Açıkta her şey yolunda görünüyor ama perde arkasında kıyasıya bir rekabet, çetin diplomatik mücadeleler yaşanıyor.
Türkiye'nin Avrupa Birliği müzakerelerinden bahsediyorum.
Başmüzakereci Egemen Bağış'la dün Paris'teydik, bugün ayrılacağız.
O yoğun temasların iç yüzünü dinlerken, Ankara-Brüksel ilişkilerinin geleceğini kestirmeye çalışıyordum.
Size, bir ilişki metaforuyla AB serüvenimizi nasıl gördüğümü anlatmaya çalışayım:
Ortada çok uzun süreli ilişki ve resmiyet kazanmış bir nişan var. Tarafların biri evlenmek niyetinde değil, diğeri bunu çok istiyor, yıllarca beklemiş çünkü. Evlenmeye yanaşmayan ayrılmaya da hiç yanaşmıyor. İstiyor ki, mevcut koşullarda ilişki sürsün gitsin. Bir yandan da her iki taraf nişanın ve ilişkinin devamını kendi çıkarına görüyor. Uzun ve belirsiz bir tarih vererek de 'o gün geldiğinde ailelerimiz düğün olup olmayacağına karar verecekler' diye mutabakata vardılar. Durum tastamam budur.
TÜRK DOSTU BAKANIN 'U' DÖNÜŞÜ
Şimdi gelelim, Fransa'da gördüklerimize... Bakan Bağış'ın, aslında Türk dostu olarak bilinen ancak kabineye girince 180 derece farklı açıklamalar yapan Avrupa Bakanı Pierre Lellouche başta, Elysees Sarayı'nın kilit isimleriyle yaptığı görüşmelerin ortaya çıkardığı görüntüye bakalım.
Avrupa ekonomisinin ve doğal olarak siyasetinin, AB'nin lokomotifi, Fransa ve Almanya, Türkiye'nin tam üyeliğine karşı çıkıyor. Bize, 'imtiyazlı ortak olun' diyorlar, bunlar sır değil. Fakat bugünlerde bu söylem yaygınlaşıyor, dahası sanki 'hukuki zeminini hazırlayacak girişimler' hızlanıyor. Egemen Bağış işte tüm görüşmelerinde bunu dile getirdi, Ankara'nın tepkisini ve kararlılığını vurguladı. Müdahalenin zamanlaması kritik, zira Almanya seçimlerde son düzlüğe giriyor, Fransa'da gelecek yıl Sarkozy için kritik bölge seçimleri yapılacak. Dahası 'Demokles'in kılıcı gibi' AB'nin değerlendirme raporu bu yılın son haftalarında açıklanacak ve liderlerin onayına sunulacak.
Bağış'a, sohbetin sonunda gazeteciler ayrıldıktan sonra 'özet nedir?' diye sordum, 'temaslarınızın sonucu nedir?'
Tek cümleyle yanıt verdi:
'Artık imtiyazlı ortaklık söyleminden vazgeçecekler.'
Fransa siyasetinin sağı solu belli olmaz ama en azından dün itibarıyla Ankara'nın bu tam üyelik dışındaki seçeneklere yönelik tavrı Paris'e bir kez daha iletildi. Onlar da 'hassasiyetinizi anladık' mesaji verdiler.
AÇILIMLARIN AVRUPA AYAĞI...
Fransız basınında da Egemen Bey'in temaslarında da Türkiye'nin Ermeni açılımının ilgiyle takip edildiği ortaya çıktı.
Oysa Almanya Kürt açılımıyla yakından ilgileniyor.
AB müzakerelerine dönecek olursak...
İlgili ülkelerin kendi iç kamuoyları büyük önem taşıyor. Paris Büyükelçimiz Osman Korutürk, 'Fransa'da sokakta Türkiye karşıtlığı yok, Fransız siyasetçiler yanlış görüyorlar' düşüncesinde.
Bir yandan da Fransız kamuoyunu etkileyecek etkinlikler sürüyor. 'Türkiye Mevsimi' kapsamında Sezen Aksu'lu bir konser düzenlendi. Eyfel Kulesi ise 6-11 Ekim arasında kırmızı-beyaz renklendirilip Türk bayrağı gibi ışıklandırılacak. Görsellerine baktık çok etkileyiciydi. Büyükelçiliğin fikri olan bu parlak girişimi İstanbul Ticaret Odası finanse etmiş, bravo. 'Bizans'tan İstanbul'a-İki kıta, bir liman' sergisinin açılışına da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül gelecekmiş. Bir yandan da 'tam saha pres' sürecek yani.
Sonuçta bu nişan 2009 sonunda da bitmeyecek. Zorlu günler yaşanacak ama 'denemeye devam' denilecek. Her ilişkide olduğu gibi burada da sürekli testler yaşanacak. Kavgalar çıkacak. Fakat 'nasıl kavga ettiğinden ziyade nasıl barıştığın önemlidir' bu da sonuçta 'aşk-nefret' ilişkisi. Üstelik, 'ne seninle oluyor ne de sensiz.'
2013 yılına gelindiğinde taraflar bir daha bakacaklar, uzatmalı ilişki işte o gün nihai şeklini alacak. Bu arada, 'istenmeyen taraf usul usul başka taliplere de göz kırpıyor olacak' o da tabiatın kanunu...
Bayramınızı kutlarım.