AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-09-24
Dün bu sütunda doların yerine yeni bir global rezerv para getirme ve böylece ABD'nin haksız avantaj sağlamasına neden olan, ABD parasının büyük çapta global döviz rezervlerinin temelini oluşturması olgusunun, gerçekte global kriz ortamında değişip değişmediğini bugün irdeleyeceğimizi söylemiştik. Sayıları Berkeley Profesörü Barry Eichengreen'in araştırmasından almaktayız.
İlginç olan global kriz ortaya çıktığında en başta doların zayıflamak yerine daha değerlendiğini gördük. Sonra yeniden değer kaybetmeye başladı. Bu neden oldu? İnsanlar krizden korktukça piyasada ABD'nin dolar cinsinden Hazine bonolarını almaya başladılar ve dolayısıyla dolar talebi arttı. Çünkü ABD Hazine bonoları piyasası en likit ve en hacimli finansal piyasa idi. Ayni durum, yani ABD Hazine bonolarına geçiş dünyanın çeşitli ülkelerinin Merkez Bankaları'nın ve hükümetlerinin de temel yaklaşımı oldu. Ama insanlar kendilerini iyi hissettiler mi de yüksek getiri peşine düşüp dolardan çıkıp gelişen ülke ve ABD dışı gelişmiş piyasalara kaçıyorlar, dolar da değer kaybediyor.
Peki global döviz rezervlerinin ne kadarı dolar cinsinden?
IMF verilerine göre 2007 yılı sonunda resmi döviz rezervlerinin yüzde 64 kadarı dolar cinsinden tutulmakta. Bu sayı 1990'lı yıllarda yüzde 66 civarında idi. Az bir düşüş var, ama önemli boyutta sayılmaz.
Çin, döviz rezervlerinin kompozisyonu, yani hangi ülke paraları veya varlıklarından oluştuğu konusunda bilgi vermediği için tam analiz yapılamıyor ama gene de ABD Merkez Bankası'nın menkul kıymet saklama (custody) verilerinden çıkarılanlara göre 2009 başına kadar dolar tutma devam etmiş ve hatta 2009 yılı ilk yarısında da artmış.
Değişen bir tek şey var. O da eskiden Fannie Mae ve Freddie Mac gibi yarı resmi ipotek sektörü kurumlarının çıkarttığı menkul kıymetlere itibar edilirken, şimdi Hazine bonolarına geçiş olmuş.
Ayrıca da uzun vadeli kağıtlardan kısa vadeli kamu kağıtlarına geçilmiş.
Bu iki olgunun arkasında da ABD bankalarına güvensizlik var, banka mevduatları azalmış.
Gerçek şu ki borçlanma piyasasında da birçok ülkede hala dolar cinsinden borçlanma 2008 yılı sonunda devam etmekte idi. Dünyada çıkan tüm borçlanmaların yüzde 48 kadarı dolar cinsinden ve sadece yüzde 32 kadarı euro cinsi.
BIS tarafından üç senede bir yapılan araştırmanın 2007 sonundaki verilerine göre de, tüm döviz işlemlerinin yüzde 86 kadarı dolar cinsinden ancak yüzde 38 kadarı ise euro cinsinden (toplam yüzde 200 olarak alınır çünkü iki para birbiri ile değiştiriliyor) .
IMF tarafından derlenen verilere göre Nisan 2008'de 66 ülke paralarını dolara endeksli tutmakta, sadece 27 kadarı ise paralarını euroya endekslemede idi.
Japonya büyük bir ekonomi ama, o zaten parası Yen'in rezerv para statüsüne çıkmasını istemiyor. Çünkü ihracata çok aşırı endeksli bir ekonomi ve parasını dolara karşı düşük değerli tutarak ihracatta avantaj sağlama peşinde. Ancak son zamanda Asya'da parasının önem kazanmasını arzulamaya başlamış. Gene de zaten büyümeyen, durağan, yaşlı nüfuslu bir ülkenin, yüzde sıfır faiz getiren parasını tutmaya pek kimse talip değil. Yen'in döviz rezervlerinde payı da yüzde 3 oranında yani önemsiz .
İngiliz Sterlini ve İsviçre Frangı bir zamanlar önemli rezerv paralar idi. Ama 2007 yılı sonunda dünyadaki döviz rezervlerinin sadece yüzde 3 kadarı Sterlin olarak tutulmakta idi. İsviçre parası Frank ise yüzde bir düzeyinin altında tutulmakta.
Geriye ABD parasına ciddi rakip olabilecek sadece AB'nin Euro'su ve yeni güç ülke Çin'in parası Renminbi kalmakta. Yarın bu ikisinin paralarının gelecekteki potansiyeline bakacağız.