diye bağırdık..
Estonya'yı yendiÄŸimiz maçtan sonraki manÅŸetleri hatırlıyor musunuz ? Her ÅŸey Arda'nındı... O varsa dünya dönüyordu adeta...
Ama ayıp ettiğimizin farkında değiliz.
Ya en yukarıya çıkarıyoruz, ya toprağın altına gömüyoruz. Fiziksel ve ruhsal durumunu hiç hesaba katmadan hem de.
Önerim ÅŸu:
Arda'nın en kısa zamanda dinlenmesi ve dünyayla en azından birkaç günlüÄŸüne baÄŸlantıyı kesmesi lazım...
Mesala Rijkaard onu KasımpaÅŸa maçında tribünde oturtmalı... O da normal vatandaÅŸ gibi maç seyretmeli...
Haksız mıyım ?
Binbir suratlı yalakalar!
Adam diyor ki; 'Bu Terim'den bir ÅŸey olmaz! Bırakıp gitsin hemen, gitsin de Türk futbolu kurtulsun!'
Ama sonra görüyorum ki o adam; Fatih Terim'in yanında 'Aman hocam, yaman hocam, ne büyüksün hocam' diye yalakalık yarışında!
Yeter artık.
Bir öyle bir böyle olmuyor, ayıp oluyor.
Şimdi bu arkadaşların zamana vurma zamanı.
Milli Takım Dünya Kupası finallerini riske attı ya... Yine aynı tiyatro, yine ucuz taktik!
Kompleks denizinde yüzenler 'Terim'i yiyip bitirelim, yıpratalım. Bırakıp gitsin de rahatlayalım' mantığı içinde debelenip duruyorlar...
Teknik direktörden daha çok teknik direktör havasını atanlar; inanının yüzlerce kez ÅŸahit oldum, Terim'in karşısına geldiÄŸinde futbol adına kem kümden baÅŸka hiçbir ÅŸey edemiyorlar...
O yaÄŸdanlıklar, Terim'in önünde el pençe divane. Her zamanki gibi yalakalık peÅŸinde, düÄŸme ilikliyorlar.
Hocanın masasında oturmak, onunla bir iki kelam edebilmek için ne manevralar yapıyorlar inanamazsınız... Amuda bile kalkacaklar hocanın dikkatini çekmek için neredeyse!
O iki yüzlüler, hatta bin bir suratlar yine Terim'in gitmesini istiyorlar ÅŸimdi... Sanki hoca gitse her ÅŸey güllük gülistanlık olacak, milli takım uçup Dünya Åžampiyonu olacak!
Peki diyelim, Terim ceketini aldı gitti?
Kim gelsin? Kim sizi mutlu eder? Kim Türk futbolunu çaÄŸ atlatır? Yabancı bir teknik direktör mü?
Uzaydan mı, Venüsten mi, Marstan mı gelecek söyleyin?
Projeniz var mı? Adayınız kim? Daha önce yine yerden yere vurduÄŸunuz Mustafa Denizli mi, Åženol GüneÅŸ mi, Ersun Yanal mı?
Yok deÄŸil mi?
O halde... Yetti artık sizden çektiÄŸi Türk futbolunun... Ne olur artık susun!
Ver Allah'ım ver!
Metin Oktay'ı anma töreninde İmam bir ara gaza gelip duasını 'Galatasaray'ın Avrupa'da baÅŸarılar kazanmasına, yeni tesislere ve stada kavuÅŸmasına yardımcı ol Yarabbi' diye tamamladı. Bıyık altından gülenler oldu o sırada..
Maneviyat önemli... Ancak 'Tesis ver, stat ver, ver Allah'ım ver' demek biraz komik oluyor...
Saksıyı çalıştıracaksın, parayı kullanmasını bileceksin, ekibini kuracaksın, TOKİ ve müteahhitleri kontrol altında tutacaksın. İşçinin, emekçinin üç kuruÅŸa talim edenin parasını zamanında ödeyeceksin. Duanı da ondan sonra edeceksin.
Durduk yerde aç ellerini havaya, 'Ver Allah'ım ver' diye yalvar boÅŸuna.
Tamam, İmam iyi niyetiyle duasını etmiş... Ancak Galatasaray'ın işi duayla değil, akılla...
