AKŞAM GAZETESİ | Aslı Aydıntaşbaş | 2009-10-01

kategori2

DTP dikkat etmeli

DTP heyeti bu hafta Süleymaniye'deydi. Önde Emine Ayna, arkadan Osman Baydemir, bir ara Sabahat Tuncel, Hasip Kaplan ve en son Ahmet Türk'ü görüyorum ekranda. Heyet, huşu içinde Saddam döneminde büyük işkencelerin yapıldığı Amna Sureka adlı eski emniyet binasındaki insan hakları müzesini geziyor.

Müze 1991'de peşmergenin Saddam güçlerinden ele geçirdiği kaba saba bir devlet binasında. Alçıdan yapılmış falaka sahnesi, gerçek boyutta Filistin askısına asılmış adam modeli, işkenceler sırasında elektrik vermek için kullanılan alet, binlerce köylünün bir anda kimyasal silahlarla yok oluverdiği 'Anfal' kampanyasından fotoğraflar...

Televizyondaki görüntülere bakarken merak ediyorum acaba hangi dilde konuşuyor mihmandar? O bölgede Türkiye'de konuşulan Kırmancı lehçesinden tamamen farklı bir gramer yapısı ve kelime haznesi olan Sorani lehçesi konuşuluyor. Farsça'ya yakın. Bu yüzden Türkiye Kürtleri Sorani'yi anlamakta zorluk çeker. Anlıyorsa, eski kuşak olduğu için Ahmet Türk anlıyordur. DTP grubunun en ateşli sözcüsü Emine Ayna ise, Kürtçe hiç konuşmuyor. Yalnız Türkçe biliyor. Belki de miting meydanlarında en şahin üslubu kullanmasının ardında yatan bu.

Bu görüntüler beni birkaç yıl öncesine götürdü. O müzeyi ilk açıldığında (hatta sanırım açılış gününde) gezmiş, çok etkilenmiştim. Nutkum tutulmuştu. Irak savaşı öncesi Iraklı muhaliflerin zirvesini izlemek için Kuzey Irak'taydım. Heyecanlı günlerdi. Kuzey Irak'ta herkes, TBMM'den gelecek 1 Mart tezkere kararını bekliyordu. Iraklı Kürtler, Türkiye'nin savaşa girmeyeceğini öğrenince bir 'oh' çekti.

Televizyonda kimin ne dediği çok anlaşılmıyor ama bir ara ya Sabahat Tuncel ya da Emine Ayna, işkence aletlerine bakıp 'Türkiye'deki gibi' diyor. Eyvah, diyorum. Şimdi Osman Baydemir bu müzeden çok etkilenecek ve döndüğünde Diyarbakır Cezaevi'nde aynı müzeyi açmak isteyecek. Zaten belediye ne zamandır bundan söz ediyor.
Ancak Türkiye'nin en önemli illerinden birinde böyle bir müze, büyük hata olur. Yanlış anlaşılmasın, Güneydoğu halkı için büyük acılarla özdeşleşen, 12 Eylül döneminde insanlık dışı uygulamaların olduğu o cezaevinin Kürtler için anlamını ben de biliyorum. Bir an önce kapatılmasını ben de istiyorum. Ancak cezaevi ya yıkılmalı ya da sanat merkezi, okul gibi alakasız bir işleve sokulmalı.

Diyarbakır Cezaevi'ni insan hakları müzesi yapmak, Türkiye'deki Kürtlerin ayrışması hissini körükleyecektir. Hata olur.
Üstelik, Türkiye'de yalnız Diyarbakır değil, 12 Eylül sonrası birçok cezaevinde ağır işkenceler yapıldı. Hafta başında AKŞAM'da Deniz Güçer'in kaleminden Yaşar Okuyan'la iki günlük ilginç bir röportaj okuduk. Okuyan, darbe sonra Mamak'taki korkunç uygulamaları, ülkücülerin halini, yıllarca uykusunu kaçıran işkenceleri tüm çıplaklığıyla anlatıyor. Yalnız Diyarbakır değil, Mamak, Selimiye, Buca ve daha nice yer var Türkiye'nin işkence gördüğü.

DTP'den ricam, bu tarz ayrımcı hisleri körüklemeden önce frene basmaları, dillerini ısırmaları. Özellikle de Kuzey Irak'ta. Böyle hassas bir süreçte Kuzey Irak'la her temas olağanüstü dikkat ve özen gerektiriyor. Orası nispeten iyi tanıdığım bir bölge. İç dinamikleri, tarihi, yakın geçmişiyle Türkiye'den tamamen farklı. Iraklı Kürtler gerçekten soykırımına maruz kaldıklarını düşünüyorlar Saddam döneminde. Haksız değiller.

Türkiye'de ise geçmişte Kürt kimliği ve kültürüne yönelik ağır baskılar oldu. Ama bizim yaşadıklarımız Irak örneğinden çok farklı. Kuzey Irak'la her temas, DTP'liler için heyecan verici olabilir. Ancak DTP böyle hassas bir süreçte nüanslara dikkat etmeli. Demokratik Açılım'ın amacı, Türkiye'nin bütünleşmesi, önyargıların kalkması, insanların kendi kültürlerinin yaşamalarına engel olan ayrımcı politikaların tarihe karışmasıdır. Acılar üzerinden yarışa girerek ayrışmak değil...