Almanya'da 27 Eylül günü yapılacak seçimler Türkiye'yi pek çok bakımdan ilgilendiriyor. Son dört yıldır iktidarda olan CDU/CSU - SPD koalisyonu, Başbakan Merkel'in Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği konusundaki olumsuz görüşlerini, koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti'nin görüşleri çerçevesinde, frenleyebiliyordu. Şimdi, seçimlerden bir CDU/CSU - FDP koalisyonu çıktığı takdirde bu engel kalkacak ve Almanya ülkemizin AB üyeliği konusunda en olumsuz tutumu alacaktır.
13 Eylül Pazar günü Angela Merkel ile SPD Başbakan adayı Frank-Walter Steinmeier arasında yapılan 90 dakikalık televizyon tartışması sonunda SPD oylarını artırmış görünüyor. Televizyon programı sonrasında yapılan kamuoyu araştırmaları SPD'nin oylarını 2 puan artırarak % 26 oranına eriştiğini göstermekte. Buna rağmen CDU/CSU-FDP oy toplamı % 49'da sabitleşmiş gözükmekte.
Sosyal Demokratların yeniden koalisyon ortağı olabilmesi ancak sağ partilerin çoğunluğu elde edememesi ile mümkün olacak. Steinmeier de bu amaçla tüm oklarını FDP'ye çevirmiş durumda. Ancak son televizyon tartışmasından sonra SPD'nin artan oyları merkezden değil sol partilerden gelmiş durumda. Bu da seçim sonuçlarını fazla değiştirmeyen bir durum.
18 Eylül'de yapılan son kamuoyu araştırmalarına göre; Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU/CSU) % 36, Liberal Demokrat Parti (FDP) % 13, Sosyal Demokrat Parti (SPD) % 26, Sol Parti (Linke) % 11, Yeşiller (Grüne) % 10 oy almaktalar. Dikkat çeken bir nokta Sol Parti oylarının Doğu Eyaletlerinde % 27 ile CDU oyları ile aynı seviyede olması.
Kamuoyu sonuçları açıklandıkça, seçim sonrası kurulacak koalisyon olasılıkları da daha derinlemesine tartışılmakta. En önemli tartışma konusu, Alman seçim sistemine göre geçerli olan 'artı illetvekili' (Überhangmandat) kazanılması yoluyla, ki böylece yüksek oy alan siyasi parti oy oranının üzerinde milletvekiline sahip olmakta, Hıristiyan Demokrat - Liberal çoğunluğun oluşması ve böylece Merkel'in sağ koalisyon kurabilmesi. Federal Anayasa Mahkemesi seçim sisteminin 'artı milletvekili' çıkarılmasına yol açan bu maddesini, 2008 yılında aldığı bir kararla, Anayasa'ya aykırı bularak 2011 yılına kadar seçim yasasının değiştirilmesi kararını almıştı. SPD Anayasa Mahkemesi'nin bu kararı gereği, Merkel'in 'artı milletvekili'ne dayanarak elde edeceği parlamento çoğunluğunun yasal olmayacağını ileri sürmekte.
Almanya'daki Türk seçmen oylarına değinirsek. Türk derneklerinin açıklamalarına göre, Türk asıllı Alman vatandaşları 840.000 oya sahipler. Son resmi istatistiklerse 690.000 oyu göstermekte. Almanya gibi partilerin aldıkları oy sayılarında seçimden seçime çok ufak değişikliklerin gerçekleştiği bir ülkede her iki rakam da önem kazanmakta. Bu yıl, Federal Siyasi Eğitim Merkezi (Bundeszentrale für politische Bildung) Türk asıllı seçmenlere Alman seçim sistemini anlatmak ve onların seçime katılmasını sağlamak için 35 sayfalık, Almanca ve Türkçe 'Seçim Senin' başlıklı bir rehber kitaptan 70.000 adet bastırdı.
Almanya nüfusunun % 18'i, yani 15 milyonu göçmen ailelerden oluşuyor. Göçmen kaynaklı nüfus parlamentoda 11 milletvekili ( 5 Türk, 2 İranlı, 2 Hindistanlı, 1 Hırvat ve 1 Polonya asıllı) ile temsil edilmekte. Bu sayı da yaklaşık 600 kişilik parlamentonun ancak % 2'sini oluşturuyor. 27 Eylül'de yapılacak seçimlerde de bu oranın değişeceği ümit edilmiyor. Örnek verirsek, otuza yakın Türk asıllı adaydan seçilme olasılığı olan ancak 3 veya dört tanesi. Burada, halkın yabancılara karşı olumsuz düşüncelerinden daha fazla siyasal parti bürokrasisinin yabancı adayları kendilerine rakip görmesi rol oynamakta.
Türk asıllı seçmenlerin % 90'dan fazlası sol partileri seçerken CDU ve FDP seçmenleri % 10 oranına ancak erişebilmektedir. Alman vatandaşı olan 4 milyona yakın Müslüman seçmen, sağ düşünceli olsa dahi, sağ parti olan Hıristiyan Demokrat Birlik partilerini, adlarındaki 'Hıristiyan' kelimesinden dolayı seçmemektedir.