Duayla olsa 25 milyon Galatasaraylı dua eder hatta baÅŸkan Adnan Polat, bir yanına Haldun Üstünel'i, diÄŸer yanına Işın Çelebi'yi, öteki yanına YiÄŸit Åžardan'ı dizinin dibine Sinan Kılıç'ı, en ön sıraya da Mehmet Helvacı'yı alır 'Yarabbi bize acil 30 Milyon dolar' der iÅŸi bitirirdi. Duayla olsa bu iÅŸler, yüz bin camisinde her gün dualar edilen Türkiye uçardı uçar. Sel diye insanlar sudan sebeble ölmezlerdi.
Allaha sığınmak güzel...
Ancak Tanrı insanı yaratırken ona akıl vermiş, iyi kullansın diye... Şımarmasın, abartmasın, doğru yolu bulsun diye...
Yine de imamın aÄŸzına saÄŸlık. Belki de bir mesaj göndermiÅŸtir birilerine...
Denizli ve Gökhan Zan
Galatasaray-BeÅŸiktaÅŸ maçında Mustafa Denizli'nin durduÄŸu yedek kulübesinin 6-7 metre ötesinde Galatasaray'ın yedek futbolcuları oturuyordu.
Bir kare fotoÄŸraf dikkatimi çekti...
Denizli, yedek kulübesine doÄŸru gelirken, o yüzündeki zoraki gülümsemeyle saÄŸa sola bakındı. Tam karşısında evet evet tam karşısında Gökhan Zan duruyordu...
'Selamlaşırlar' diye düÅŸündüm onlara kitlendim.
Tık yoktu.
Gökhan Zan aslında minik bir jest bekliyordu, ama hoca görmedi, göremedi...
Gökhan Zan, Denizli'ye kazık atıp, BeÅŸiktaÅŸ'ı terk etti sanki!
Peki Gökhan Zan haftalarca bekleyip kimse ilgilenmeyince Galatasaray'a gelmedi mi?
Peki Mustafa Denizli 'Gökhan Zan'ı bırakmayın' derken yarım ağızla, gideceÄŸini görmesine raÄŸmen ÇeÅŸme'de tatilini sürdürmedi mi?
Denizli'nin her ÅŸeye raÄŸmen Gökhan Zan'ı görmesi gerekirdi ama görmedi...
Maç stresindendir canım... Yoksa Denizli eski öÄŸrencisine bir selamı esirger miydi?
2000 ruhunun ayak sesleri
Ali Sami Yen'in koridorlarında çiçekler açtı! Her gün suluyorlar!
Bakıyorlar, koruyorlar, yeri geldiğinde birbirlerini kucaklıyorlar!
Her gün yeni müzik, farklı tarzlar koridorlarda sevgiyi büyütüyor!
Sevgi dediÄŸim ÅŸey, Galatasaray'da her geçen gün yükselen 'takım olgusu'nun gözle görülür ÅŸekilde giderek artmasından baÅŸka bir ÅŸey deÄŸil...
Uzun zamandır Ali Sami Yen koridorlarında bir müzik sesi duyamazdınız, bunu Sabri deÄŸiÅŸtirdi...
Uzun zamandır Galatasaraylı futbolcular arasında sarmaÅŸ dolaÅŸ bir durum göremezdiniz, bunu Servet Çetin deÄŸiÅŸtirdi...
Az İngilizce bilen Arda'nın, Kewel'la, Milan Baros'la diyalogları birbirlerini anlamaları, şakalaşmaları sempati yaratmaya devam ediyor...
Emre Aşık gibi bir tecrübenin denge unsuru olması, Keita ve Nonda gibi yabancılara 'kol-kanat germesi' Ayhan gibi bir tecrübenin her an eksikliÄŸi kapatması takım olan Galatasaray'ın net artıları...
Bunlara Ali Sami Yen'de, Rijkaard'ın 'disiplini ve sevencenliği' birleştirip her koşulda futbolcusuna kendine inandıran bir havada olmasını da ekleyin.. Anlayacağınız Ali Sami Yen eski havasını buldu yani...
2000 ruhunun ayak seslerini duyuyor gibiyim.