AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-10-01
ABD uzun zamandır ve sık sık hem içeride hem de dışarıda 'şimdi mahvoldu' temalı eleştiriler karşısında kalır. Bir liste yapmışlar aşağıya alıyorum. Bugün de aynı söylemler devam etmekte!
1950'li yıllarda uzay yarışında Sovyet uzay aracı Sputnik, Amerika'nınkinden önce atıldığı zaman, korku ve eleştiri yağmuru olmuştu. 1960 seçimlerinde J.F. Kennedy İran tartışmalarında, Küba gerilimi ortasında 'füze yarışında Sovyetler'den geride kaldıkları endişesini' gündeme getirmişti. 10 yıl sonra Richard Nixon ve Henry Kissinger 'dünyada artık iki değil beş süper güç olduğunu' vurgulamışlardı, Vietnam ve diğer yenilgiler ABD'nin kendine güvenini sarsmıştı. 1970'li yılların sonunda ise Jimmy Carter 'toplumsal hastalık' tezi ile 'güven krizi' oluşmasına neden olmuştu. 10 yıl sonra 1987 yılında Yale Üniversitesi tarihçisi Paul Kennedy 'artık ABD'nin global sorumluluklarının, onları savunma gücünün çok ötesine geçtiğini' belirtmiş, çöküş zamanı geldiğine işaret etmişti.
Ancak 'ABD çöktü' feryatları 1990'lı yıllarda, Sovyetler çökerken ve Japonya teklerken, 'tatile çıktı' ve hatta New York Times yazarı Thomas Friedman 'dünyayı şekillendiren globalleşmedir, globalleşme de ABD demektir' tezini ileri sürdü. Son Bush'un döneminin sonunda , Afganistan, Irak, İran ve global kriz ortamında, yeniden bir sürü kötümser çöküş tezi daha öne sürüldü. Yaşananın 'Büyük Depresyon'dan büyük olduğu, kapitalizmin öldüğü, devletçiliğin yeniden doğacağı, doların çökeceği, ABD'nin battığı gibi tezler!
ABD Hazine Bakan Yardımcısı Roger Altman bile 'Finansal çöküş ABD'nin dünyadaki statüsünün ağır yaralanmasına yol açtı' derken, Alman Maliye Bakanı Peer Steinbrück 'ABD süper güç statüsünü kaybedecek ve çok kutuplu bir dünya ortaya çıkacak' demişti. Yeni Süper Güç adayları olarak ise Avrupa Birliği ve Çin gündeme getirilmişti. Bu eleştirilere göre ABD 'hem elinden gücün kayması', 'hem de realiteden kopmak' hastalıklarından muzdaripti.
Tabii ABD'nin 'kötü geleceği' konusu, siyasi etki konuları ve uluslararası güç erozyonu teması dışında, birçok salt ekonomik konuda da tezler ortaya atılmasına neden oldu. Bunların başında doların bugünkü durumu ve geleceği üzerine tezler gelmekte. Bu konu amatörler arasında çok popüler!
Bir ülkenin parasının tüm dünyada döviz olarak kabul görmesi müthiş bir ekonomik avantaj. Dünyada dışarıda kendi parası cinsinden borçlanabilen yedi ülke var. Bunlardan birkaçının, örneğin İsviçre ve Lüksemburg'un konumu, 'tarihi kaza' olarak adlandırılabilir. Diğerleri ise yeni ve eski süper güçler, yani ABD, İngiltere, Almanya, Fransa gibi gelişmiş sanayi ülkeleri. Son süper güç ABD'nin ise, bu özel konumundan, yani kendi parası cinsinden dışarıda borçlanabilme ve parasının döviz sayılması olgusundan aşırı faydalandığı da tabii bir gerçek.
Son 2007-2009 global krizi ortamında dünyada ABD finans piyasasının 'yüksek kalitede finansal varlıklar arz eder' türü bir değerlendirmeden, 'birçok finansal sorunun esas yaratıcısıdır' değerlendirmesine gerilemesi, dünyanın her tarafındaki Merkez Bankaları'nın ABD Doları cinsinden varlıklardan kaçmaya çalıştığı tezini de gündeme getirdi.
Bu nedenle ABD'nin büyük cari denge açığı ve büyük bütçe açığını finanse etmesinin güçleşeceği ve dolayısı ile de doların değer kaybetmesinin kaçınılmaz olduğu tezi ortalığa döküldü.
Bu da, 'Neden Merkez Bankaları'nın tutuğu döviz rezervlerinin büyük kısmı dolar veya dolar cinsinden menkul kıymetler olsun ve dünya ticareti ve global finansal işlemler neden dolar bazında yapılsın ki?' türü değerlendirmeleri kuvvetlendirdi. Birçok iktisatçı da, bir ulusal parayı temel uluslararası rezerv para olarak kullanan bir sistemin yanlış temellere dayandığı şeklindeki görüşü, yüksek sesle desteklemeye başladı. Çünkü bir diğer ülkenin dolar cinsinden rezerv elde edebilmesi için cari denge fazlası vermesi gerek. Bu da dolar cinsi rezerv birikimi ile sonuçlanıyor. ABD hükümeti de cari denge açıklarını bu nedenle kolayca finanse edebilmekte. ABD dolar cinsi kamu borç senetlerini rezervi büyük yabancı ülkelere satabildiği sürece (döviz rezervleri nakit değil, faiz getiren dolar temelli likit varlık olarak tutuluyor) bütçe açığı vermesinin de pek bir mahzuru yok.
Peki tüm dünya sistemik değişim gerektiğini düşünüyor da, acaba doların dünyadaki önemi gerçekten değişti mi ?
Sayılara bakıldığı zaman bunun cevabı net olarak 'hayır'! Ama sayıları yarın aktaracağız.
Kaldı ki mesela Çin gibi bir ülkenin parasının sistemde global rezerv para olarak tutulabilmesi için, döviz kurunun serbest dalgalı kur olması, piyasaya bırakılması, sermaye hareketlerinin serbest hale gelmesi, piyasa derinliğinin hem nakit hem de menkul kıymet olarak çok daha fazla olması gerek! Çin, Japon parası veya Euro veya SDR için yukarıda sayılanlar mevcut veya yakında mümkün mü?
Cevabı yarın sayılarla verilecek. Verilerin kaynağı ünlü Berkeley Profesörü Barry Eichengreen'in araştırmaları!