AKŞAM GAZETESİ | Nihal Kemaloğlu | 2009-10-01

kategori2

İstanbul; emeğin yağması kamunun talanı

İkitelli ve Halkalı'da etkili olan sel, 'imaj kent' İstanbul'un' zeminindeki balçığı gösterdi. Sınırlı bir alandaki afete bile müdahale edemeyen ve güvenlik sağlayamayan bir metropol vardı karşımızda.
Kıpırdayamayan, ağır, hantal yerel yönetim, 'küresel ısınmayı' suçluyordu.
Anladık ki; yıllardır İstanbul'u rehin alan büyük ve arsız organizma neoliberalizm şehri çoktan yutmuştu...
Araçlarda boğulanlar, çamur basmış yerleşim ve sanayi alanları, toprağa ve suya karışan kimyasal atıklar, ilkel kurtarma çalışmaları, çamurlu malları kapan 'sırnaşıklık ve arsızlık', nasıl kırılgan bir noktaya varıldığının ispatıydı.
Şehir sadece altyapısal, kriz yönetimi olarak değil, sosyal yapı olarak da çökmüştü.
En küçük bir tetiklenmede kaosu başlatacak bütün koşullar meğerse hazırmış!
Neoliberalizmin gücü şehri ve insanlarını dümdüz etmişti. 
Toprağı kalmayan çamurkentte toplum olabilmenin bütün zamkı da bitmişti.
Sele kapılan malları naylon torbalara dolduranların görüntülerinde' yıllardır rantla yönetilerek yağmalanmış' bu şehre çok acı uyarılar vardı..
Esas yağmanın eriyen sosyal doku olduğunu kimse anlayamıyordu.   
Yedi işçi kadının cesetleri kaldırım üzerinde yatarken yolun karşısında ellerindeki  mallarla kaçışanları izledik. 
Bir tanesi elindeki ütüyü şöyle açıklıyordu: 'Burası kamuya ait değil mi?'
Sahi 'kamu' artık böyle bir anlamdı ortak zihnimizde 'beraber talan edeceğimiz alan'.
Kamu kaynaklarının ve imkanlarının talanı belli ki dikkatle gözlenmişti.
Sosyal devletten ve sosyal haklardan yalıtılmış bir ülkede kamunun çağrışımı buydu!
Çürümüş sosyal sistemin kurbanları ya ölü ya da suçlu haline geliyordu.
Çanak çömlek toplayanların başka şehirden geldiği açıklaması 'neyi aklıyorsa', kadın işçilerinin hayatını kaybettiği yük minibüsünün sadece o gün için kullanıldığı yalanı da 'o'nu aklıyordu'.
Mal taşınan minibüste pekala işçi taşınırdı. Hanidir 'emek' alınıp, satılan, kiralanan bir mal bu piyasada. 
Ölünceye dek kimsenin merak etmediği 'penceresiz hayatların' sahipleri kadın tekstil işçileridir.
Tekstil sektörünün en ucuz işgücüdür.
Sendikasız, güvencesiz, iradesiz, sessiz bir mala dönüşen kadın işçiler çöküntü semtlerdeki merdiven altı ekonomisini var ederler.
Ünlü tekstil markalarının 'özgür kadına' yönelik reklamlarının 'ikiyüzlülüğünü' tekstil kadın işçilerinin çalışma koşulları ele verir...
Maliyetleri düşüren, karlılığı körükleyen ve sosyal hakları yıkan neo-liberalizm İstanbul'da şahlanır.
Zorunlu göçle İstanbul'a gelmiş kalabalık ailelerin kızları vasıfsız, ucuz emeğin özneleri olur.
Sonra penceresiz yük minibüsüne binerek yoksulluğun mahallelerine dönerler.
Şehri görmezler, bilmezler. Bildikleri, apartman altlarında havasız, karanlık dokuma atölyeleridir . 
Emeğin yağması, kamunun talanı için İstanbul büyük merkezdir.
İstanbul 'varaklı kamuflajını' düşürünce, tenekeden çatma, çamurdan yapma metropol varoş olduğunu gördük...
İçindeki bütün gettocukları yutacak 'büyük gettonun' gelişinin işaretlerini de duymuyor henüz.