Can Dündar'ın, genç bir kızla öpüÅŸürken fotoÄŸraflanmasını ve bu haberin sunum biçimini gerçekten son derece adice buluyorum.
Ama itiraf etmeliyim ki bende 'yılın haberi' kıvamında bir etki yarattı. Fakat bir yandan da zannediyor musunuz ki, dün medyanın gündeminde 'Cem GaripoÄŸlu'nun teslim olması' vardı?
Hayır, elbette...
Åžüpheniz olmasın tüm medya ve muhtemelen halkımız 'Can Dündar'ın acemi kaçamağı'nı konuÅŸuyordu.
Sanıyor musunuz ki o haberi kaleme alan zalim gazeteci dostumuz sütten çıkmış ak kaşık...
Sanıyor musunuz ki o haberi dizen, fotoÄŸraflayan, o haberi okuduÄŸunda, 'vayy namussuz, yıllarca bizi kandırmış... Ne de çakalmış... Bak karısına bile sadık deÄŸilmiÅŸ' diye verip veriÅŸtiren gazeteciler masum...
Tanıdığım tüm Genel Yayın Yönetmenlerini de bilirim.
Yıllardır bu camiadayım, gitmediğim gezi, katılmadığım sofra muhabbeti, o bu kalmadı... Hepsi karısını aldatmıştır...Veya halen aldatmaktadır. Hem de bir koleksiyoner gibi...
Güçleri genç kızları çeker. İktidarları cezbedicidir.
Bugün medyada köÅŸe tutan kadın yazarlarımızın kaçı ÅŸimdi, bir kısmı rahmetli olan, kudret sahibi yayın yönetmenlerinin yataklarından geçmemiÅŸtir?
İlla kadın yazar olmak da gerekmez...
Mesai arkadaÅŸlarıyla yatan, karısını ve kocasını meslektaşıyla aldatmayan kaç gazeteci var?
Bu büyük bir suç mudur? DeÄŸiÅŸir.... İnsanız... Hata yaparız.
Can Dündar'ı 15 yıldan fazla bir zamandır tanırım. Elbette zarf ve mazruf farklıdır... Hangimiz deÄŸiliz ki?
Bakın Ali Kırca'ya... O da bir Ankara'lıydı... Benzeri başına gelmedi mi? Atlatmadı mı?
Tabii, bu arada Ankaralı gazeteci ile İstanbullu gazeteci arasındaki farkı da yeri gelmiÅŸken söyleyeyim.
Ankara'dan son yıllarda, doğal olarak İstanbul'a gelen gazetecilere bakıyorum. Mal bulmuş mağribi gibi alemlere dalıyorlar.
Neden?
Eh, İstanbul renkli de ondan... İstanbul'un her köÅŸesinde bir renk, bir eÄŸlence, çok daha 'çeÅŸit' var.
İstanbul'un 'zamparalık kodları' ile Ankara'nınkiler farklıdır.
İstanbul'da koltuk sahibi olmak Ankara'da koltuk sahibi olmaktan farklıdır.
Bu güç göz kamaÅŸtırır. Libidal patlamalar yaÅŸar bu arkadaÅŸlarımız.
Her gün yeni bir mekan, her gün gözlerinin içine bakan yeni kadınlar, her gün aklını başından alacak ilgi ve alakalara mazhar olur ve kontrol kaçar.
'Neden kaçar, vay ahlaksız!' demiyorum... Kaçar.
Sorun, Can büyük bir 'mit'ti... Bu pusu kokan haberle o 'mit'in altında kaldı.
FotoÄŸraflandıkları teknenin adının 'Su samuru' olması da ayrıca ilginç...
Bir de 'kara samurları' var... Hep kuytularda, hep sinsi, hep sinik ve silik...
İşte bu haberi bu üslupla; ve teslim edelim en ÅŸeytani yönlerimizi okÅŸayarak baÅŸarıya eriÅŸen bir zalim üslupla, kaleme alan ve sunan gazeteciler, bir kez daha söylüyorum, ne cevizler kırıyor veya kırdılar.
O nedenle, Can'a yapılan haksızlıktır. Haberin yapılması deÄŸil içerik, üslup ve sunumu...
Sadece Dilek'e geçmiÅŸ olsun diyorum. O bunu atlatır...
O fotoÄŸraftaki kızımıza baÅŸarılar diliyorum... Åžimdi medya onu büyütür... Önü açılır.
Can... GeçmiÅŸ olsun aÄŸbi... Bi telefon açsan, 'AÄŸbi ne Bebek'i... Ne İstinye Parkı... Ne Cihangir'i... Atla Çengelköy'e git... Cevahir'e git...'derdim.
Åžaka bir yana geçmiÅŸ olsun. Ama burası Bab-ı Ali dört yanımız 'puÅŸt zulası.'
Ve yeri gelmiÅŸken ÅŸunu da itiraf ediyorum...
'Hepimiz su samuruyuz...'
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Jane Austen'e Türk diziciliğine katkılarından dolayı teşekkürlerimi sunarım