Son günlerde soranlar var. Doğan Grubu'na gelen astronomik vergi cezasının yurtdışında yankıları ne olur?
Bu ceza, AKP hükümetinin medyaya yönelik ilk 'sindirme' ve 'reorganizasyon' çabası değil. Sonuncusu da olmayacak.
Ancak AKP şu zamana kadar dış kamuoyu konusunda hep şanslı oldu. Hükümet, son 7 yılda reformcu karakteri, Ortadoğu'da soyunduğu rol ve Batı'yla diyalog kararlılığı nedeniye hem Avrupa hem de ABD tarafından destek gördü. Zaman içinde dozu artan medyaya müdahale çabaları, AKP'nin diğer politikalarının yüzü suyu hürmetine görmemezlikten gelindi. Çukurova, Ciner gibi büyük gruplara yapılan müdahaleler ve hükümete yandaş medya yaratma çabaları, Avrupalılar tarafından 'Bir Türkiye klasiği' diye hafife alındı. Karikatüristlere açılan davalar ya da muhalif yazarlar üzerine yağan tazminatlar ise, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın yarı-babacan yarı-otoriter siyasi kişiliğinin bir uzantısı olarak görüldü.
Tabii Doğan Grubu'na gelen toplamda 5 milyara yakın ceza biraz farklı. Öncelikle Doğan, Romanya, Almanya'daki yatırımları ve çeşitli yabancı ortaklıkları nedeniyle dünya ekonomisine oldukça entegre. Tanınıyor. Borsada işlem görüyor. Bu yüzden cezanın verilmesinden saatler geçmedi CNN'den Reuters'a, Bloomberg'en Al Jazeera'ya dünya kanalları olayı haber geçti.
Ayrıca bu kez gelen cezanın siyasi olduğuna şüphe yok. IMF ve Batı dünyası, Türkiye'de ne 'bağımsız kurulların' ne de Maliye'nin 'bağımsız' olmadığını, vergi silahının hükümetin elinde olduğunu zaten biliyor. Doğan Grubu aylardır yukarıdan aşağı müfettiş denetiminde. Amaç ne yapıp edip ceza kesmekti.
Gelen 3,7 milyar TL'lik cezanın komik ölçekte yüksek oluşu nedeniyle de, uluslararası basında 'Putin' benzetmesi yapanların sayısı her geçen gün artıyor. Geçen gün de yazdım: Putin metaforu abartılı, ama çok uzak değil.
Yine de ben Doğan Grubu'na gelen ceza konusunda dış dünyada 'büyük yaygara' kopacağını, bunun ABD ve Avrupa'nın, hükümete olan desteğini sorgular noktaya getireceğini sanmıyorum.
Nedenini iki kelimeyle açıklayabilirim: Kürt ve Ermeni açılımları.
Dün Washington'dan telefonla sohbet ettiğim bir dost, durumu şöyle açıkladı: 'Kuşkusuz kaygı verici. Ama burada ne kadar gürültü kopar emin değilim. Yanlış anlama, tabii ki Türkiye'de demokrasi önemli. Ancak Ermenistan açılımı ve Kürt meselesindeki ilerlemeler bizim açımızdan çok daha kritik. Doğrudan ulusal çıkarlarımızla ilgili.' Başka bir uzman da Washington'da AKP'yle ilgili bir süredir soru işaretlerinin artmakta olduğunu, ancak her şeye rağmen Türkiye'de hala AKP'ye rakip güçlü bir iktidar alternatifinin olmadığını söyledi.
Yani? Yani hükümetin Ermeni ve Kürt açılımlarıyla Avrupa ve ABD'de topladığı puan, Doğan Grubu'na gelen cezayla aldığı kınamanın kat kat daha ötesinde. Hep söylüyorum: Amerikalılar pragmatik. Her ülke gibi öncelikle kendi çıkarlarını düşünüyorlar, Türkiye'de iyi kötü iş yapabilecekleri istikrarlı bir hükümet, radikal İslam'dan uzak bir model ve Batı'yla barışık bir düzen istiyorlar.
Bu hiç ses çıkmaz anlamına gelmiyor. Doğan Grubu'na gelen ceza bir 'ayıp' olarak kınanabilir; hatta önümüzdeki günlerde Amerikan Dışişleri sözcüsü ya da büyükelçisi tarafından basın özgürlüğüyle ilgili yuvarlak bir-iki cümleyle eleştirir. Yakında açıklanacak AB İlerleme Raporu'nda yerini alır. Kıbrıs gibi, Meclis'in bir türlü çıkarmadığı AB yasaları gibi Avrupa'nın Türkiye'yle ilgili kaygılarından biri haline gelir. Avrupalılar ikili görüşmelerde daha çok gündeme getirir.
Ama o kadar. Bu ceza, AKP'nin dış dünyada gördüğü destek konusunda stratejik denklemi değiştirmez.
Doğan Grubu, aktif bir şekilde kolları sıvayıp, Brüksel ve Washington'da etkin bir bir lobi çabasına girmedikçe, medya sessiz kaldıkça, Türkiye'de ciddi bir iktidar alternatifi oluşmadıkça, vergi cezasının dış dünyadaki yankısı zamanla kaybolur gider.