AKŞAM GAZETESİ | Deniz Ülke Arıboğan | 2009-10-01

kategori2

Uçan ayakkabılar

Protesto eylemlerinde ayakkabı kullanımı oldukça yeni fakat hızla popülerleşen bir uygulama. Protesto edilen kişi ya da kurum kamuoyunda olumsuz algılanan biriyse, ayakkabıyı fırlatan kişi kadar, ayakkabının kendisine de kutsallık atfedildiği görülebiliyor. Nitekim Iraklı gazeteci Muntazar El Zeydi'nin 'bu sana veda öpücüğüm köpek' diye bağırarak fırlattığı bir çift ayakkabının hangi firma tarafından üretildiği (galiba Türk malıydı), ayakkabıları en son kimin boyadığı, kaç numara olduğu gibi ayrıntılar da gündeme gelmiş, bir Suudi işadamının ayakkabının yalnızca bir tekine bile 10 milyon dolar ödeyeceği günlerce konuşulmuştu.
Uçan ayakkabıların yarattığı endüstri, baskılı tişörtler, fırlatmalık ayakkabılar, İnternet ortamında Bush'a ayakkabı fırlatma oyununu ile genişledi. Birçoklarının kolayca anlayabileceği türden kolektif bir öfkenin dışa vurumuydu bu durum. Nitekim okuduğum bir yazıdan ayakkabı fırlatmanın psikolojik anlamının 'ayakkabının vücudun en alt kısmına ait bir eşya olması dolayısıyla aşağılama anlamına geldiğini' öğrenmiştim. Bu aşağılama, yüzlerce yıl Batılılar tarafından hakir görülen Doğu kültürünün bir karşı atağı olarak algılanmış ve tavır geniş kitle tarafından benimsenmişti. 
Ayakkabı fırlatma hadisesinin Türkiye'deki versiyonu ise Bilgi Üniversitesi'nin salonunda gerçekleşti. IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn tam da kalabalık bir izleyici kitlesi önünde konuşmasını yaparken izleyicilerden birinin ayakkabılı protestosuna maruz kaldı. Sonrasında izleyicilerin arasından destek verenler de çıkınca olayın organize bir durum olduğu anlaşıldı. Bazı dersler çıkartabiliriz diye düşünüyorum:

1- Demokrasi, tepki göstermek ve protesto etmek adına elverişli zeminler sunan bir rejimdir. Beğenmediğiniz bir tavrı, fikri veya kişiyi protesto etmek özgürlüğü vardır. Ancak bunun biçimi, yeri ve zamanı o tavrı, kişiyi veya fikri benimseyen ve dinlemek, izlemek isteyenlerin demokratik haklarına engel olacak bir biçimde seçilemez. En beğenmediğimiz insanların beğenenleri, en istemediğimiz düşüncelerin izleyenleri olduğu gerçeğini değiştiremeyiz. Demokratik haklarımızı kullanırken, başkalarının demokratik haklarını da göz önünde bulundurmamız zorunludur. Bu bakımdan konuşmanın sonlarında bile olsa ayakkabı fırlatma hadisesini uygunsuz, toplantı sonunda slogan atan grubun protestosunu ise uygun buluyorum.

2- Yıllardır pek çok örneğine rastladığımız üniversitelerdeki protestolar, artık bir fikrin ifadesinden çok geleni konuşturmama üzerine bina edilmiş durumda. Bazı öğrenci gruplarının kendi fikirlerine uygun olanların dışındaki hiç kimseyi konuşturmama prensibi, kanımca kendilerini de düşünsel bir zenginlikten mahrum bırakıyor ve kendi despotizmlerinin esiri oluyorlar.

3- Protestocu öğrencilere karşı gösterilen tavır, (bu fırsattan istifadeyle söylüyorum) daha önce de birçok örneğini gördüğümüz üzere, çok sert ve rahatsız edici bir tonla yapılmakta. Nitekim ABD'li bodyguard'ların da devreye girdiği bu olayda da çok sert davranıldığı görülüyor. Emniyet teşkilatının bu öğrencilerin çok genç, heyecanlı ve adı üstünde delikanlı olduğunu göz önünde bulundurması gerektiğini düşünüyorum. Kaldı ki eylemin sonrasında görülen sertlik fazlaca bir anlam taşımıyor, öncesinde önlemlerin eksik alındığı elli. Gazeteci kimliği ile toplantıya giren birinin, ki bu gencin bir başka üniversitenin öğrencisi olduğu anlaşılıyor, kimliği ve eğilimi önceden araştırılmalıydı. Bu tür VIP yani 'çok ehemmiyetli' şahısların katıldığı toplantılarda dikkatli olunması esas olarak Emniyet'in görevi. Özellikle üniversitelerin böyle bir istihbari bilgiyi kendi başlarına sağlamaları mümkün değil. Oysa üniversiteler çağımızda politik liderlerin iletişim platformları haline gelmiş durumda. Artık otel salonları değil, üniversite amfileri revaçta. Böyle bir durumun hepimizin başına gelmesi mümkün ve çok daha tehlikeli durumlar söz konusu olabilir.