AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2009-09-24
Haydi, çocuklar kitap okumaya! Kitap sizi bilgili, kitap sizi akıllı, kitap sizi başarılı ve mutlu kılar! Kitap okuyalım ülkemiz çiçek açsın! Uygarlık düzeyimiz yükselsin!' Böyle söyleniyor. 'Neden ülkemiz geri kalmış? Okuyan yok. Üniversite mezunu adam gazete bile okumuyor. Görsellik bizi mahvetti. Herkes resimlerin, görüntülerin ardına düşmüş, okumuyor. Seyrediyor, dinliyor.' Böyle söyleniyor. Ne mutlu kitap okuyorum diyene!
Nasıl okuyoruz? Bu soruyu sormadığımız için, içine okuyor olabiliriz. Neyi, neleri, neden okuyoruz? Bu soruları sormadığımız için bildiğimizi okuyoruz, hani neyi biliyorsak. 'Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır?' buyurmuş, Yunus'umuz.
Şöyle mi okuyoruz: Gazetelerin kitap eklerinde neler buyruluyorsa? En çok neler satıyorsa? Kitapçılarda değil de marketlerde, otobüs duraklarında, havaalanlarında 'milletin okuduklarından' ne varsa? 'Abi, son zamanlarda hangi kitaplar gidiyor? Bileyim de ona göre okuyayım.' Hani bir arkadaş toplantısında pattadak soruveriyorlar adama: 'Şunu şunu okudun mu?' 'Elbette okudum' diyerek kendimizi ezdirmememiz gerek.
'Etrafımda kim ne okuyorsa, biz de okumalıyız. Ortak akıl, ortak okumalar gerektirir. Belki de başımızda, köşe yazarları, reklamcılar, eleştirmenlerden oluşan bir çobanlar sürüsü olursa bizler de okur sürüleri olarak çok iyi güdülür, vatana millete faydalı insanlar oluruz. Yaşasın ortak akıl, ortak kitap, ortak okur. Okuyarak dünyaya ışığımızı yollayalım, cihan ışık görsün!'
'Hüseyin'i görüyor musun? Başından yükselen ışık okuduğu kitaplardandır. Müthiş bir adam ne bulsa okur. Ama her yerde her zaman okur. İki evi var bir tanesi yalnızca kitapları için. Yüz elli bin kitabı var adamın.' 'Işık ne Doğu'dan ne Batı'dan, ışık kitaplardan'
'Abi, hangi kitabı okursam daha akıllı olurum? Bana bir kitap söyle, okur okumaz, bilmediğim ne varsa hepsini bilivereyim.'
'Hala o kitabı okumadınsa aydınım diye dolaşma ortalarda.'
Konuklarımızı ağırlayacağımız odalarımızda kitaplıklarımız muhakkak olmalı. Onlarda ciltler dolusu kitap olmalı ki 'Bunların hepsini okudunuz mu' diye sorduklarında, 'Elbette okudum. Bir bu kadar daha kitabım vardı ama yer darlığından eşe dosta dağıtmak zorunda kaldım' diyebilmeliyiz.
Sık sık etrafımızdakilere onların okumadıklarını düşündüğümüz kitapları sormalıyız. 'Ünlü yazar falancanın şu kitabı yeni çıktı okudunuz mu? Dün sahaflarda öyle bir kitap buldum, söylesem şaşarsınız? Sahi siz filancanın 1904'te çok az sayıda basılmış falanca kitabını okumadınız mı?'
Binlerce kitap çıkıyor, dünyada. Nasıl bir seçim yapacağız aralarından? Budalaca okuma, başkasına gösteriş amacıyla, aklımız sıra toplumda itibarımızı yükseltmek amacıyla yapılan okumalar bizi okuyan cahil haline getirir. 'Bu kadar cehalet okumakla olur' sözü boşuna söylenmemiştir.
Son 20-30 yıldır Türkiye'de kitap ve yayınevi sayısı hızla arttı. Artmakta. İnternet başka bir okuma alanı sunmakta meraklısına. Harfleri söken herkes okuyabileceğini sanıyor. Okumak bir terbiye, eğitim, disiplin işidir. Okuyanın kendi gözleri olmalıdır. Ödünç alınmış gözlerle okunmaz. Kendi beynimiz olmalıdır. Başkasının gözleriyle okunmaz. Elbette öğrenirken yardım isteyeceğimiz kılavuzlarımız olmalıdır. Başkasının gözüne açık, onun gördüğünü anlayabilen, gördüğünden öğrenen, sonunda okunanın anlam bahçesini kendi başımıza devşirenlerden olmalıyız.
Belki okuma ustalığı elde ederek, okuyacaklarımızı seçebilme özerkliğine kavuşabilmek için bol bol okumaktan başka çaremiz yoktur. (Okuma paradoksu ya da okuma döngüsü diyebiliriz bu duruma!) Ne dersiniz? Okuduklarınızı özümsemede, paylaşabilip, tartışabileceğiniz insanlarla oluşturabileceğiniz okuma buluşmaları gerçekleştirebilmelisiniz. Ruhunuzun bağımsızlığı, istiklali için okumak daha anlamlı değil midir? Aferin budalası ya da gösteriş budalası olmak için değil, işimiz olduğundan dolayı da değil, dünyayı, hayatı, kendimizi keşfetmek için okumalı.
Öyle kitaplar, öyle okurlar görüyorum ki, 'Onların okuduğu kitapsa benimkiler kipat olmalı' diye düşünüyorum.