AKŞAM | PAZAR | 27 EYLÜL 2009, PAZAR

Ameliyattan sonra duygusallaştım

Sinemamızın Malkoçoğlu'su Cüneyt Arkın, bir süredir hareketli hayatından uzak duruyor. Geçirdiği rahatsızlık nedeniyle boynundan ameliyat olan Arkın hakkında, felç olduğuna dair haberler çıkmış, bunun üzerine sanatçı internet sitesinden (www.cuneytarkin.com.tr) kızgınlığını göstermişti. İyileşen Arkın, ameliyatının ardından ilk söyleşiyi yapmak için bizi evinde misafir etti...

c_arkin
- Felç olduğunuz haberleri çıkınca çok öfkelenmiştiniz, kızgınlığınız azaldı mı?
Yok, ben medyaya kızmam; o sırada benim çocuklarım ilgilendi o işlerle. Benden daha çok canları sıkıldığı için sert tepki verdiler. Onlar dışarıdan baktıkları için haksızlığı daha iyi görüyorlar. Gazeteler de okunmak için 'Cüneyt felç oldu' diyor, yoksa okunmaz ki. 

- Artık iyileştiniz mi?
Gördüğünüz gibi daha iyiyim ama zamana ihtiyacım var biraz daha. 

- Hastalık süreci zorlu geçti herhalde.
Ayaklarımdan başladı ağrı. Bir gecede 3-4 kez hastaneye gittiğim oluyordu ama ağrılar dinmiyordu bir türlü. Zor geçti ameliyat olana kadar. Prostat ameliyatı olmuştum, 15-20 gün hareketsiz kaldım. Galiba o hareketsizlikten oldu. Adaleler gevşedi çünkü onlar omurgayı, vücudu ayakta tutar. Boyundan başlayan bir daralma olmuş, daralma da sinirlere basınç yapmış, felç olmadık ama kıyısından döndük.

- Ameliyattan sonra peki...
En büyük yardımcım eşim Betül Hanım oldu. Hakkını ödeyemem, yemedi, içmedi, uyumadı. Bu sevgiyi nasıl hak ettim bilmiyorum. Onun yapısında var, yoksa ben böyle davranılacak bir adam değilim.

DOKTORLAR 'SEN NASIL YAŞIYORSUN' DEDİ 
- Tedaviniz konusunda umutsuzluğa kapıldığınız oldu mu? 
Bu filmleri yaparken omurgama çok darbe aldım. Bir keresinde Halit ağabeyle (Halit Refiğ) 'Çöl Kartalı'nı çekiyorduk. Filmde paşanın çocuğunu kaçırıyorlar, ben de onlardan kaçırıyorum; alıp atın önüne koyup kaçırmam gerekiyor; sonra atı vuruyorlar, at devriliyor, biz de yuvarlanıyoruz. Böyle bir sahne, tek başıma iyi yapıyorum ama çocuk korkunca işler ters gitti, atın kafasından boynuma ciddi bir darbe aldım. Bu tür darbeler normaldi neredeyse. Şimdi doktora gidip MR çektirdiğimde, 'Sen nasıl yaşayabiliyorsun' diyorlar, omurganın formu bozulmuş! 

- O darbeleri aldığınız yıllarda tedavi olmadınız mı hiç?
Bir, iki kez ameliyat olacak kadar ciddi aşamalara geldim ama o dönemde tedavi imkanları bu kadar iyi değildi. Korse falan takacaklardı, 1963-65 yıllarıydı, tabii sinema hayatım biterdi o zaman. 

- Dublör kullanılmıyor muydu?
Hayır, öyle bir seçenek olmadı. Olsaydı da tadı olmazdı. Bir kez yüksekten atlarken trambolinde bileğimi büktüm; dediler ki 'onda bir şey yok, herhangi biri atlar.' Buldular bir arkadaşı, atladığında trambolini tutturamıyordu, tutturduğunda uçması gereken yere gidemiyordu. Hem omzunu, hem ayağını kırdı da, anladılar kolay olmadığını. Çakır adında bir arkadaşımız vardı, onu önerdiler bir ara dublörüm olarak; çünkü bana bir şey olduğunda bütün kavgacılar işsiz kalıyordu. Çakır'ın hamuru iyiydi, alıp çalıştırdım bir de baktım başka filmlerde başrol oynuyor. Ama fazla uzun sürmedi, atlarken olmuyordu. Kartal gibi ineceksin havadan, serçe gibi çırpınmayacaksın. Bu açıdan bakıldığında sinemada bir devrimmiş benim çektiğim o sahneler. 

- Bunları yapabilmek için sirklerde çalışmışsınız...
Medrano'da çalışmıştım, orada ne varsa getirdim sinemaya koydum. Ben bu filmleri çekene kadar hareket yoktu sinemada; biri yumruk atar, ötekisi karşılar, diğeri havayı döverdi. Sen havada uçup adamın üstüne konuyorsun, insanüstü bir çabaydı, kolay yapılamaz.

