Okuyoruz. Okuyarak öÄŸreniyoruz. Siz okurlar, okuyor, anlıyor, yorumluyorsunuz. Okumayı bilirsek, okuruz. Ana dilimizle yazılmışsa elbette anlarız. Küçücükten bize okumayı öÄŸrettiler, öyleyse ne gelirse önümüze bildiÄŸimiz dildense, okur, anlarız.
Okuyamayız. Alfabesini bilmediÄŸimiz bir dilde yazılmış bir metin ise önümüzdeki.
Okuruz anlayamayız, alfabesini bilsek de, bilmediğimiz bir dilin.
Okuruz anlayamayız, dilini bildiÄŸimiz halde konusu hakkında bilgimiz olmayan bir metni. (ÖrneÄŸin, katı hal fiziÄŸini bilmiyorsak, bu konuda yazılmış bir teknik yazı, ana dilimizle de anlatılmış olsa, bizim için anlaşılmaz olur.)
Okuruz, anlayamayız bir ÅŸiiri. Åžiirdeki tüm sözcüklerin tek tek anlamlarını biliriz de, bir araya geldiÄŸinde ne anlam ifade ettiÄŸini bir türlü anlayamayız. Daha hazini, dizelerin düz anlamları bize açık gelir de, onların birlikte ne demek istediÄŸini, o sözlerin neden ÅŸiir sayıldığını kavramakta zorlanabiliriz. 'Ben ÅŸiirden anlarım' deriz, ezbere ÅŸiirler de okuyabiliriz. Oysa öyle ÅŸiirlere rastlayabiliriz ki, bize hiç tat vermez, uzağımızda kalır hep, ona bir türlü yaklaÅŸamayız. Böyle durumlarda çoÄŸunlukla 'anlamadım' demek zorumuza gider, 'bu ÅŸiir saçma' ya da 'bu ÅŸiir çok kötü' deyiveririz.
Anlamadığımızı gizleyen anlama
Okuruz anlamayız. 'Anlamadım' demek, çoÄŸunlukla gücümüze gider. 'Bunca okumuÅŸ, üstelik ÅŸiir yazmış bir adam olarak, nasıl anlamazmışım bu ÅŸiiri, anlıyorum elbette' der, anlamadığımız ya da anladığımız anlam içimize sinmediÄŸi halde, anladığımızı sanmakta ısrar ederiz. Anlamadığımızı gizleyen anlama, en tehlikeli anlayamamalardan biridir. Sahtedir. Bizi anlıyormuÅŸ rolü yapmaya zorlar. EzberciliÄŸe, iki yüzlülüÄŸe iter. Bilgi ve düÅŸünme ufkumuzu karartır, darlaÅŸtırır. EÄŸitimden bir örnek vermek gerekiyorsa, anlamadığımız bir konuyu tekrar tekrar anlatan öÄŸretmenimiz, 'anladın mı?' diye sorduÄŸunda; bizi aptal sanmasın, kızıp azarlamasın düÅŸüncesiyle, anlamadığımız halde 'anladım' diyebiliriz. Bu yanıt bizi ağır bir sorumluluk altında bırakır. ÖrneÄŸin, öÄŸretmenimiz 'mademki anladın, ÅŸunu sınıftaki arkadaÅŸlarına anlat' derse ne yapacaksınız?
Konu anlamaktan açıldığına göre, anlama korkusu diyebileceÄŸim, belki Batı dillerinde karşılığının comprehensio-phobia olabileceÄŸi bir duygudan, bu duygunun yaÅŸandığı durumdan söz etmeliyim. Karşı çıktığımız, beÄŸenmediÄŸimiz görüÅŸleri anlamaktan korkabiliriz. Anlarsak, karşı çıktığımız düÅŸünceyi kabul edeceÄŸimiz korkusudur bu. DüÅŸmanımızı anlamaktan korkabiliriz: Anlarsak ona hak vermek zorunda kalacağımızı düÅŸünürüz. Anlama korkusu da, bizi daraltan, sığlaÅŸtıran bir duygudur. Anlama cesareti, anlama yiÄŸitliÄŸi, ÅŸu düÅŸmanlıklarla dolu dünyamızı daha yaÅŸanır hale getirmede büyük bir güç olabilirdi, yine de olabilir.
Okuruz. 'Ne yazıyor?' Sorarlar. Anlatırız. İşte sorun, gözümüzün satırlarda gezinmesiyle anladığımızı düÅŸünmememiz arasındaki zamandır. Kimimiz bu anlama süreci üzerinde hiç durmadan, hemen yazıda anlatıldığını düÅŸündüÄŸü konu hakkında yargılamaya geçer. Yargılama baÅŸlamışsa, büyük olasılıkla, okunulanın anlaşıldığı varsayılmaktadır. Birbirimizle iliÅŸkimizde de benzer durumlar yaÅŸarız. Birbirimizi anlayıp anlamadığımızı düÅŸünmeden hemen yargılamaya baÅŸlarız.
ÖÄŸretmenlerimiz bize 'kitap okuyun' der dururlar. Peki, hangi kitabı nasıl okuyacağız? Okumak o denli kolay mıdır? Hayatı, dünyayı, kendini yorumlama gücünden yoksun biri kitapları nasıl okuyabilir? Son zamanlarda sık sık söylenen 'Bir kitap okudum hayatım deÄŸiÅŸti' sloganı, okuma denen etkinliÄŸi çok az anladığımızı gösteriyor: Okumak, anlayabilme, anladığını yorumlayabilme gücüyle anlam kazanır. Hayatımızı deÄŸiÅŸtiren kitap deÄŸil, kitapla girdiÄŸimiz iliÅŸkidir. Anlayıp yorumlayabilme gücüdür, okuduÄŸumuzu. Bu gücümüz, kitaptan önce gelir: YaÅŸadıklarımızı anlamlandırıp, yorumlayabilme yeteneÄŸimizden.
Gazeteler sadece haber verip, haberler üzerine yorumların yapıldığı yazılardan oluÅŸmazlar. Gazeteler günlük koÅŸuÅŸturmalar içinde de, haberler ve yorumlarıyla birlikte düÅŸündürebilir bizi, yaÅŸamın sıkıştığımız daracık alanlarından, basma kalıp duyup düÅŸünme alışkanlıklarından çıkmamıza yarayacak kapılar pencereler açabilir önümüze. Yoksa, belli bir siyasal görüÅŸ pompalayarak, yandaÅŸlar ele geçirmek amacıyla cambazca haberler oluÅŸturmaya çabalamanın doÄŸru bir gazetecilk olduÄŸu savıyla davranmak, bu ülkenin insanına, onun kültürüne çok zarar verir.
Bu yazım da okurunu arıyor. Okurunun anlama isteğine ya da isteksizliğine kendini teslim ediyor.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.