AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2009-10-01
Burada Başbakan Erdoğan'ı yakaladığımız kısa anlarda veya onun temaslarıyla ilgili aldığımız perde arkalarında gündem ne olursa olsun, alt zeminde hep 'açılım' tartışmaları dikkat çekiyor.
Başbakan'ın kurmay takımının dilinde ve zihninde de 'açılım' diğer tüm konulara baskın geliyor.
'İçeride' riskli ve zorlu açılım politikaları, Başbakan'ı 'dışarıda' dikkatlerin çevrildiği siyasetçi durumuna getiriyor.
'Kürt açılımı' Washington'ın en yakından izlediği bir inisiyatife döndü. Ermeni açılımı buradaki güçlü Ermeni lobisinin, azınlıklarla ilgili açılım da Musevi lobisinin takibinde.
Türkiye'deki iç siyasi gelişmelerin nasıl birer diplomasi ajandası oluşturduğuna ve uluslararası sistemde nasıl etkiler yarattığına bakar mısınız?
'İCAZET ALMAYA GİTTİLER' KAYGISI
Bu yazıyı, Başbakan'ın kaldığı Plaza Otel'in lobisinde, blackberry cihazımla yazıyorum, yani cep telefonumla. Bitirdiğimde e-mail olarak bir tuşla İstanbul'a göndereceğim. Burada saatler 23.00'ü gösteriyor, Türkiye'de ise gün başlamak üzere.
Erdoğan yarım saat önce odasında dinlenmeye çekildi. Tam şu anda Ali Babacan'la eşi New York caddelerinde dolaşmaya çıkıyorlar.
Başbakanlık ekibinde hafif bir telaş biraz da esprili bir hava var. Hafif gururlu bir tavır ve söylem. Nedeni, Erdoğan'ın Clinton'lı toplantıya katılmadan geri dönmesi. Olayın tanıklarından bilgi aldım, şöyle olmuş:
'BİR DAHA DA GELMEYİZ'
Sorun, Amerikalıların kendi arasındaki iletişimsizlikten kaynaklanmış. Clinton'ın küresel ısınmayla ilgili toplantısı için Erdoğan biraz hatalı zamanlamayla götürülmüş. Ayrıca Amerikalı korumaların yanlış yönlendirmesi olmuş. Yanlış zamanda yanlış kapıda...
Başbakan, tam da Obama'nın çıkacağı kapıya yönlendirilmiş. 'Oradan girilir, buradan girilmez anlaşmazlığı'. Başbakan yoldayken de yavaşlatılmış, bekletilmiş. Yani gerginlik yolda başlamış.
Tartışma çıkınca Erdoğan toplantıya katılmadan geri dönmüş. Başbakan'ın yakın çalışma arkadaşı, 'o güvensiz ve kaotik ortam yüzünden toplantıya katılamazdık' dedi, sonra güldü: 'Bir daha yapmazlar, daha da gelmeyiz.' Bu sözleriyle odasının yolunu tuttu.
Daha sonra Amerikan Gizli Servisi sözcülerinden Donavan'ın 'Başkan Obama'nın otel çıkışında kullanması için hazırlanan çadıra girmeye kalktılar. Olay dil anlaşılmazlığı yüzünden de kötü bir hal aldı' açıklaması geldi. Başbakan'ın yakın çevresine bu açıklamayı hatırlattım, tepkilerini sordum. 'Koordinasyon tamamen onların görevi. Olay kendi aralarındaki iletişimsizlikten kaynaklandı. Programı kendi başımıza yapmıyoruz ki. Programımızı da bizim heyette görevli Amerikalı Gizli Servis elemanları yürütüyor. Bu Gizli Servis elemanları da olaydan sonra değiştirildi' cevabını verdiler.
Büyük zirvelerde, hele ABD başkanları varsa böyle olaylar yaşanabiliyor. Az önce odamdan çıkarken CNN'de Kaddafi'nin çadırıyla ilgili, savcının 'illegal yapı' dediği yazıyordu. Zirvenin bir başka tartışması da bu. Kaddafi'nin çadırı Avrupa'dan sonra ABD'de de sorun oldu işte.
Neyse, biz dönelim açılıma... İcazet alma konusuna.
'EN PLANLI, EN SİSTEMLİ, EN KARARLI POLİTİKAMIZ'
Yazıma kısa bir ara verdim, lobiden içeri Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Başmüzakereci Egemen Bağış girdiler. Babacan ve eşi de saatler geç olduğu için turu kısa tutmuş olmalı, döndüler. Bağış'ın eşi Reyhan Hanım da var, biraz sohbet ediyoruz, günün sonunda herkeste yorgunluk hakim, onlar odalarına çekiliyor, ben de yazıma dönüyorum.
Evet, 'Amerika'ya Kürt açılımını anlatmaya gitti' denilecek diye 'iç kabine' endişeli. Yemekte Ömer Çelik'le konuşuyoruz, bol bol bizim yaptığımız röportajı hatırlıyoruz. Çelik, 'artık gündemi belirlenen değil, gündem belirleyen ülkeyiz' diyor, iddialı. Şu cümlesi anlamlı: 'Türkiye'nin yaptıkları uluslararası sistemin istikrarına katkı sağlıyor. Böyle durumlarda sistem de inisiyatif alan ülkeyi istikrar adına destekler, kendi çıkarı da bunu gerektirir.'
