AKŞAM GAZETESİ | Aslı Aydıntaşbaş | 2009-09-24
İtiraf etmeliyim, muhalefet liderlerinin Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ABD gezisini, hükümetin Kürt açılımını Washington'a anlatmak için bir lobi faaliyeti gibi lanse etmeye çalışması, 'Seviye daha da düşer mi?' diye hayretle izlediğimiz Türk siyasetinde her şeyin mümkün olduğunu bir kez daha hatırlattı bana.
El insaf! Sevin sevmeyin, Tayyip Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı ve Kaddafi'den Obama'ya, Merkel'den Sarkozy'ye kadar tüm dünya liderlerinin her yıl katıldığı Birleşmiş Milletler Zirvesi'ne katılıyor. Ardından da G-20. Gitmesin mi Türkiye Başbakanı bu gezilere? Yalnız Ankara'da mı kalsın? Sınırlarımızı kapatıp, yabancı yatırımı durdurup, uluslararası örgütlerden çekilip, kendi yağında kavrulan zavallı bir ülkeye mi dönüşelim?
Kimse bu satırlardan dolayı beni şu aralar medyada hakim olan sokak üslubuyla 'hükümet yalakalığı'yla suçlamasın. Son iki haftada dört yazıda AKP hükümetinin medya ve ifade özgürlüğü konusundaki uygulamalarını sert bir dille eleştirdim. Gazetecinin görevi de iktidarı eleştirmektir zaten. Ama gel gör ki, eğer demokrat bir yapınız varsa, Türkiye'nin sorunlarını çözebilen ve dünyayla entegre bir ülke olmasını istiyorsanız, muhalefetin söylem ve ideolojisine sessiz kalmanız mümkün olmuyor. 'Pes' diyorsunuz bazen.
Gazeteciler Başbakan'a 'Orada Kürt açılımını anlatacak mısınız?' diye soruyorlar. 'Eğer gündeme gelirse, oradaki dostlara anlatırız. Anlatmakta fayda var' diyor. Kıyametler kopuyor. Ne var bu cevapta, anlamadım. Sır mı Türkiye’nin bazı adımlar atmak istediği? Orada bir gazeteci sorsa, Erdoğan'ın bir ikili görüşmesinde gündeme gelse, duvarlara mı baksın? Bir Türk Başbakanı'na düşen, Türkiye'de Kürt vatandaşların demokratik taleplerini karşılamak ve bunu yapma niyetini göğsünü gere gere anlatmak değil midir?
Koruculuk hemen kalkmasın!
Dün ajansların haberine göre, hükümet Güneydoğu'daki koruculuk sistemini masaya yatırmış, Terörle Mücadele Yüksek Kurulu'nda koruculuğun kaldırılması görüşü hakimmiş.
Kaş yapayım derken göz çıkarmazlar umarım. Kuşkusuz koruculuk kusurlu bir kurum. Zamanında Kürt meselesine yönelik sakat bir resmi ideolojiyi yaşatmak için icat edildi, feci bir sosyal bir soruna dönüştü. Bir sürü suiistimal var.
Ancak bazen bir hatayı tamir etmek ille de onu silmekle olmuyor.
Türkiye'de 80 bin korucu neredeyse 25 yıldır devletten ekmek yemekte. Aileleriyle yüz binler. Bu insanlar devletin o bölgedeki egemenliğini tesis etmekte. Eğer koruculuğu anında kaldırırsanız, Güneydoğu'da bu devlete aidiyet hissiyle bağlı önemli bir kesimi karşınıza almış olursunuz. Büyük bir boşluk doğar. Devlet otoritesini ayakta tutmak zor olur. PKK hızla bazı bölgelerde tek egemen konuma geçer.
Koruculuk, ancak kademeli olarak ve PKK'nın silahsızlanma adımlarına paralel olarak tasfiye edilebilir. Aksi felaket.
Başbuğ'dan önemli rakam
Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, bu hafta birkaç gazeteciyle birlikte çıktığı Güneydoğu gezisinde dikkat çekici bir istatistik verdi. Başbuğ, son 3 yılda teslim olan 870 PKK'lıdan 600'dan fazlasının (aktif teröre bulaşmamış oldukları için) kısa bir işlemden sonra serbest bırakıldığını söyledi.
Öncelikle 870, topu topu 4 bin 500 militanı olan bir örgüt için çok yüksek bir rakam. PKK yönetimi aksini iddia etse de, bu gerçek bir çözülme işaretidir. İç ve dış dinamikler, tarihsel ve sosyolojik gerçekler nedeniyle, örgütün silah bırakma dışında bir seçeneği kalmamıştır.
Silahın nasıl bırakılacağı konusunda örgüt yöneticileri geniş ve kapsamlı bir af istiyor. Ancak belli ki son 3 yılda 600 kişinin yararlandığı Türk Ceza CK'nın 221'inci maddesi elverişli bir yasal zemindir. Tabii bu yasanın ismi ('Etkin Pişmanlık') değiştirilebilir, daha az rencide edici hale gelebilir, prosedür daha da kısaltılabilir vs.
Önemli olan şu: Amaç uzlaşı ve dağdan inmeyse, bunun zeminini bulmak zor değildir.