HAYATA BAŞKA TÜRLÜ BAKMAYA BAŞLADIM 
- Ağır rahatsızlıklardan sonra insanların hayata bakışının değiştiği söylenir. Sizde böyle bir etkisi oldu mu rahatsızlığınızın?
Hayata başka türlü bakmaya başladım. Maddi kaygılarda ne kadar kurtulmak istiyorsan da olmuyor tabii ama mümkün olduğunca defetmeye çalıştım, sonu yok çünkü. Bu hastalık öyle bir şey ki ağlasan ağlayamıyorsun, o kadar kötü. Dua ediyordum 'Allah'ım beni kurtar, neyim varsa hayatımda yoksullara vereceğim' gibi... Her şeyi gözden çıkarmıştım, tabii iyileştikten sonra 'arabayı kurtarsak' diyorsunuz (gülüyor). Bir de ameliyattan sonra daha hoşgörüyle bakmaya başladım her şeye, sakinleştim, duygusallaştım. Daha önce sinirleniyordum, gülüp geçiyorum şimdi, bir sürü şey anlamını kaybediyor çünkü. 

- İnternet sitenizde yaşamınızla ilgili itiraflarda bulunuyorsunuz, rahatsızlık cesaret de mi verdi size?
Hastalıkta insan daha duygusal oluyor, oturdum yazdım o yazıları, üşenmedim, çocuklarım da koymuş öyle. Aslında doğrudan kişiliğimden bahsetmeyi fazla sevmiyorum, onların devamını getirmeyi düşünmüyorum ama Türkiye'nin sosyoekonomik durumları hakkındaki fikirlerimi yazacağım bundan sonra. 

- Filmlerinize bakışınız da değişti mi?
80'lerin sonlarına doğru biraz saçmalamış olabilirim ama çok saçmaladığımı sanmıyorum (gülüyor). Aşk filmi fazla çekmedim çünkü. Yani oyunculuğunuzu, tarzınızı bildikleri için öyle teklifler fazla gelmiyor doğal olarak. Kente göçler arttığında, arabesk ve seks furyası başladığında da iyi direndim diye düşünüyorum. Yoksa seks filminde oynamam için büyük paralar teklif etmişlerdi, Cüneyt Arkın'ın seks filmini kim izlemez ki, onlar da büyük paralar kazanacak. Ama hiç düşünmeden reddettim. Maliyet çok ucuzdu filmlerimizde. Sabah sokuyorlardı beni bir odaya 12 kavgacıyla, bütün gün, gece gündüz kavga et, kıracağın bir aksesuar da yok, para yok çünkü. 

- Diğer kavgacılar da hasar görürdü herhalde...
Evet, kavgacılar hep tehlikedeydi. Kadir Kök adında biri vardı, aksiyon sahnelerinde oynardı. Benim patronu olduğum bir filmde pencereden aşağı atlayacaktı. Atlarken düşmüş, beyni hasar görmüş ve ölmüş. Ben yoktum o sırada, sete döndüğümde herkesin suratı asık, 'Kadir öldü' dediler. 'Ya ölmez bu adam' dedim, koşarak morga gittim, gözü pek, heybetli biriydi, düşmeyi de iyi bilirdi. Morgda eliyle oynuyordum, baktım kıpırdıyor. Söyledim hemen, ameliyata aldılar. Daha önceki darbelerden nedbe olduğunu söylediler. Ameliyatta onları ala ala beynini küçülttüler. 

- Memduh Ün, sizin ve Ayhan Işık'ın iyi oyuncu olmadığınızı söyledi...
'İyi oyuncular değil ama iyi malzemedirler' dedi. Sinemacılar arasında bizim ayrı dilimiz vardır, birbirimizi anlarız. O muhterem bir insandır, sinemaya gönül vermiştir, sevdalıdır bu işe. Saygı duyarım ona, ne dese rahatsız olmam.

Teklifler geliyor
- Münevver cinayetinin filminde oynayacağınızı okuyoruz haberlerde... Film teklifleri geliyor mu, bekliyor musunuz?
Teklif geldi Münevver filmi çekiyoruz diye, 'senaryoyu gönderin' dedim, yollamadılar, öyle kaldı. Babası 'bu filmi çektirmem' diyormuş galiba, hukuki engellerle uğraşıyorlar sanırım, senaryo iyi bir şeyse oynayabilirim tabi. Aklı başında senaryolarda elbette oynamak isterim. Teklifler geliyor ama bilemiyorum yani, konuşuyoruz, titizliğimi gördüklerinde öyle kalıyor...

EYÜP TATLIPINAR

  • Diğer Haberler

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3