AKŞAM GAZETESİ | Bahri Havadır | 2009-09-15
Basit mantık: Bir çalışan işyerinde 365 gün aynı performansı gösterebilir mi ?
Elbette hayır...
Çizgi hep yükselmez. Bazen düz gider, bazen yolunu da şaşırır.
Aynen Ayamama deresi gibi... Ortalığı yıkar geçer...
Bunları Arda Turan için söylüyorum...
Beşiktaş maçında kötüydü.
Hem fiziksel olarak, hem de psikolojik olarak yorgundu.
Sezon başından bu yana tüm maçlarda non-stop devam etti.
Buna milli maçlar dahil.
Her maçta ondan çok şeyler bekledik...
Ona öyle misyonlar yükledik ki, neredeyse Türk futbolunu kurtarsın istedik...
Daha dün Bayrampaşa'da köşedeki bakkalın önünde pinekleyen Arda'dan bugün İstinye Park'daki tüm marka mağazalarda hava atmasını talep ettik!
Aslında bunu Arda yaptı. Çıtayı yükseltti, en yukarıya koydu. Biz doymadık 'Daha yukarı, daha yukarı' diye bağırdık..
Estonya'yı yendiğimiz maçtan sonraki manşetleri hatırlıyor musunuz ? Her şey Arda'nındı... O varsa dünya dönüyordu adeta...
Ama ayıp ettiğimizin farkında değiliz.
Ya en yukarıya çıkarıyoruz, ya toprağın altına gömüyoruz. Fiziksel ve ruhsal durumunu hiç hesaba katmadan hem de.
Önerim şu:
Arda'nın en kısa zamanda dinlenmesi ve dünyayla en azından birkaç günlüğüne bağlantıyı kesmesi lazım...
Mesala Rijkaard onu Kasımpaşa maçında tribünde oturtmalı... O da normal vatandaş gibi maç seyretmeli...
Haksız mıyım ?
Binbir suratlı yalakalar!
Adam diyor ki; 'Bu Terim'den bir şey olmaz! Bırakıp gitsin hemen, gitsin de Türk futbolu kurtulsun!'
Ama sonra görüyorum ki o adam; Fatih Terim'in yanında 'Aman hocam, yaman hocam, ne büyüksün hocam' diye yalakalık yarışında!
Yeter artık.
Bir öyle bir böyle olmuyor, ayıp oluyor.
Şimdi bu arkadaşların zamana vurma zamanı.
Milli Takım Dünya Kupası finallerini riske attı ya... Yine aynı tiyatro, yine ucuz taktik!
Kompleks denizinde yüzenler 'Terim'i yiyip bitirelim, yıpratalım. Bırakıp gitsin de rahatlayalım' mantığı içinde debelenip duruyorlar...
Teknik direktörden daha çok teknik direktör havasını atanlar; inanının yüzlerce kez şahit oldum, Terim'in karşısına geldiğinde futbol adına kem kümden başka hiçbir şey edemiyorlar...
O yağdanlıklar, Terim'in önünde el pençe divane. Her zamanki gibi yalakalık peşinde, düğme ilikliyorlar.
Hocanın masasında oturmak, onunla bir iki kelam edebilmek için ne manevralar yapıyorlar inanamazsınız... Amuda bile kalkacaklar hocanın dikkatini çekmek için neredeyse!
O iki yüzlüler, hatta bin bir suratlar yine Terim'in gitmesini istiyorlar şimdi... Sanki hoca gitse her şey güllük gülistanlık olacak, milli takım uçup Dünya Şampiyonu olacak!
Peki diyelim, Terim ceketini aldı gitti?
Kim gelsin? Kim sizi mutlu eder? Kim Türk futbolunu çağ atlatır? Yabancı bir teknik direktör mü?
Uzaydan mı, Venüsten mi, Marstan mı gelecek söyleyin?
Projeniz var mı? Adayınız kim? Daha önce yine yerden yere vurduğunuz Mustafa Denizli mi, Şenol Güneş mi, Ersun Yanal mı?
Yok değil mi?
O halde... Yetti artık sizden çektiği Türk futbolunun... Ne olur artık susun!
Ver Allah'ım ver!
Metin Oktay'ı anma töreninde İmam bir ara gaza gelip duasını 'Galatasaray'ın Avrupa'da başarılar kazanmasına, yeni tesislere ve stada kavuşmasına yardımcı ol Yarabbi' diye tamamladı. Bıyık altından gülenler oldu o sırada..
