Betam, Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi Direktörü Dr. Seyfettin Gürsel ve araştırmacılar Duygu Güner ve Burak Darbaz tarafından yapılan bir araştırma ile kadınların daha uzun süre işsiz kalma durumunda olduklarını tespit etti. Araştırmanın kısa özetini aşağıya aktarıyoruz, raporun geniş metni ise 'betam' adresinden indirilebilir.
'Türkiye işgücü piyasası, işgücüne katılım, işsizlik oranı gibi önemli göstergelerde cinsiyete bağlı olarak büyük farklılıklar göstermekte ve bu farklılıklar işsizlik sürelerine de yansımaktadır. TUİK tarafından açıklanan Mayıs 2009 işsizlik süreleri istatistikleri incelendiğinde bu farklılaşma açıkça görülmektedir. İşsizler arasında uzun dönemli işsizlerin payı kadınlarda yüzde 33 iken, erkeklerde yüzde 24'tür. Kısa dönemli işsizlik ise, tam tersine, işsiz erkekler arasında daha yaygın bir durumdur. Erkeklerde kısa dönemli işsizlerin toplama oranı, kadınlardakinden 6 yüzde puan daha yüksektir. Kadınlarda uzun süreli işsizlerin toplam içindeki payının erkeklere kıyasla daha yüksek olmasının arkasında yatan nedenler arz (rezervasyon ücretleri) ve talep (işgücü piyasasında olası ayrımcı eğilimler) yönlü olmak üzere iki ana çerçevede açıklanabilir. Ancak işe alım sürecinde yaşanan olası bir cinsiyet ayrımcılığını saptamak eldeki verilerle mümkün olmadığı için sadece arz yönlü değişkenlerin işsiz kalma süreleri üzerindeki olası etkileri incelenecektir.
Çalışanların ve işsizlerin eğitim düzeyleri incelendiğinde işsiz kadınların eğitim seviyelerinin işsiz erkeklere göre oldukça yüksek olduğu görülmektedir. İşsiz erkekler arasında üniversite mezunlarının payı oldukça düşükken (yüzde 9,4), kadınlarda bu pay yüzde 21,3'tür. Lise mezunlarının payları da kadınlarda daha yüksektir; işsiz kadınların % 39,6' sı lise mezunu iken aynı oran erkeklerde sadece % 25,4' tür. Benzer şekilde çalışan kadınların da erkeklere kıyasla çok daha büyük bir kısmı üniversite mezunudur (yüzde 30,5'e yüzde 13,8). Yüksek eğitim seviyesi rezervasyon ücretlerinin seviyesini de yükseltmekte, böylece aranılan niteliklere uygun iş bulma olasılığını azaltmaktadır. Bu nedenle kadınların daha uzun süre işsiz kalmasının nedeni kadınların daha eğitimli olmaları olabilir. Ancak rakamlar bu yargıyı desteklememekte, uzun süreli işsizliğin her eğitim seviyesi için kadınlarda daha yaygın olduğu görülmektedir. Rezervasyon ücretlerinin belirlenmesinde işgücü piyasasında olanların eğitimi kadar geçmiş iş tecrübesi de rol oynamaktadır. Daha önce çalışmış olmak işsizlik sürelerini oldukça kısaltmaktadır. Örneğin daha önce çalışmış kişilerde bir yıldan uzun süre işsiz kalma ihtimali yüzde 32 iken, daha önce herhangi bir işte çalışmamış kişiler için aynı ihtimal yüzde 55'tir. Kadınların yüzde 36'sının daha önce hiç bir iş tecrübesinin olmaması (bu oran erkeklerde %16'dır) kadınların işsizlik sürelerinin daha uzun olmasında iş tecrübesi eksikliklerinin etkili olduğunu düşündürmektedir. Bu bağlamda, kadınların işgücü piyasasındaki durumlarını düzeltmek için daha önce çalışmamış olan kadınların işgücü piyasasına uyumunu kolaylaştırıcı politikaların önemi büyük. Bu da ancak işgücüne katılan kadınların iş arama / iş bulma yetkinliklerinin geliştirilmesi, iş garantili meslek kursları, işverenlere yönelik kadın istihdamı teşvikleri benzeri projelerle kadın işgücünün desteklenmesi ile gerçekleştirilebilir.
Bir diğer açıklama da kadınların iş bulmak konusunda daha kararlı olduğu; iş bulma umudunu kolay kolay kaybetmeyerek daha uzun süreler işgücü piyasasında kaldıkları şeklinde olabilir. Umudu kırılan kadınların işsiz kadınlara oranı yüzde 32 gibi çok yüksek bir düzeyde seyretmekteyken erkeklerde bu oran yüzde 18 seviyesinde kalmaktadır. Açıkça görülmektedir ki umudu kalmadığı için işgücü piyasasından çekilme kadınlarda göreli olarak daha yaygın bir olgudur, yani kadınların daha uzun süreli işsiz kalışının arkasında işgücü piyasasında kalmak için gösterilen bir kararlılık yatmamaktadır.
Öte yandan eğitim ve iş tecrübesi göz önünde bulundurulduğunda bile işsizlik sürelerinde görülen cinsiyete dayalı farklılaşma tam olarak açıklanamamaktadır. Sosyokültürel yapı kadınların işgücüne katılımını ve dolayısıyla istihdam ve işsizlik durumlarını belirleyen bir diğer önemli faktördür. Ataerkil aile yapısında kadın gelirinin ek gelir olarak değerlendirilmesi ve kadınların temel sorumluluğunun ev içi işler olduğu algısı kadın istihdamını şekillendirmektedir. Bir başka deyişle iş bulamayan kadınlar için ev işleri ile meşgul olmak her zaman kabul edilebilir ve üretken bir faaliyet olduğu için iş arayan kadınlar olası iş fırsatlarını değerlendirirken ev işlerindeki üretkenliklerini de göz önünde bulundurarak hareket etmektedir. Ev işlerindeki üretkenlik rezervasyon ücretlerini yükselterek bu beklentileri karşılayacak iş bulma olasılığını düşürecek, dolayısıyla kadınların işsiz kaldıkları süreyi uzatacaktır. Bu nedenle kadın istihdamının önündeki en önemli engellerden biri belki de bu ev içi sorumluluklardır.
Eğitim, iş tecrübesi ve ev içi üretkenlik vb. arz yönlü etkenler analize dahil edildiğinde bile talep yönlü etkenler göz ardı edilmemelidir. Zira işgücü piyasasındaki talep yönlü bir cinsiyet ayrımcılığı da benzer sonuçlar doğuracaktır. İşverenlerin, aynı üretkenliğe sahip bir kadın ve bir erkek arasında tercih yaparken erkeği istihdam etme eğiliminde olması, kadınların iş arama sürelerini ve dolayısıyla işsiz kalma sürelerini uzatacaktır. Bu nedenle, mevcut çalışmanın, işverenlerin olası cinsiyet ayrımcılığını ölçmeye izin veren işveren anketleriyle desteklenmesi gerekmektedir.'