AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-10-01

kategori2

Merkez Bankası'nı hırpalamayalım lütfen

Tam yurtdışında G-20 toplantıları döneminde ve IMF-Dünya Bankası'nın İstanbul'da gerçekleşecek olan yıllık toplantısı arifesinde ve de çok faydalı olacağını düşündüğümüz bir IMF anlaşmasının olasılığı artarken, Orta Vadeli Mali Program ve Mali Kural konusu kamuoyuna pozitif mesajlar vermişken gereksiz ve çok zararlı olma potansiyeli içeren ve popülist bir tartışma daha yaratmış bulunuyoruz .

Sayın Başbakan global bir kriz ortamında belirsizlik çok yüksek düzeyde iken, ülkemizde bütçe açığı hızla artarken, kamu borcu yükselirken ve durgunluk ve işsizlik ortamında ülkenin her zamankinden daha fazla dış finansmana gereksinmesi varken ve rating kuruluşları da tam hal ve gidiş notlarımızı arttırmaya başlamışken, Merkez Bankası'nın bağımsızlığı konusunda eleştiriler gündeme getirdi. Bu ülke riskini artıracak, ekonomimiz hakkında değerlendirmeleri bozacak bir söylem!
Nedenini anlamak zor değil. Siyasetçi, hele genel seçime birkaç yıl kalmışken, seçim yaklaşmışken, işsizlik ve durgunluk da varken, harcama yapabilmek ve ekonomiyi canlandırmak ister, çeşitli baskı gruplarını da mutlu kılmaya çalışır. Ancak hatırlamamız gerek ki 'cehenneme giden yol iyi niyet taşları ile döşenmiştir'! Bağımsız Merkez Bankası ve bakanlıklardaki teknik bürokrasi ise (ve de bilinçli medya da) hazır ülke yakın tarihinin en düşük enflasyonu ve faiz düzeyine gelmişken, maliye ve para politikalarının cıvımasından hiç hoşlanmazlar. Burada hükümete karşı olma nedeni ile konuyu kurcalayan medyadan bahsetmiyorum!
Merkez Bankası'nın bağımsızlığı bugün tüm dünyada ekonomi teorisinde genel kabul görmüş bir ilkedir. Enflasyon hedeflemesi rejimi de öyle! Para politikasının, maliye politikası yere sağlam basmadan başarılı olamayacağı konusu da öyle. Merkez Bankası zaten kanunen görevlidir. Kaldı ki Merkez Bankası enflasyon hedefini hükümet ile beraber belirler, hedef üzerinde anlaşma sağlanır, sonra mücadele başlar. Ancak hedefe gitmek için gerekli teknik yaklaşımların ne olacağını en iyi bilen kurum Merkez Bankası olduğu için atacağı teknik adımları kendisi seçer, fakat kamu bilgilendirilir, hesap verilir, şeffaf olur! Hedef belirleme bağımsız değildir, araç belirleme bağımsızlık içerir. Bu özellik, yıllarca süren araştırmalar, toplumun beklentilerinin, enflasyon politikasının başarılı sonuçlara ulaşması için kilit değişkenler olduğunu gösterdiğinden, beklentileri sabitlemek için gereklidir. Bu nedenle Merkez Bankası raporlar hazırlar ve kamuoyunu bilgilendirir.
Merkez Bankası Başkanı'nın dış medyada ödül alması bizce çok önemli değildir. Bizce önemli olan enflasyonun ve faizin düşürülmesidir. Durmuş Bey'in bu tür ödüller için değil, toplumsal refah için çalıştığını kendisini yakından tanıyan her kişi bilir.

Merkez Bankamız son iki defadır, bankanın içinden seçilmiş, saygın ve uzman başkanlar tarafından yönetilmekte idi. Hem bir evvelki S. Serdengeçti hem de şimdiki Başkan D. Yılmaz banka içinden gelen ve teknik konulara çok hakim kimseler. Durmuş Yılmaz kişiliği ile uzun yıllar çaba sonrası bilgisi ve insani yapısı ile kurum içinde 'Durmuş Ağabey' adını kazanmış, sevilen ve teknik bilgisine saygı duyulan bir kimsedir. Bu nokta çok önemli!   

Ancak ülkemizde hem çıkar çevreleri var hem de ekonomi bilmemek gibi sorunlar! Bu ülkede yıllarca para basarak faiz indirme tavsiye edildi. Yıllarca faizi indirip kuru yukarı atma tavsiye edildi. Yıllarca bankalar ve kredi kartları soygun aracı sayıldı, hem siyaset hem de medya tarafından! Bunların hepsi ekonomik saçmalardır. Üzülerek söylüyorum ki özellikle Ankara'daki odalar ve birlikler ve onların arzularını aksettiren, siyaset içindeki temsilcileri, İstanbul'daki ihracatçıların lobileri ve medyadaki ekonomi bilmezler, faiz ve kur konusunu hiç anlamadılar. Bankaları hiç anlamadılar! Faiz yükselirse bankalar kazanır diye düşündüler, halbuki faiz düşerse bankacılık kara başlar, bugün olduğu gibi. Kur yükselmesi ihracatçıyı kurtarır ama enflasyonu ve risk algılamasını artırır, ülkedeki milyonlarca içe dönük üretim birimlerini ve tüketicileri örneğin enerji faturasını büyüterek sefil eder, dış finansman da kaçar! Aynen erken emekliliğin ürettiği dev bütçe açıkları ve borç gibi, yıllarca tüm ülkeyi esir alacak kötü sonuçlar ortaya çıkar! Bu nedenle Merkez Bankası'nın, Başbakan ve bakanlar tarafından kriz ortasında ve önemli kararlar arifesinde eleştirilmesi hem zararlı hem zamansız hem de gereksizdir. Şahsen Merkez Bankası'nın çok iyi yönetildiğini düşünmekteyim!
Bu ülkede iki Başbakan 1976-1978 arasında Avrupa'ya girmeleri teklif edilirken girmemeyi seçtiler, ülke 50 yıl kaybetti. Bu ülkede bir Başbakan 1991 yılında erken emeklilik adımı ile sosyal güvenlik sistemini 50 yıllık deliverdi. Fatura yılda 30 milyar dolar. Bir başka Başbakan 1994 krizini göre göre çıkarttı. Bir diğer Başbakan ile Cumhurbaşkanı ise 2001 yılında Anayasa'yı birbirlerine atıp, 'zirvede kavga var' beyanatını da merdiven altında verip Cumhuriyet'in en büyük krizini tetiklediler. Lütfen duralım, 2002 yılından bu yana özelleştirmeleri yapan, doğrudan yatırımın kapılarını açan, bankaları stabilize eden, ülkeye rezerv biriktiren ve borç stokunu azaltan, bütçeyi toparlayan, güven getiren yaklaşımlardan vazgeçmeyelim!