Dün bu köşedeki yazımızda doların değer kaybetmesine rağmen birçok kriterde en önemli para cinsi olmaya devam ettiğini ve hala tüm dünyada en yaygın rezerv para olarak kullanıldığını vurguladık. Barry Eichengreen tarafından derlenen sayılar ve yapılan analiz bunu gösteriyor.
Dolara alternatif rezerv para olarak iki para tartışmalarda ortaya çıkıyor.
Euro ve Çin parası Renminbi!
Euro aslında en ciddi rakip olarak algılanmalı. Zaten euronun yaratılmasındaki önemli nedenlerden biri de dolara bir rakip yaratmaktı.
Kaldı ki euro bölgesini oluşturan ülkelerin toplam GSYİH büyüklüğü de ABD'ye eşdeğer. Hatta Euro bölgesindeki borç stoğu /GSYH oranı global kriz öncesi ABD'ninkinden daha büyük idi. Borç stoğu neden önemli? Bir parayı rezerv para olarak tutanlar, faiz kaybetmek istemediklerinden nakit değil, o para cinsinden likit kamu borç senetleri tutuyorlar.
Ancak euro bölgesi borç stoğu çeşitli ülkelerin borç senetlerinden oluşuyor. Bu borç senetlerinin çeşitli risk, likidite ve getiri yapıları var. Bunların arasında en itibarlı olan Alman kamu borç senetleri. Genelde AB içindeki kurumsal yatırımcılar, örneğin emeklilik kurumları, bunları vade sonuna kadar tutmaktalar, bu nedenle de bu kağıtların piyasası pek likit değil. Kendileri de kısa vadeli değil, tersine çok uzun vadeli!
Ancak euro bölgesi ülkelerinin çoğunun kriz öncesi ve krizden sonra ciddi finanasal sorunları da oluştu. Yunanistan, İtalya, Portekiz, İspanya her an rating kaybı yaşayabilecek ülkeler. İrlanda zaten büyük rating kaybı yaşadı. Bu nedenle de bu ülkelerin kamu borç senetleri bir rezerv paranın likit menkul kıymetleri olabilecek özellik taşımıyor.
Tabii ki başka ülkeler euro üyeliğine katıldıkça euro bölgesindeki finanssal piyasalar daha da büyüyecek ve daha likit hale gelebilecek. Euronun kriz ortamında değerlenmiş olması da euronun rezerv para olabilme gücünün pek kötü olmadığını gösteriyor. Örneğin; euro dışında kalmayı seçmiş bulunan AB ülkesi Danimarka, krizde resesyona ilk giren ülke olmuş ve parasını korumak için faizleri yükselterek savunma yapmak zorunda kalmıştı. Avrupa Merkez Bankası faizleri düşürürken, Danimarka Merkez Bankası'nın faizleri hem de ekonomik durgunluk içinde iken, artırmaya mecbur olması euro sistemi içinde olmanın değerini ortaya koymuş bulunuyor. Bu olguyu doğru gözlemleyen birçok İskandinav ülkesi ve Doğu Avrupa ülkesinde euro aleyhtarı tutum ve kamuoyu, şimdi tersine dönmüş bulunuyor.
Ancak örneğin; İngiltere yıllardır euro karşıtı tutum içindeydi. Kriz döneminde işbaşındaki hükümet euro taraftarı İşçi Partisi olmasına rağmen kriz sonrası euro aleyhtarlığı arttı. Halbuki İngiltere euro tek para sistemine girse finans piyasalarının büyüklüğü ve derinliği nedeni ile euronun uluslararası rolünün çok artmasına neden olurdu. Kaldı ki İngiltere'nin kendi parası da uzun zamanlar rezerv para olarak kullanılmıştı.
Bu söylenenlerin sonucu euroyu rezerv para olarak kullanan ülke sayısının artışı yavaş olacak. Bu nedenle de euronun rezerv para statüsünün dolara ciddi şekilde rekabet edebilmesine daha çok vakit var. AB etrafındaki ülkelerin euro ile ticaretinin artması tabii ki euro cinsinden fonları rezerv olarak tutmalarını getirir, ama zaman içinde.
Örnek olarak Rusya alınabilir. Avrupa ile ticareti özellikle enerji konusunda artan Rusya rezerv olarak tuttuğu paralar içinde euronun ağırlığını artırdı.Bu da euro cinsinden borç senetlerinden de daha fazla tutacağı anlamına geliyor. Rusya Merkez Bankası rezervleri içinde euronun payını yüzde 42 düzeyinden yüzde 47 düzeyine çıkarmış bulunuyor. Zaman içinde AB komşusu olan ve AB ülkeleri ile dış ticareti gelişen ülkeler de bunu yapacaktır.
Dolayısı ile euro daha önemli bir rezerv para haline gelecektir, ancak bu dolardan daha önemli hale gelecek demek de değildir. Dolar şu anda her şeye rağmen epeyce önde, bu bir avantaj. Diğer taraftan AB bölgesinin demografik anlamda yaşlanması da bir dezavantaj, çünkü büyüme oranları düşük olacak.
Yarın Çin parasının rezerv para olma şansı inceleyeceğiz.