AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-10-01
27 Eylül Pazar günü Almanya'da Parlamento seçimleri yapıldı. Bizim açımızdan kötü bir değişim ortaya çıktı. Seçim sonuçları her ne kadar seçim öncesi yapılan kamuoyu araştırmalarını haklı çıkaracak şekilde CDU/CSU-FDP koalisyonunun gerçekleşebileceği şekilde sonuçlansa da, daha yakın bir analizde ilerisi için ilgi çekici olasılıklar düşünülebilir.
Öncelikle varılan sonucu görelim. CDU/CSU (Hristiyan Birlik Partileri) % 1,4 oy kaybıyla % 33,8 ve FDP (Hür Demokrat Parti) % 4,8 oy kazanımı ile % 14,6 oranlarında oy almışlardır. 622 milletvekilinin oluşturduğu Federal Parlamento'da toplam 332 milletvekili ile ( CDU/CSU: 239, FDP: 93 milletvekili) rahat bir çoğunluğa sahip olmuşlardır. Alman seçim sistemine göre CDU/CSU tarafından kazanılan 24 artı milletvekili (Überhangmandat) dışında seçilen 598 milletvekili sayısına göre de 308 sayısı ile hiçbir tartışmaya yer vermeyecek bir çoğunluğa sahiptirler.
Seçimin galip ve mağluplarına göz atarsak, SPD % 11,2 oy kaybı ile aldığı % 23 oranında oyla 2009 seçimlerinin hiç tartışma götürmeyecek tek mağlubudur. Bu sonuç Alman Sosyal Demokrat Partisi tarihinde alınan en kötü sonuçtur. İkinci Dünya Savaşı sonrasında SPD'nin, bundan önce aldığı en düşük oy 1953 yılındadır. O tarihte SPD programında yapılan kapsamlı değişiklikle 1958 yılındaki Bad Godesberg programı hazırlanmış ve parti ancak 11 yıl sonra iktidara gelebilmiştir. Şimdi beklenen gerek lider kadrosunda, gerekse programında değişiklik yapılmasıdır.
Yalnızca Bavyera Eyaleti'nde seçime giren Hıristiyan Birlik Partisi (CSU) da mağluplar arasında sayılmalıdır. 2005 seçimlerine göre % 6,6 oy kaybederek ancak % 42,6 oranında oy alabilmiştir. Bu oran 2008 yılında yapılan eyalet seçimlerinde aldıkları % 43,4'ten dahi azdır. Kurulduğu 1949 yılından beri alınan en düşük orandır.
Oylarını artıran partiler arasında en kazançlısı % 4,8 ile FDP olmuştur. Kazanımı en yüksek olan ikinci parti % 3,2 ile Linke'dir (Sol parti). Sol parti bu seçimlerde bütün batı eyaletlerinde % 5 barajını geçmeyi başarmıştır. Yeşiller (Grüne) oylarını % 2,6 oranında artırmıştır.
Batı ve Doğu eyaletleri arasındaki oy oranı farklılıklarına gelince; CDU/CSU Batı eyaletlerinde % 34,9 oy alırken, doğu eyaletlerinde ancak % 29,5 oy alabilmiş fakat gene de birinci parti olmayı başarmıştır. Asıl farklılık Sol Parti'nin oylarında görülmektedir. Sol Parti Batı eyaletlerinde % 8,3 ile beşinci parti olurken, doğu eyaletlerinde % 26,4 ile ikinci partidir.
Federal Parlamento'ya bu seçimlerde de beş Türk asıllı milletvekili seçilmiştir: Ekin Deligöz ve Memet Kılıç Yeşiller'den, Aydan Özoğuz SPD'den, Sevim Dağdelen Sol Parti'den ve Serkan Toren FDP'den. Dikkat çekici olan ilk defa bir sağ partiden Türk asıllı milletvekilinin Parlamento'ya girmiş olmasıdır.
Heyecansız bir seçim kampanyası sonunda katılım, % 70,8 ile, 1949 yılından beri en düşük seviyede olmuştur. Katılımın az olması SPD oylarının düşmesinin en önemli sebebidir. 1.640.000 SPD seçmeni sandığa gitmemiştir. SPD oylarından 780.000'i Sol Partiye, 710.000'i Yeşiller'e kaymıştır. Diğer ilginç bir analiz de 1.100.000 CDU/CSU oyunun FDP'ye kaymış olmasıdır. Alman seçmeni bilinçli olarak CDU/CSU-SPD koalisyonunu reddederek oyunu sağ bir koalisyon için vermiştir. Ancak Sol Parti ve Yeşillerin oylarını da artırarak etkili bir sol muhalefet istediğini de belli etmiştir.
Partilerin seçmen profiline baktığımızda Sol Parti seçmeninin % 25'inin işsizlerden, % 18'ininse işçilerden oluştuğunu görmekteyiz. Dolayısıyla Alman ekonomisinin iyiye gitmesi doğal olarak solu zayıflatacaktır.
Önümüzdeki dört yıl içerisinde Almanya özellikle Afganistan'a asker gönderilmesi ve yeni nükleer santral yapımı konusunda etkin bir muhalefet yaşayacaktır. Türkiye'nin AB üyeliği konusunda Angela Merkel'in bugüne kadar sürdürdüğü muhalefetini sertleştirmesi beklenmelidir.