Maneviyat önemli... Ancak 'Tesis ver, stat ver, ver Allah'ım ver' demek biraz komik oluyor...
Saksıyı çalıştıracaksın, parayı kullanmasını bileceksin, ekibini kuracaksın, TOKİ ve müteahhitleri kontrol altında tutacaksın. İşçinin, emekçinin üç kuruşa talim edenin parasını zamanında ödeyeceksin. Duanı da ondan sonra edeceksin.
Durduk yerde aç ellerini havaya, 'Ver Allah'ım ver' diye yalvar boşuna.
Tamam, İmam iyi niyetiyle duasını etmiş... Ancak Galatasaray'ın işi duayla değil, akılla...
Duayla olsa 25 milyon Galatasaraylı dua eder hatta başkan Adnan Polat, bir yanına Haldun Üstünel'i, diğer yanına Işın Çelebi'yi, öteki yanına Yiğit Şardan'ı dizinin dibine Sinan Kılıç'ı, en ön sıraya da Mehmet Helvacı'yı alır 'Yarabbi bize acil 30 Milyon dolar' der işi bitirirdi. Duayla olsa bu işler, yüz bin camisinde her gün dualar edilen Türkiye uçardı uçar. Sel diye insanlar sudan sebeble ölmezlerdi.
Allaha sığınmak güzel...
Ancak Tanrı insanı yaratırken ona akıl vermiş, iyi kullansın diye... Şımarmasın, abartmasın, doğru yolu bulsun diye...
Yine de imamın ağzına sağlık. Belki de bir mesaj göndermiştir birilerine...
Denizli ve Gökhan Zan
Galatasaray-Beşiktaş maçında Mustafa Denizli'nin durduğu yedek kulübesinin 6-7 metre ötesinde Galatasaray'ın yedek futbolcuları oturuyordu.
Bir kare fotoğraf dikkatimi çekti...
Denizli, yedek kulübesine doğru gelirken, o yüzündeki zoraki gülümsemeyle sağa sola bakındı. Tam karşısında evet evet tam karşısında Gökhan Zan duruyordu...
'Selamlaşırlar' diye düşündüm onlara kitlendim.
Tık yoktu.
Gökhan Zan aslında minik bir jest bekliyordu, ama hoca görmedi, göremedi...
Gökhan Zan, Denizli'ye kazık atıp, Beşiktaş'ı terk etti sanki!
Peki Gökhan Zan haftalarca bekleyip kimse ilgilenmeyince Galatasaray'a gelmedi mi?
Peki Mustafa Denizli 'Gökhan Zan'ı bırakmayın' derken yarım ağızla, gideceğini görmesine rağmen Çeşme'de tatilini sürdürmedi mi?
Denizli'nin her şeye rağmen Gökhan Zan'ı görmesi gerekirdi ama görmedi...
Maç stresindendir canım... Yoksa Denizli eski öğrencisine bir selamı esirger miydi?
2000 ruhunun ayak sesleri
Ali Sami Yen'in koridorlarında çiçekler açtı! Her gün suluyorlar!
Bakıyorlar, koruyorlar, yeri geldiğinde birbirlerini kucaklıyorlar!
Her gün yeni müzik, farklı tarzlar koridorlarda sevgiyi büyütüyor!
Sevgi dediğim şey, Galatasaray'da her geçen gün yükselen 'takım olgusu'nun gözle görülür şekilde giderek artmasından başka bir şey değil...
Uzun zamandır Ali Sami Yen koridorlarında bir müzik sesi duyamazdınız, bunu Sabri değiştirdi...
Uzun zamandır Galatasaraylı futbolcular arasında sarmaş dolaş bir durum göremezdiniz, bunu Servet Çetin değiştirdi...
Az İngilizce bilen Arda'nın, Kewel'la, Milan Baros'la diyalogları birbirlerini anlamaları, şakalaşmaları sempati yaratmaya devam ediyor...
Emre Aşık gibi bir tecrübenin denge unsuru olması, Keita ve Nonda gibi yabancılara 'kol-kanat germesi' Ayhan gibi bir tecrübenin her an eksikliği kapatması takım olan Galatasaray'ın net artıları...
Bunlara Ali Sami Yen'de, Rijkaard'ın 'disiplini ve sevencenliği' birleştirip her koşulda futbolcusuna kendine inandıran bir havada olmasını da ekleyin.. Anlayacağınız Ali Sami Yen eski havasını buldu yani...
2000 ruhunun ayak seslerini duyuyor gibiyim.