AKŞAM GAZETESİ | Mehveş Evin | 2009-10-01
Yazık oldu, çok yazık... Türkiye-Yunanistan maçını, bir heves yarı finale çıkarız diye izlemeye gelen bizlerin, gece boyunca tekrarladığımız sözler bunlar. Sonuçta maçı 74-76 kaybettik ve yarı final şansını kaçırdık. Klişeye düşmek umurumda değil: Yine de her şeye değer, buraya kadar geldik ya!
Avrupa Basketbol Şampiyonası'nda Milli Takım'ı desteklemek üzere, Turkcell ekibiyle birlikte Polonya'nın sanayi kenti Katowice'deyiz... Sırf bu renksiz şehre destek olsun, ekonomisi canlansın diye finaller burada düzenlenmiş. İşte çeyrek finalden saha dışı notlar:
l Beğenmiyoruz ama Katowice'deki salon bizde yok: 11.500 seyirci kapasiteli Spodek Arena, dışarıdan bir uzay gemisini andırıyor.
'Maç öncesi, Spodek Arena'nın girişi bir panayır havasında: Yemek ve bira stantlarında kadınlı erkekli taraftar grupları toplaşmış, şarkılar söylüyor, borazanlar öttürülüyor, davullar çalınıyor... En soğuk insanın bile kanını kaynatacak bir coşku.
l Kırmızı formalarımız, bayraklarımızla alana girdiğimizde Slovenyalı, Litvanyalı basketbolseverler bizimle fotoğraf çektiriyor, bol şans diliyor. Bizi önceki maçta yenen Slovenyalılar'la, pazara görüşürüz diye atışıyoruz-yarı finale çıkacağız ya!
l Yunan taraftarlarla maç öncesi ve maç sonrası hiçbir gerginlik yaşamadık, bilakis onlar 'Kardaş' diye bağırıyor, el sıkışıyoruz, fotoğraf çektiriyoruz.
l Üzülerek söylemeliyim ki tribünde Yunan taraftarının sayısı ve organizasyonu, bizden üstün. Davulları, borazancıları ile mavi-beyaz peruklar, boya ve kostümlerle gelmişler, epeyce şamata yapıyorlar. Kıskanıyoruz!
l Türk taraftarı daha dağınık; gurbetçiler kafalarına yeniçeri külahları takmış, tek atraksiyonumuz elimizdeki borazan ve bayraklar...
l 2. çeyrekte daha düzenli ve gürültülü bir tezahürata ihtiyacımız olduğuna karar verip, yan tribünden Slovenyalı davulcu ithal ediyoruz! Şaka yapmıyorum; bizim çocuklar, yeşil-beyaz üniformalı davulcuları kapıp geliyor. Ondan sonra bizim tribün kesinlikle Yunan tarafını bastırıyor!
HAYAL KIRIKLIĞIMIZ HİDO
l Arada, sırf destek olsun diye kendi imkanlarıyla Türkiye'den gelen bir arkadaşıma rastlıyorum. En büyük derdi, Avrupa'daki basket maçlarına organize desteğin olmaması.
l Gerçekten de Federasyon'un ayarlayacağı 2 amigo, 10 taraftar olsa, işin ruhu değişir. Hem şovumuzu yapar hem başka ülkelere bakıp ezilmeden destek oluruz.
l İspanya'ya yenilerek çeyrek final hakkını da kaybeden Litvanya seyircisine herkes gıpta etti. Dört bin taraftar maçları izlemeye gelmiş. Elenseler de kalıp izleyen çok. Eh, ne de olsa Polonya'ya komşular, Schengen derdi de yok diyeceksiniz... Ancak adamlar gerçekten bu sporu bağırlarına basmış.
l Son olarak: Ne hakem kararı yüzünden kaybettik, ne de sırf son hücum hatası yüzünden. En başından kazanacağına sanki pek de inanmayan, ilk maçlardaki takım ruhunu ortaya koyamayan bir Milli Takım vardı. Asılsaydık, harika bir bayram hediyesi olacaktı!
l Ne yazık ki büyük ümitler bağlanan, hatalarına rağmen üzerine spor eleştirmenleri ve de seyircinin toz kondurmadığı Hido, gerçek bir hayal kırıklığıydı. Eurobasket'teki asıl kahramanlarımız Kerem, Ersan ve Ömer Onan'dı.