AKŞAM GAZETESİ | Yiğit Karaahmet | 2009-10-04

kategori2

8 adımda yazarlarla yemek

Ultra rahat ve gevşek biri olmama rağmen ünlü yazarlarla karşılaşınca tuhaf bir saçmalamaya giriyorum.
Sonradan kendimi analiz ettiğimde bunları sevimli ve sempatik olmak adına yaptığımı anladım. Mesela soğuk bir kış günü Starbucks'ta karşılaşıp oturduğumuz Orhan Pamuk'a heyecanlanıp 'Sandviçimin yarısını ister misiniz?' diye sormuştum ve adam da gayet şaşkın bir şekilde 'Hayır' demişti. Ne yani? Sandviçin yarısını alsa birbirimizin en yakın arkadaşı olacağız ve bana Nobel'den götürdüğü paraların yarısını mı verecek?
Bu hafta da peş peşe iki gece, iki ünlü yazarla yemeğe çıktım. Bakın Ayşe Kulin ve Selim İleri'nin bıraktığı izlenimler nasıl oldu? 

- Ayşe Kulin'le yemek Mikla'da. Selim İleri'yle yemek Sultanahmet'te adını bir türlü öğrenemediğim bir restorandaydı. Mikla'da Corvus, Sultanahmet'te yeni seri rakı içildi. 
- Zenginleri, pahalı yemekleri ve pahalı şarapları çok seviyorum. 
- Ayşe Kulin gelmeden önce biraz gergindim. Ama o gerginliğimi harika aldı. Gün içinde eski yazılarımdan birini okumuş, çok beğenip diğerlerini de okumuş. Ve tüm öğleden sonrasını yazılarıma ayırıp, yeni romanı için ciddiyetini tamamen yitirmiş ve yazmak yerine berbere gitmeye karar vermiş. Saçları harika olmuştu. Selim İleri'nin berberlerle ilgili anlatacağı bir anısı yoktu doğal olarak. Ama gece içinde kendisiyle bir takım anılar anlatırken 'Kel besleme' diye dalga geçti. Çok komikti.  
- İki yemekte de ekstra konuklar vardı. Ayşe Kulin'le yemeğe 18 yaşında punk bir şair geldi. Punk şair hiç yaşından beklenmeyecek kadar aklı başında laflar ediyor o yüzden çok sinir oldum. Çok başarılı olacak sanırım, o yüzden ismini telafuz dahi etmiyorum. Ben ünlü olmadan olamaz.
- Selim İleri'yle yemeğe de      21 yaşında bir sörfçü geldi. Neden mi sörfçü? Çünkü sosyetede şu anda sörfçülerle takılmak çok moda. Benim Eda Taşpınar'dan neyim eksik?
- Ayşe Kulin'le yemekten sonra görgü, adap ve balık çatalı gibi kavramları hayatıma soktum. Bir sonraki buluşmamızda ise piyano çalmayı öğrenebilirim. Selim İleri'yle yemekten ise Türk edebiyat tarihi, zarafet ve Hüseyin Rahmi Gürpınar'ı öğrendim. Onunla bir sonraki buluşmaya ise kesinlikle birkaç kitap okuyup gideceğim. Çünkü her türlü 'O kitabı okudunuz mu?' sorusuna 'Hayır' yanıtını vermek biraz ayıp oldu.  
- Mikla'da hesabın tamamını Ayşe Kulin, Sultanahmet'te masa bölüşerek ödedi.