AKŞAM | PAZAR | 27 EYLÜL 2009, PAZAR
Global krizle birlikte yeniden şekillenen toplumsal trendler gösteriyor ki; sırf almış olmak için satın almak artık daha az rağbet görüyor. Bunun yerine alışverişte bilinçli tüketim fikri yükseliyor ve gereksiz tüketime 'yeterse yeter' demek gerekiyor!
Son dönemde global krizle silkelenen başta Amerika Birleşik Devletleri'nde olmak üzere pek çok ülkede, bilinçli tüketimi destekleyen akımlar ivme kazanıyor. Bu akımlardan birisi de İngiliz gazeteci-yazar John Naish'in 2008 yazında yayınlanan 'Enough: Breaking Free From The World of More' (Dünyayı Fazlasını İstemekten Kurtarmak) isimli kitabıyla ortaya çıkan 'Enoughism', dilimize adapte edersek 'Yeterizm' akımı. Biz ona daha anlaşılır olacak şekilde 'Yeterse Yeter' akımı diyelim. 2008 yılına girerken açıklanan trend raporlarında öne çıkan iki madde; DIY (kendi kendine yap) ve tüketicilere yönelik reklamlardan markaların sloganlarına yansıyan 'Mutluluk' kavramları aslında 'Yeterse Yeter' akımının sinyallerini vermişti.
Ekonomik krizin dalga dalga yayılması; toplumları global olarak daha az tüketmeye, daha az harcamaya ve daha azla mutlu olmaya adapte edecek yeni kavram ihtiyacı da doğurmuştu.
Dolayısıyla ilk olarak 1800'lerin şairi Robert Browning'in telaffuz edip sonradan Minimalist akımın da kendine adapte ettiği 'Less is More' yani 'Az aslında fazladır' mottosu, 2000'lerde bir sosyal yaşam manifestosu olarak karşımıza çıkıyor yeniden. Literatüre çoktan giren 'Consumerism' yani 'tüketicilik' kavramının tam tersi olan Enoughizm; tüketicilerin ihtiyaçları olandan fazlasını alıp, bunun sonucunda kendilerini çok daha kötü hissetmelerini tanımlamak üzerine kurulu bir kavram.
HEP DAHA FAZLASI OLSUN!
Enoughism kavramını destekleyen araştırmalara gelince... Günümüzde hem sosyal hayat hem de iş hayatı: Daha çok çalışmak, daha çok kazanmak, daha çok harcamak, daha çok tüketmek ve diğer herkesin de bu şekilde yaşadığını düşünerek; bunları daha çok tekrar etmek üzerine kurulu.
İnsanların örnek aldıkları, takip ettikleri ya da eleştirmek için bile olsa nasıl yaşadıklarını inceldikleri ünlü isimlerin de bu tekrar çarkında birer rol modeli olması 'her şeyin fazlası'na sahip olma istediğini destekliyor. Roterdam Erasmus Universitesi'nde yapılan nörolojik araştırmanın sonucuna göre ünlü bir yüzün kullandığını ya da tavsiye ettiğini bildiğimiz bir şeyi yapmak veya bir ürünü kullanmak; inanç ve öğrenme ile ilgili beyinsel faaliyetlerimizi tetikliyor.
Yine hem kendi deneyimlerimiz hem de araştırmalardan bildiğimiz üzere; günümüz şartlarında daha çok veri almaya açık olan ve sürekli bilgi bombardımanına boğulan beynimiz 'daha çok' sahip olma isteğine zaten kapılmış durumda. Southern California Üniversitesi'nde yapılan bir başka araştırmaya göre; insan beyni öğrenilen yeni bilgilerle haz almayı destekliyor. Bunun sonucunda eğer yeni ama zor bir teoremi anlamak hiç eğlenceli olmasa da, konuyu bir kere kaptığımızda kendimizi mutlu ve harika hissediyoruz. Sussex Üniversitesi'nde 'iştah psikolojisi' üzerine yapılan çalışma da sonu obeziteye kadar varan iştah konusunda kendimizi dizginlememiz ve düzgün işleyen bir 'yeter düğmesine' ihtiyacımız olduğu ortaya çıkıyor! İş sosyal hayata gelince; yeterince sosyal olmak, yeterince paralı olmak, yeterince cool olmak, yeterince çevreye sahip olmak ve bunlar gibi 'yeterince' ile başlayan arzularımızın olması da hep daha fazlasına sahip olmaya itiyor bizi.