Söze Başbakan'ın Basın Danışmanı Kemal Öztürk, basınla ilgili somut bir olaydan ötürü giriyor, onu geçelim. Ama Öztürk'ün değerlendirmesi ilginç:
'Demokratikleşme açılımı belki en planlı, en sistemli ve en kararlı uygulanan bir proje. Dış destek tartışmalarından ziyade konunun bu boyutu önemli,'
Biz konuşurken Mücahit Aslan dikkatle dinliyor, konuya girmiyor, o, esprilerle ortamın havasını değiştiriyor. Gözlerim Yalçın Akdoğan'ı arıyor, o istirahatte. Dün yazmıştım saç ektirdi, telefonları susmuyormuş.
ASLINDA HER ŞEY 2007'DE WASHINGTON'DA BAŞLADI
Saatler ilerliyor, yazımın sonuna doğru geliyorum. Ne güzel etrafta saatlerdir tek gazeteci yok. Oysa lobi hareketli; bakanlar, vekiller, danışmanlar ve bürokratlar. İki metre ötemde işadamı Ahmet Çalık, yanına sürekli birileri geliyor. Özellikle diplomatlar Ahmet Bey'in yanındalar. İşte yarım saattir Çalık, hariciyenin kilit isimlerinden Feridun Sinirlioğlu ile oturuyor.
Protokol görevlileri ise bu arada Başbakan'a ve eşi Emine Hanım'a bir sonraki gün için iki ayrı program hazırlama telaşındalar.
Düşünüyorum, Türkiye gibi ülkelerin 'bugünkü gündemi' asla tesadüflerin eseri olmuyor ve 'dünün temelleri' üzerinde yükseliyor.
'Kürt veya demokratikleşme açılımı' dediğimiz zaman iki yıl öncesine bakmamız lazım.
Erdoğan Washington'a gelmişti, kendisini izliyordum. Klişe değil, gerçekten 'tarihi' bir geziydi. Bush-Erdoğan görüşmesinin söyleminden, zirve sonrası açıklamalardan belliydi. Gezinin her dakikasına bir olağanüstülük havası hakimdi, yerinde gözlemlemiş, hissetmiştim.
O gün Başbakan'ın uçağı okyanusu aşarken bir de çok önemli bir konuk ağırlıyordu. Şimdi emekli olan, o dönemin iki numaralı askeri Ergin Saygun. Beyaz Saray görüşmelerinde Saygun Paşa da vardı. 'Devlet politikası' deniliyor ya, böyle bir arka plan var.
5 KASIM MUTABAKATI İŞLİYOR
Washington'da 5 Kasım 2007 Beyaz Saray buluşması, 'PKK'yı resmen ortak düşman' ilan ettirdi, 'ilk kez üçlü istihbarat paylaşımı' başlatıldı ve 'terörün bitmesi için' düğmeye basıldı.
Derken, belli bir çerçeve içinde kalınarak, sınır ötesi harekat ve istihbarata dayalı, Kandil'e hava operasyonları...
İşte bugün terörü tamamen bitirirken, diğer boyutlarını da göz ardı etmeyecek oyun planının başlangıcı orada aranmalı.
Yani olayın tarafları olarak Türkiye, ABD ve Irak yönetimleri, herkes üzerine düşeni yapacak. Kompleksli davranmaya hiç gerek yok. Madem ABD Irak'ı işgal edip sınır komşumuz oldu, madem terör oradaki kaotik ortamdan yararlanıyor, elbette sorunun kaynağı, çözümüne de katılacak. Üstelik ABD Irak'tan çekilirken böyle bir imkan çıktıysa, neden değerlendirilmesin ki? Birisi bana bunu makul sebeplerle açıklayabilir mi?
SERDAR TURGUT'LA BULUŞMA
Bu gece Türkiye'nin büyük mizah yazarıyla buluşmuş olacağım.
10 gün önce telefonda, 'Başbakan'ı izlemek için Amerika'ya gidiyorum, beraber gidelim mi?' teklifinde bulunmuştum.
O muhteşem mizah duygusu tonlamasıyla 'benden ne istiyorsun?' diye sordu
Ben Paris'ten New York'a geçecektim.
Ayrı ayrı gidecektik.
'Sadece New York yazarsın' dedim.
2007'de Washington'a beraber gitmiştik.
Yarım saat sonra yaratıcılık dolu şu öneriyle geldi:
'Başbakan'ı görmem, açık söyleyeyim' dedi ve 'Gençliğimdeki gibi, az paralı, ucuz otel ve kadın peşinde...'
'Tamamdır' dedim, gülüştük.
Hafta başından beri muhteşem New York yazıları gönderiyor.
Kendi rekorlarını bile aştı.
Hakiki New Yorker denilecek kadar bu şehrin kültürüne hakim olan Serdar Turgut 30 yıl öncesinin yaşam koşullarında zeka ve espri kokan yazılarıyla geri döndü.
Biz de bu büyük projeyi mümkün olan en ucuz maliyetle gerçekleştiriyoruz.
Ama bu gece ona büyük sürprizlerim var, şaşıracak. Hazırlıklıyım.