Tek başıma kalır kalmaz yorgun vücudumu yataÄŸa bıraktım. Hemen uyumuÅŸum ama saat 12.30'da gelen bir telefonla uyandım. Arayan Amerikalı bir gazeteci arkadaşımdı. 'Biliyor musun ne oldu?' dedi. 'BaÅŸbakanınızın korumaları ile Obama'nın korumaları birbirlerine girmiÅŸ, bir görüÅŸmenin yapılacağı yerin önüne kurulan park çadırına gelen konvoya girmesi için izin verilmemiÅŸ ve korumalar yumruk yumruÄŸa girmiÅŸler birbirlerine. (Birinci New York Meydan Muharebesi. ABD dünya savaşının İran ile çıkacağını beklerken savaÅŸ Türkiye ile çıkarsa komik olmaz mı?..) Bunları izlemesi için gazeteciler bir havuz sistemi kurmuÅŸlardı. Bunu izleyen havuzun raporu elimde. BaÅŸbakanınızı raporda bir diplomat olarak yazmışlar olayı resmen büyütmemek için. Bunu bil diye aradım' dedi arkadaşım.
Olay tam olarak ÅŸöyle olmuÅŸ: Obama, Bill Clinton'ın global ısınmaya karşı mücadele toplantılarının 5'incisine katılmak üzere gitmiÅŸ oraya. KonuÅŸmasını yapmış ve ayrılmak istemiÅŸ. Tam o çıkarken bizim BaÅŸbakan gelmiÅŸ, kapıda karşılaÅŸmışlar. Obama'nın korumaları kabalaÅŸmış ve ortalık birbirine girmiÅŸ. BaÅŸbakan da katılmaktan vazgeçmiÅŸ.
KorktuÄŸum başıma gelmiÅŸti iÅŸte... Ben gazetecilikten ne kadar kaçmaya çalışırsam çalışayım o benim yakamı bırakmıyor. Bela gibi yapışmış bana. O anda iki alternatifim vardı. Ya hemen haber geçecektim ya da masaj seven kızı kendimi riske atmadan tekar gelmeye nasıl ikna edeceÄŸimi düÅŸünecektim.
İkinciyi tercih ettim ve bir ikna stratejisi de geliştirdim. Uygulamaya koyunca anlatırım. Ama planım tamamlanınca 'Bari şimdi de haberi vereyim' dedim ve verdim. Sabah saat 04.00 olmuştu ve gazeteden aradılar. Onlarla da konuştum.
Bir süre sonra üçüncü felaket gerçekleÅŸti. New York'taki İsmail aradı. Yayın yönetmenleri ile günün hiçbir saatinde konuÅŸmaktan katiyen hoÅŸlanmam. Sabaha karşı 04.00'te konuÅŸmak ise benim için ÅŸahsi bir kıyamet anlamına gelir.
Ben bir gün önce BaÅŸbakan'ın kaldığı Plaza Oteli'ne girmeye çalışmıştım. Polis az daha tutukluyordu beni. Bunu ya dilenmeye gelirsem diye korkan BaÅŸbakan veya benden utanacağını bilen yayın yönetmeni yaptırmıştır diye düÅŸünmüÅŸtüm. Tabii az daha tutuklanmamda görünümümün de etkisi olabilirdi. Görünümümü Niro-chic olarak tanımlayabilirim. 'Taxi Driver' filmindeki Robert de Niro gibi gözüküyordum o gün. Sakallarım uzadı, hava kapalı olduÄŸu halde sürekli güneÅŸ gözlüÄŸü takıyorum. Üstümde tiÅŸört var, onun üstünde de sapıkların kalabalık yerlerde önünü açıp penislerini göstermekte kullandıkları türde yaÄŸmurluk.
Üstelik kapalı alanlarda da güneÅŸ gözlüÄŸümü çıkarmayı kesin reddediyorum. Sivil görevli önümü kesti ve 'Kapalı' dedi. Plaza Oteli'ne 'Kapalı' denmesi bana komik geldi ve güldüm. Bu yüzden beni bir süre takip ettiler.
Neyse yayın yönetmeniyle konuÅŸurken bütün bunları onun yaptırmadığını anladım. O, Four Seasons Oteli'nde kalıyormuÅŸ. Ben ise adının sonunda ekspres kelimesi bulunan bir otelde kalıyorum. Bunun anlamı ne biliyorsunuzdur; ekspres oteller genellikle bir saatliÄŸine tutulan odalardan oluÅŸurlar. Yani benim odamın tüm duvarlarına AIDS virüsü bulaÅŸmış olmalı. Yayın yönetmeni 'BuluÅŸalım' diyor ama bana 'Gel' demiyor katiyen. 'Ben gelir, seni alırım' diyor. Büyük ihtimalle görünümümle onu utandıracağımı düÅŸünüyordur. Ben de 'O zaman gel' dedim. Umudum yürüyerek gelmesiydi. Yürüyerek gelirse hayli eÄŸleneceÄŸimiz kesindi. Belki de yolda engellenir ve gelemez, ben de bir süre bekledikten sonra masaj seven kıza gider, ikinci planımı yürürlüÄŸe koyarım diye düÅŸündüm.
