AKŞAM GAZETESİ | Serdar Akinan | 2009-10-01

kategori2

Doğan için kaçınılmaz son (mu?)

Doğan Grubu'yla ilgili olan bitene şahit olduklarımıza dair bugüne kadar herhangi bir yazı kaleme almadım. Ancak, gelinen aşama vahim.
İçeriğini bilemememden ötürü bir türlü kaleme alamadığım bu durum, artık sessiz kalınamayacak bir düzeye ulaştı. Aldığım duyumlar ürkütücü...
'Bu iş bitti. Aydın Bey ya Uzan'ların durumuna düşürülecek ya Dinç Bilgin'in... Yurt dışına yerleşebilir' gibi inanılması gerçekten güç sözler işitiyorum.

Daha önce bu sütunda Türkiye'deki mevcut yapısal sorunların temelinde yatan ana meselelerden birinin medyanın sermaye yapısı olduğunu açık açık defalarca yazmıştım. Geçtiğimiz günlerde Nuray Mert'in Radikal'deki yazısı tam da bu 'meselemi' ifade ediyordu:

'Lafı dolandırmaya gerek yok, asıl sorunun medya-ticaret-iktidar ilişkilerinin genel çerçevesi olduğunu düşünüyorum. Bu konuda hiçbir grubun patronu ile anlaşmamıza imkan yok. Zira, ben medya gruplarının başka ticari faaliyetlerinin olmasının kaçınılmaz olarak bağımlılık ilişkisi doğuracağını, bunun da özgür medya dediğimiz kavramı fazlasıyla zorlayacağını düşünüyorum.'

İdealler ve gerçekler elbette farklıdır.
Nuray Mert'in net ve tam şekliyle ifade ettiği tezi, meslek yaşamım içinde paylaştığım farklı medya patronları bu çerçeveye, çeşitli gerekçe ve örneklerle daima itiraz ettiler.
Bu ayrı bir tartışma konusu. Ama çok önemli...
Yalnız gelelim Doğan Grubu'nun muhatap olduğu duruma...
Bu açık bir hesaplaşmadır. 28 Şubat'ın ve sonrasındaki birçok haksız tavrın haksız rövanşıdır.
Yapılanlar; iktidarı perçinleme gayreti ve 'tarlayı düzleme çabası' bir yana; hiçbir vicdani, dini, ahlaki, ticari veya siyasi koda sığması mümkün olmadığına inandığım bir öfkenin kontrolsüz yansımasıdır.
Gerçekten ölçüsüz bir haksızlıktır.
'Efendim, ama Doğan da bu işleri yapmış... Bakın. Denetimlerde çıktı...'
Neye göre?
Aynı muamele Çalık'a, Albayrak'a ve daha onlarca gruba neden yapılmaz?
Tek bir lafım olacak. Dün mağdurdunuz... Bu muameleye tabi tuttuğunuz yapı ise bu mağduriyetin müsebbiplerinden biriydi. En azından algınız budur.
Ama, kültürünüzden ve geleneğinizden beklenen intikam mıdır?
Kaldı ki bu grubun hakim sermayesi yani 'aile' bu anlamıyla tasfiye edildiğinde ne olacak?
Gene 'racon' mu kesilecek?
Kamu kaynakları, 'usulsüzlük şaibeleri altında', size yakın anlayıştaki sermaye sahiplerine kullandırılarak bu etkili medyaların sahipliği mi değişecek?
Doğrusu, ticaret-siyaset-medya arasındaki zehirli ve kirli bağları koparmak. İletişim uzmanları, medya sermayelerinin başka ticari faaliyetlerde bulunmasının engellenmesinin de yeterli olmadığı inancında.
Zira, kamu ihalesine giremese bile mesela kağıt alımında sübvanse edilebilirler ve bu da bir iktidar bağıdır. Aslolan, devleti kontrol eden hükümetin ticaretten çekilebilmesi.
Bir aktör olarak bu sahneyi terk etmesi sorunu çözebilir. Ve elbette, bu kez devreye küresel şirketler
girecek. Başka çıkar ve iktidar alanları medyanın
özgürlüğü ve bağımsızlığı üzerinde gölge olacak.
İdealleri tartışabiliriz. Gerçekler tartışılamayacak
kadar ürkütücü ve düşündürücü.
Hakikaten bu ülke nereye götürülüyor?