AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-09-15
Dün... Sahte belgeler liberal görüşlü gazetecileri hedef almak için tezgahlanmış ve el altından medyaya sızdırılmıştı... Askerler bazı gazetecilerden hoşnut değildi ve onlardan kurtulmak istiyordu...
Bugün... Bir başka belgeden daha söz ediliyor... Bu sefer hazırlayan sivil otorite ve el altından Aydın Doğan'a verildiği konuşuluyor... Yazanları farklı olsa da beklentiler aynı: 'Kimi yazarlardan kurtulacaksın' diye talimat verilmiş...
İkisi de andıç... İkisi de tasfiye listesi... İkisi de dönemsel...
Dün, Aydın Doğan kendisine verilen andıça direndi... Umur Talu, Yalçın Doğan ve Taha Akyol'u atması istendi... Sahip çıktı...
Hatta başka patronlarının direnemeyip kellesini aldığı gazetecilere de iş verdi... Bugün o isimler (Umur Talu istisnası dışında) hala Doğan Grubu gazete ve televizyonlarında çalışıyor...
Ve tabii dünün mağdurları bugünün yıldızları oldu... Andıçın hedefindekilerin pek çoğu şimdi AKP onaylı...
Üstelik bir de Aydın Doğan'a akıl veriliyor: 'Sadece AKP onaylı gazetecilerle çalış, sadece liberallere televizyonlarını ve gazetelerini aç ve biz de seni kurtaralım...'
Böyle bir belge var mı yok mu, bilmiyoruz... Aydın Doğan dışında kimsenin de bilmesine imkan yok...
Velev ki bu belge doğru... Uğur Dündar'dan Melih Aşık'a, Yılmaz Özdil'den Yalçın Bayer'e kadar 'sakıncalı gazetecilerin' tasfiyesi isteniyor. Bu isimler AKP onaylı değil çünkü; muhalefet yapıyor, üstelik etkinler, çok okunuyor ve çok izleniyorlar.
Peki dünün andıç mağduru gazetecilerinin bugünkü sözde tasfiye listesinin karşısında durmaları gerekmiyor demokrat tavır gereği?
Önemli olan ideoloji mi, sadece kendine yakın gördüğün insanların haklarını korumak mı sadece, yoksa ortak bir ilke üzerinde uzlaşmak mı?
Ortak amaç her koşul ve şartta faşizmle savaşmak mı?
Yoksa Cengiz Çandar tasfiye edilmeye çalışıldığında bu ülkede demokrasi elden gidiyor diye gürültülü kopartılır ama Uğur Dündar tasfiye edilmeye çalışılırsa sessiz mi kalınır?
Bu arkadaşların, liberal demokratların kendilerine şiar edindikleri ilke bu mudur: Yalnızca 'bizden' olanın yaşamaya mı hakkı vardır?
Bugünlerde sadece yandaş medyada değil, Doğan Grubu'nda bile bu yönde yazılar yayımlanıyor...
Aydın Doğan'ın kendi gazetelerinde yazan adamlar da patrona 'Sen bazı adamlardan kurtul, sadece liberallere iş ver, senin olayın çözülsün' diye çağrıda bulunuyor...
Kısaca diyor ki; Mehmet Ali Birand kalsın, Uğur Dündar gitsin... Yılmaz Özdil'i kov ama Cengiz Çandar'ı baştacı et... Yalçın Bayer'den kurtul ama İsmet Berkan prensin olsun...
Peki yarın öbür gün rüzgar dönerse...
Yeni kral derse ki 'Ey Aydın Doğan, gazetene cumhuriyetçi, ulusalcı yazarlar al yoksa batarsın, şu liberallerden de kurtu, Akif Beki'yi de köyüne postala...'
Aydın Bey'den bu sefer de onların istediğini yapmasını mı bekleyeceksiniz? Bu iş böyle çocuk oyuncağı mı? Gazetecilik ve gazete patronluğu evcilik oynamak mı?
Doğan Grubu'nun kurtuluşu için akıl verenlerin mantığı böyle işliyor belli ki...
Hadi diyelim bu sistem tuttu...
Bari şimdiden anlaşalım; siz kapının önüne konduğunuzda bozulmak, gücenmek yok...
Tekmeyi yiyeceksiniz... Odanızı hemen toplayacaksınız...
Ya da bugün aklınızı başınıza toplayacaksınız ve bu mağdur edebiyatından, bizden olmayanı dövelim mantığında uzaklaşacaksınız...
Karar sizin...
İçimden bir ses kısa bir süre içinde medyadaki tasfiye listesinin, bugün konuşulandan ve hazırlanandan çok farklı olacağını söylüyor... İlk darbeyi de tabii ki bugün ilk darbeyi vurmaya çalışanlar yiyecek...
Alaçatı'dan eylül notları
- Kahvehane basıp naralar atan kent magandası olmadan Alaçatı'ya gitmek gerekmiş... Sokaklarda huzur içinde, terör korkusu olmadan dolaşman ne keyifliymiş...
- 'Ege'nin en güzeli zamanı eylül ayıdır' gerçek bir yalan... Hava erken kararıyor, herkes evine dönmüş oluyor, mekanlar kapalı, sokakta insan yok gibi, hele bir de yağmur yağıyorsa çok depresif ortam...
- Alaçatı'nın en güzel restoranlarından Agrilia yeni yerinde... Yeni yerinde fazlasıyla yeni doğal olarak... Alaçatı'daki 'ana caddedeki' eski mekandan alıştığımız düzen yeniden kurulmaya çalışılmış ama artık binanın eskimesini, yıpranmasını bekleyeceğiz biraz... Yine de yemek harika... Ortam sıcak... Ve her yer bomboş olmasına rağmen yine tıklım tıklım...
- Çiftlik'teki Langusta'nın sahibi Tuğrul Usta, yıllardır sürdürdüğü savaşı kazanmış. Istakoz ve böceğin en iyi yapıldığı yer 'langoustine' ve 'usta'dan türettiği 'langusta' kelimesiyle marka oldu... Rakipler de hemen bu ismi kapıp kendi tabelalarına yazında kafa karışıklığı oluştu... Gerçek Langusta Tuğrul, bu savaşı yıllardır veriyordu en son Can Baba kalmıştı... Şimdi tek Langusta orijinal Langusta! Kapısında da zaten Tuğrul Usta'nın kocaman bir resmi var; taklitlerden sakının diye...
- Aqua da Şifne'deki yeni yerinde. Eski mekanın özgünlüğü kalmamış, ama eskisinden kalma hoyrat paragözlülük aynen devam ediyor... Fiyatlar pahalı, içkiler ortalama, hizmet kötü, çalışanlar ve yöneticiler kaba ve şımarık, ayrıca tekel olmanın bütün zalimliği de kendini belli ediyor... Yapacak bir şey yok; akşamüstlerinin ve kapalı havaların tek eğlenceli yeri...
- Alaçatı'da trafiği tıkayan ve ünlülerin görünme yeri Tuval'den ne kadar hoşnut değilsem, Ilıca Otel'in sahiline açtıkları Tuval Beach'i bir o kadar beğendim. Ilıca'nın güzeldir denizi zaten. Ortam da gerçekten şık, özenle tasarlanmış bir mekan olmuş. Hiçbir şey göze batmıyor, her şey çok şık... Yazın ziyaret edilmek için not edildi...
- Ve o güzel insanlar atlarına binip gittiler... Eylül geldi, Eda Taşpınar gitti... Alaçatı, yazın bitmesiyle beraber ikoncansız.