AKŞAM GAZETESİ | Mehveş Evin | 2009-09-24
Tuhaf şey! Org. İlker Başbuğ, açılımı kastederek 'komutanım neler oluyor?' diye soranlara şu tavsiyede bulunduğunu açık açık söyledi: 'Seyretmeyin şu televizyonları, dinlemeyin açık oturumları, diyorum!'
Vay canına... Aynı sözleri Başbakan Tayyip Erdoğan sarf etse, herhalde 'Hani basın özgürlüğü? Başbakan alenen medyayı hedef alıyor! İşte faşizm... İşte Hitler Almanya'sı' diye kıyamet kopardı...
Fakat söz Başbuğ'dan çıktığı için bu cenaptan ses gelmeyeceğine emin olabilirsiniz. Ya askeri eleştirmeyi günlük egzersizinin bir parçası haline getirenlerin tepkisi ne olacak? Bu defa Başbuğ'a 'demokrasi yolunda her türlü antidemokratlık mübahtır' diye için için teşekkür edecekler sanırım!
Televizyonlarda söylenmeyen bir şey kalmadığını, insanların bunlara inandığını belirten Başbuğ, 'Demokrasidir, her şey söylenir... Ama insanların genel dengesinin bozulmaması lazım' diyerek söz ve düşünce özgürlüğünün de limitleri olduğuna işaret ediyor. Ama 'genel dengeyi bozmamanın formülü' ne yazık ki kimsede yok.
Peki gelmiş geçmiş en demokrat Genelkurmay Başkanları'ndan sayılan, açılım konusunda hükümetle uyum içinde gözüken Başbuğ'un tepkisini nereye koyacağız şimdi? Anti demokratik mi, yoksa salt gerçekçilik mi?
NE OLACAK HALİMİZ?
Temelde Org. Başbuğ'un 'TV'leri seyretmeyin' sözüne karşı çıkmıyorum. Aksine, son derecede samimi olarak düşüncesini dile getirdiğini düşünüyorum. Etrafımızı saran 'bölücülük' paranoyasından ben de fena halde sıkıldım! Yine de Genelkurmay Başkanı, Başbakan, ve de Cumhurbaşkanı'nın medyayı her fırsatta muhatap alıp, bütün kötülüklerin anası gibi göstermelerini doğru bulmuyorum.
İster beğenin, ister beğenmeyin, pek çok farklı fikir ve düşüncenin, hele böyle kritik zamanlarda tartışılması gerekli. Sanki televizyonlarda 'bölünüyoruz' temalı konuşmalar yapılmasa, insanlar bölünme paranoyasına kapılmayacak! Zaten her yerde bu konu konuşulduğu, tedirginlik yarattığı için mesele televizyonlara sıçramış vaziyette. İnsanlar, kimin ne dediğini merak edecek ve kendi kafasında tartıp biçtikten sonra kararını verecek... Aksi mümkün olabilir mi? Halkın muhakeme yeteneğinden şüphe duyabilirsiniz, ama tartışma programlarına bir zamanların televole'si muamelesi yapmak ne kadar doğru? Belki asıl sorun iktidar sahiplerindedir; Kürt açılımını iyi anlatamamalarıdır... Kaldı ki 'ne olacak bu memleketin hali' temalı konuşmalar, sonu gelmek bilmeyen paranoyalar, bu ülkede ben doğmadan önce de vardı, muhtemelen öldükten sonra da devam edecek...
Ha en demokratik hakkınızı kullanıp, zaplarsınız, dinlemezsiniz, olur biter. Ama mümkünse bunun kararını da kendimiz verelim!
BİR 'GARİP' AİLE
Cem Garipoğlu'nun dedesi, 'Cem'den başka konu mu yok memlekette' diye isyan etmiş. Konu var, olmaz mı! Ama kız arkadaşını öldürüp, kafası bavula sığmadı diye testereyle kesen ve çöpe atan, 197 gün kayıplara karışan ve sonradan sucuk-ekmek yiyerek polise teslim olan 18 yaşındaki katil çocuk konusu, ne yazık ki kolay kolay tüketilmeyecek! Hele hele, bu kadar 'garip' bir ailenin mensubuysa...
Dede Garipoğlu müsterih olsun. Bu davayı Truman Capote'nin 'In Cold Blood'ı gibi kitaplaştıranlar da çıkacak, filmini yapanlar da. Capote gibi yıllarını bu uğurda harcamayacaklar ama sırf arşiv kırpıntıları toplayarak yazıp best-seller olacaklar...