Türk halkının yüzde 30'a yakını, İran'ın nükleer silah sahibi olmasının Türkiye için bir 'tehdit' olmadığını düşünüyor. Bu rakam, birkaç yıl önce yüzde 19'du. Ancak Irak savaşına tepki, yükselen Amerikan karşıtlığı ve artan ulusalcılık akımıyla bu rakam yükseldi.
Bu ne demek? İran ve İran rejiminin popülaritesi yükseliyor demek. 'Duygusal Türkler', ABD ve Avrupa'ya kızdıkları için 'düşmanımın düşmanı' mantığıyla İran'ın nükleer heveslerine göz yumma eğiliminde. Hatta 'dünyaya kafa tutuyor' diye Ahmedinejat'ı beğenenler bile var.
Ancak Türk halkının yüzde 30'u yanlış düşünüyor. İran'ın, hele de mevcut teokratik rejimin, bir nükleer güç haline gelmesi, tabii ki Türkiye için bir tehdit. Hatta büyük bir tehdit. Bu Tahran'ın Türkiye'yi bombalayacağı anlamına gelmiyor. Tahran'ın elinde atom silahının olması, komşularının üzerinde ölçüsüz bir üstünlük sahibi olması demek. 'Höt' deyince sözünü dinletir duruma gelmesi demek.
Ankara da bu yüzden istemiyor İran'ın nükleer güç olmasını. Yanlış duymadınız. Siz yetkililerin utangaç açıklamaları, diplomatların dikkatli cümlelerine bakmayın. Ankara'da sivil, asker ve diplomasi, İran'dan gelen tehdidin farkında. Hatta nükleer programı durdurmak ve İran'ı masaya çekmek için uluslararası yaptırımların artırılmasına gerçek anlamda itirazı yok.
Peki o zaman Başbakan Tayyip Erdoğan neden ABD'deki açıklamalarında İran'ı savunuyor gibi bir izlenim bırakıyor? New York dönüşü yaptığı şu açıklamayı nasıl yorumlamak lazım?
'BM yaptırımlarının artırılması, İran halkı için iyi bir sonuç getirmeyecektir. Sayın Ahmedinejad'ın yaptığı açıklamalar nükleer silaha yönelik değil, barışçıl amaçlı uranyum zenginleştirmeye yönelik. Bakıyorum, uluslararası medya sürekli İran'ı konuşuyor. Ortadoğu'da nükleer silahı olan ülke var, örneğin İsrail. Kaldı ki Gazze'de fosfor bombaları kullanıldı. Bu ne? Kitle imha silahı. Bunlar hiç masaya gelmiyor. Yatıyoruz kalkıyoruz İran.'
Bu Başbakan'ın da yüzde 30'un içinde olduğu ve İran'ın nükleer programını tehdit olarak görmediği anlamına mı geliyor? En son ortaya çıkan gizli nükleer tesise rağmen, hala İran'ın programının 'barışçıl' amaçlı olduğu düşüncesinde mi?
Dün görüştüğüm diplomatlardan aldığım izlenime göre, hayır, Başbakan Erdoğan da İran'ın programının bölgedeki dengeleri altüst edeceğinin farkında.
Ancak Türkiye, ilginç bir 'perdeleme' taktiği uyguluyor. Ankara İran'a yönelik kaygılarını açık açık dile getirerek Tahran'ın hışmını çekmek, Washington'a da 'gaz vermek' istemiyor. Nasılsa uluslararası kamuoyu bu konuda ayakta. Nasılsa onlar durdurmaya çalışıyor.
Rusya ve Çin ikna olur, Birleşmiş Milletler'de İran'a yönelik yaptırımlar artırılırsa, Ankara'nın buna temel bir itirazı olmayacak. Zaten Güvenlik Konseyi'nde veto hakkı yok.
BM kararı çıkmaz da, Washington tek tek ülkelerin kapısını çalıp İran'a yaptırım uygulamaya zorlamaya başlarsa... Bu durumda Ankara, ABD'yle masaya oturup petrol ve gaz sektörlerinden komşu ülke olduğu için 'istisna' talep edecek.
Kısacası Türkiye her şeyden önce kendi ekonomik çıkarlarını korumaya çalışıyor.
Ankara'nın İran'a sessiz kalma, kendini Batı bloğundan farklı gösterme stratejisinin arkasında yatan bir neden daha var. O da 'Ya Amerikalılar başaramazsa' senaryosu. Ya Amerikalılar ve uluslararası camia, her şeye rağmen İran'ın nükleer programını durduramazsa? O zaman Türkiye kendi bölgesindeki yarışa, dibindeki bir nükleer güçle papaz olmuş durumda başlamak istemiyor. Bundan haklı olarak çekiniyor.