AKŞAM GAZETESİ | Mehveş Evin | 2009-10-01
Nazi Almanya'sının Polonya'daki meşhur soykırım kampı Auschwitz hakkında şimdiye kadar çok şey duydum, okudum, izledim... Ne Hollywood filmlerinde işlenen sayısız dram, ne de bugün müzeleştirilmiş olan Auschwitz'e gidip görenlerin anlattığı ayrıntılar, oraya bizzat adım attığınızda kapılacağınız duyguya sizi hazırlayamaz:
İnsanoğlunun bu kadar hunhar, soğukkanlı ve sistematik bir şekilde, kendi türüne uyguladığı vahşetin gerçekliği, paslı bir bıçak gibi boğazınıza saplanıveriyor.
Bayramın birinci gününü akraba ziyareti yapmak veya zeytinyağına ekmek banmak yerine Auschwitz'de geçirmem, tamamen Eurobasket 2009 sayesinde oldu: Çeyrek ve yarı finallerin oynandığı Katowice'den 45 dakika uzaklıkta Auschwitz kampı (Auşvitz diye okunuyor)... 8-10 kişilik bir basın grubu, finalden önce Auschwitz'e gittik.
Polonya'ya ait askeri bir kışlayken Alman işgalinden sonra toplama kampı haline dönüştürülen Auschwitz'in girişi, hayalimde canlandırdığımdan daha masum göründü. Ana kapıda asılı olan 'Arbeit Macht Frei- Çalışmak Özgür Kılar' şeklindeki veciz Alman sözünü ve halen etrafı dikenli tellerle çevrilmiş olan kampa girene kadar tabii...
Askeri nizama göre dizilmiş, birbirine bakan, ikişer katlı 28 adet bina var. Turistler, numaralandırılmış binaları tek tek ziyaret ediyor. İsraillilerin en az bir tam gün geçirdiği kampı hızlı bir şekilde 2 saatte gezmek mümkün. Almanlar da burayı en çok ziyaret edenler arasında. Ancak hız, korkunç insanlık suçlarına tanık olan duvarların arasında dolaşırken vicdanınızı hafifletmeye hiç yaramıyor...
MENGELE YÜZERKEN ÖLMÜŞ!
Trenlere bindirilip, Avrupa'nın dört bir yanından, hatta Rodos'tan bile getirilen Yahudi ve Çingene'lerin ilk ayrıştırılma aşaması; sağlıklı-sağlıksız diye iki gruba ayrılmak. 14 yaşından küçük çocuklar ve anneleri, yaşlılar, hastalar, sakatlar da 'işe yaramaz' olarak hemen gaz odasına gönderiliveriliyor. Banyoya diye gönderiliyorlar, gazla öldürülüp yan odadaki krematoryumda yakılıyorlar. Tabii bu olaya tanık olan mahkumlar da bir süre sonra 'imha' ediliyor ki yeni gelenler sorun çıkarmadan gaz odasına yollansın...
Bir odada 1 ton saç sergilenmiş: Kampa ilk getirildiklerinde saçları tıraş edilen Yahudilere ait. Bu saçların bir kısmı kumaş dokumasında kullanılmış. Bir başka odada yüzlerce bavul, camekanın arkasına dizilmiş: SS tarafından 'güvenli bir bölgeye aktarılma' vaadiyle kendi ölüm biletlerini satın alıp gelen Yahudilere, bavulların üzerine isimleri, doğum tarihleri ve geldikleri şehri yazması istenmiş...
Almanlar belge tutma manyağı olduğu için, yapılan işkenceler, uygulanan yöntemler, fişlenme biçimleri, hepsi yazılı, fotoğraflı... Dr. Mengele'nin akılalmaz vahşetlikteki insan deneylerinin yapıldığı binada, çocukların, hastalıklıların nasıl sınıflandırıldığı anlatılıyor. Peki Mengele nasıl öldü dersiniz? Savaş sonrasına isim değiştirip kaçmış. 1979'da Brezilya'da yüzerken ayağına kramp girince boğulmuş!
Yaklaşık 1.1 milyon kişinin katledildiği irili ufaklı toplama kamplarının tarihini burada özetlemek mümkün değil. George Santayana'nın ağır sözü, her şeyi anlatıyor: 'Geçmiştekileri unutanlar, gelecekte bunları tekrarlamaya mahkumdur.'
İster milyonlarca olsun, ister onlarca. İster Bosna'da olsun, ister Sivas-Madımak'ta... Kendimizi insanlığımızdan utandıracak katliamlar hala yapılıyor, hala bunlara seyirci kalınabiliyor, hala bahanesi hazırlanabiliyor. Unutmamanın tek yolu, o katliamların yapıldığı yerleri müzeleştirmek, işlenen insanlık suçunu sergilemek...
Auschwitz işte bu yüzden gezilmeli. İyi bayramlar...