AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2009-09-24

kategori2

Felaket sağlığı

Ülkelerin de bedenleri vardır, bir anlamda. Tıpkı insan bedeni gibi onların da sağlığından söz edebiliriz. Ülkeler de hastalanırlar. Travma geçirebilirler. Bu hastalıkları bedensel ya da ruhsal olabilir. Ülkeler bedenli varlıklar olduğundan her bedenli varlık gibi ölürler.
Ülkelerin 'bedenleri'nin felaketler karşısında verdiği sınavlar vardır. Ülkeler başlarına gelen felaketlerle sınanırlar. Felaketlerin bir bölümü, depremler, salgın hastalıklar, kendiliğinden başlayan orman yangınları, sel felaketleri, yanardağ patlamaları, toprak kaymaları, tsunamiler  gibi doğal afetlerdir. Diğer bir bölümü de insanın birey ve toplum olarak kendi başına açtığı felaketlerden oluşur.
Ülkemizin bedeni bela ya da felaket diyebileceğimiz hastalıklara karşı ne kadar dirençlidir? Hayatımızı düzenlerken olası belalara karşı ne kadar duyarlı davranıyoruz? Genel olarak insanımızda 'bana bir şey olmaz' eğilimi vardır. 'Kırk yılda bir gelebilecek felaketlere karşı ne yapabiliriz? Her şey Allah'tan. Bükeriz boynumuzu otururuz' tavrı felaket sağlığımızı bozuyor. Felaketlere karşı direncimizi azaltıyor. 'Benim başıma kötü bir şey gelmez.' Bu tavır bir aymazlık elbette. Bu aymazlığın bir de ağır ahlaksızlığı var o da: Başkalarının başına gelebilir, bana ne? Benim başıma gelmiyor ya. Gelebilecek felaket elli yıl sonra. O zaman da ben ölmüş olurum. Çocuklarım da daha güvenli yerlerde yaşarlar. Garibanlar her toplumda her çağda garibandır. Varsın ezilsinler. Zaten bu onların kaderi. Yönetimler kendi zamanlarını kurtarıp suçu başkalarına atma eğilimi içinde olabilirler: Benim yönetimim zamanında olmadı. Siz yaptınız.
Bir ülkenin başına gelebilecek beladan, yalnız o ülkenin yöneticileri değil, halkı da değil, hepimiz sorumluyuz. Komşumuzdaki afetlerden de, dünyanın bizden çok uzak köşelerinde, bu gezegendeki yaşamı tehdit eden felaketlerde de sorumluluğumuz var. Hem onların olmaması için yapabileceklerim var hem de  olduktan sonra alabileceğim önlemler beni bekliyor. Bundan dolayı başımıza gelen belalarla birbirimizi suçlayarak baş etmeye kalkmak uygun bir yol değil. Belki uygun tutumlardan biri şu olabilir: Bu felaket bu kadar cana mal oldu, ben neler yapabilirdim de yapmadım? Yapabilecek durumda olan insanların yapmadıkları, yapamadıkları ne? Bundan sonra ne yapabilirim? Ülkemin felaket sağlığı, afet sağlığı neden bozuk? Ülkemin bedeninin bağışıklık sisteminde ne gibi sorunlar var? Hayata karşı takındığımız tavırda ne gibi bozukluklar oldu ki bunlar yaşandı? Yaşanılması kaçınılmaz mıydı? Yaşadığımız belalar, kaçamayacağımız yazgılarımızın bir sonucu mu yoksa yapabileceklerimiz varken gafletlerimiz sonucumu bunlar başımıza geldi? Belki de şu ilkeler bela sağlığımız açısından üzerinde düşünülmesi gereken ilkelerdir:1.Yaşam belalar içerir. 2.Karşılaşabileceğimiz her belaya karşı, belanın durumuna göre yapabileceklerimiz vardır. 3.Hem kendi başımıza gelen hem de başkalarının başına gelebilecek belalarla baş etme deneyimlerimizi tüm insanlara açmak, bu alandaki sorunların çözümü için araştırmalar yapmak insan olma borcumuzdur. 4. Doğal afetlerin yanında, insanın insana karşı geliştirdiği düşmanlıklardan, vurdumduymazlıklardan, güç elde etme hırsından doğmuş belalardan da sakınma yolları aramak, felaket sağlığını korumanın önemli bir öğesidir. Doğal belalarla doğal olmayan belalar arasında çoğu kez ayırtına varamadığımız ilişkiler vardır.
Biz nasıl bir toplumuz ki, bunlar başımıza geliyor? Felaket sorgulamasının önemli bir sorusudur. Bizim gibi bir ölçüde felaket gafili olan toplumlarda karşımıza çıkan birkaç özelliği vurgulamak gerekir:
1. Böyle toplumların kendilerine bakışlarındaki anlam ufku ya çok dar ya da çok geniştir. Dardır, hep şimdiki zamanda kalırlar. Geniştir, yüzyıllar öncesi yaşayan atalarına takılıp kalmışlardır. Bir türlü yaşadıklarından ders çıkarabilecek uygun zaman  aralığını bulamazlar. Ya birbirlerini kıyasıya yererler ya da ölçüsüz biçimde överler. Belalardan öğrenememe özürleri vardır.
2. İçlerinde yaşanan belalardan yarar umanları, yararlananları vardır. Yağmacılar, soyguncular vardır. Bir kısmı felakete uğrayanların malını mülkünü bir kısmı ise inançlarını, ahlak değerlerini, ülkelerine ve insana olan inançlarını yağmalar, soyar.
Felaket hastalıkları üstüne düşünecek, felakete duyarlı insanlar olmamız dileğiyle...