İhtimal az ama buluÅŸursak raporumu sizlere vereceÄŸim tabii ki... Belki yayın yönetmenini Jimmy's Corner barına götürürüm. Onu sarhoÅŸ ettikten sonra benim daha önce çalmış olduÄŸum çanı bu sefer de ona çaldırırım. Eminim ki bu kez Jimmy onu kesin öldürecektir.
Görüyorsunuz burada benim hiçbir ÅŸekilde kaybetmem mümkün deÄŸil.
EYLÜL EN ACIMASIZ AY
T.S: Eliot, The Wasteland ÅŸiirinde 'April is the cruelist of months' (Nisan en acımasız aydır) demiÅŸti ama bu New York için kesinlikle geçerli deÄŸil. Bu ÅŸehirde eylül en acımasız ay bence. Bu ay ne sıcak ne de tam soÄŸuk olmadığından kadınlar en seksi kısa kıyafetlerini bu ayda giyip sokaÄŸa çıkıyor, yürüyorlar ve yürümekle de kalmıyor, parklarda da sere serpe oturuyorlar. DüÅŸünün; siz kendinizi zorlayarak o gün birtakım ciddi ÅŸeyler düÅŸünmeye kararlı biçimde sokaÄŸa çıkmışsınız ve bir parktan geçiyorsunuz. Bir genç kadın oturuyor. (Olmaz ki öyle de oturulmaz ki, bence suç ilan edilmeli bu). Bunlardan üst üste birkaç tane daha gördükten sonra içinizden ciddi, saygıdeÄŸer bir ÅŸeyler yapmak arzusu tamamen çıkıp gidiyor ve sonunda benim gibi oluyorsunuz..
Bu arada yeri gelmiÅŸken söyleyeyim; yaptığım dikkatli ve yakın plan araÅŸtırmacı gazetecilik çalışmalarına göre bir kadına çok az miktar selülit gerçekten yakışıyor ve onu bu daha seksi yapıyor. Bu tür konularda ustam sayılabilecek Güneri CıvaoÄŸlu ilk kez söylemiÅŸti bunu ve kesinlikle haklı.
Bunu neden böyle olduÄŸunu mutlaka daha yakın ve derin incelemem gerektiÄŸine karar vermiÅŸ durumdayım. Dolayısıyla artık haber için gece yarısı arandığımda kimse ile konuÅŸamayacağım, kusura bakmayın. AraÅŸtırma faaliyetlerimi kimse kesmeye çalışmasın. Bu haber yeni dünya savaşı ile ilgili olsa da rahatsız etmeyin beni.
New York'ta hangi parkta ne tür kadın görebileceÄŸinizi merak ediyorsanız ÅŸu listeyi dikkatle okuyun ve kesip saklayın.
1- ÖÄŸle saatlerinde görebileceÄŸiniz en güzel kadınlar Bryant Park'ta oluyor ama bunların çoÄŸunda maalesef selülit hiç yok. Çünkü çoÄŸu Vogue editörü Anna Wintour'a çalışıyor.
2- Daha doÄŸal ve üniversiteli kızlar görmek isterseniz Washington Square Park'a gideceksiniz.
3- Åžimdi taÅŸralı kız görünümünde olan ve birkaç yıl içinde ÅŸehrin en namlı fahiÅŸesi olacak, geleceÄŸi parlak kızlar görmek istiyorsanız benim otobüs terminalimde turlayacaksınız. Ayrıca burada sıkıcı gazetelerinde bunalmış yaÅŸlı baÅŸlı New York Times muhabirlerini de görebilirsiniz. Çünkü gazete binaları tam karşıda. İşten eve gitmeden önce orada biraz ferahlıyorlar.
Bana eÄŸer BaÅŸbakan'ı görmek istiyorsam, Türkevi'nde halkla olacağını, eÄŸer istersem oraya gelebileceÄŸim söylendi.
Bu olabilirdi tabii ancak:
1-Türkevi adı bana çok antipatik geliyor. Ayrıca çok sayıda Türk bir araya gelince mutlaka bir problem çıkar. Ya bir yere saldırırlar ya da birbirlerini boÄŸazlarlar.
2- BaÅŸbakan'ı görme gibi bir arzum katiyen yok.
3- O halkla birlikte olmak isteyebilir tabii ki ama benim böyle bir arzum hiçbir zaman olmadı ve olmayacak da...
4- Ve tabii en önemlisi de selülit araÅŸtırmalarımın o zamana kadar biteceÄŸini hiç tahmin etmiyorum.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.