Enoughism kavramını hayata geçiren John Naish'in tezi; 'kapitalizm üzerine kurulu modern dünya sistemi, hem kelime anlamı hem de mecazi olarak hep daha fazlasını arzuluyor' diyor. Ve 'akılcı yanımız hep daha fazlasını istemeye, asla tatmin edilemeyecek bu aşırı tüketme isteğine karşı durabilir' diyor.
Bunun için de tüketmeden önce kendi kendimize şunları sormayı öneriyor: 'Acaba bu ürünü satın almak yerine tamir edip onarınca kullanılır hale gelecek bir benzerine zaten sahip miyim; bundan bir yıl sonra da bu ürünü aldığım için mutlu olacak mıyım; bu alacağım şey gerçekten bir işe yarayacak mı yoksa sadece almış olmak için mi alıyorum...'
Naish ayrıcı daha çok aldıkça, aldıklarımızın bizi daha az mutlu ettiği tezini de öne sürüyor.
Ve ekliyor: 'Satın alırken bilinçli olmak, alacağımız her ürüne büyük anlamlar yüklemek ya da cebi sıkı olmak demek değil. Sadece bilmeliyiz ki yeterince paraya sahip olmak için yeterince çalışmak sonucunda zaten 'yeterince' mutluluk gelecektir!'
Öyle ya, son birkaç yıldır ortaya çıkıp da trend haline gelen birkaç kavram da aslında biz tüketicilerin 'yeter'le yetinmenin öğrenilebilecek bir şey olduğunu bildiğimize dair kanıt oluyor.
Ekolojik bilincin gelişmesi ve ekolojiye zarar veren ürünler yerine doğa ile dost ürünlerin daha çok tercih edilmesi, tüketici kadar üreticiye de gerçek anlamda katkı sağlayan 'Adil Ticaret' ürünlerinin yaygınlaşması, elde olan bir ürünü atmak yerine daha başka nasıl kullanılacağına dair alternatifler sunan 'Upcycling' akımı, para harcamadan evde tatil yapma alternatifi getiren 'Staycation' akımı, son dönemde sosyal hayattaki trendleri tetikleyen 'lokal düşün global davran' bilinci...
BİLİNÇLİ VE AKTİVİST BİR ALIŞVERİŞ
Facebook ve Twitter gibi sosyal ağlar sayesinde hızla büyüyerek daha büyük bir kitlenin katıldığı kolektif bir alışveriş akımından söz edeceğim şimdi de. Bu akımın ismi Carrotmob ve amacı alışveriş yapmadan önce 'bir eylem olarak alışveriş' kurallarını belirlemek. Alışverişi olabildiğinde sosyal ve sorumluluk taşıyan bir hale büründürme amacı da olan bir organizasyon hatta bir aktivist model bu... Tüketicilere daha uygun şanslar vermeyi ve alışveriş güdüsünü de dengelemeyi amaçlayan Carrotmob akımı nasıl mı işliyor? Hem satıcı hem de alıcı için kazançlı bir durumu ifade eden Carrotmob akımı tüketicinin, üretici ve satıcıyı ödüllendirilmesi gibi düşünülebilir: Çevre konusunda duyarlı bir marka olmak, Adil Ticaret ilkelerini benimsemek ya da bunlar gibi sosyal sorumluluk fikirlerine açık olan ve bunu ilan eden satıcıları desteklemek buna bir örnek.
İnternet üzerinden bu tür lokal mağazalar belirleniyor ve akımın takipçileri belirledikleri gün ve saatler arasında gidip seçtikleri mağazalardan alışveriş yapıyor!
Dolayısıyla John Naish'in 'Enoughism' olarak literatüre soktuğu kavramı bir başka açıdan destekleyen bir akım da Carrotmob.
Alışverişin altındaki gerçekler ve yalanlar
Amerikalı yazar Martin Lindstrom'un 2008 yılında yayınlanan 'Buyology - Truth and Lies About Why We Buy' (Buyology - Neden Satın Aldığımıza Dair Gerçekler ve Yalanlar) isimli kitap da geçen sene 'en çok satanlar' listesine girerek, bilinçli alışveriş kavramının nasıl itibar gördüğüne dair bir etki yaratmıştı. Alışverişin; yarı tüketici, yarı üretici ve reklamcı ayağını anlatan kitap, 2009 yılında Time Dergisi'nin 'ilham verici 100 proje' listesinde de yer aldı. Kitap; tüketicinin alışveriş alışkanlıklarını tetikleyen ve gerileten unsurları inceliyordu.
SELİN ÖZAVCI