AKŞAM GAZETESİ | Hüsnü Mahalli | 2009-10-06
Geçtiğimiz cuma günü BM'ye bağlı İnsan Hakları Konseyi'nde önemli bir oylama yapılacaktı. 47 ülkenin üye olduğu bu Konsey'de BM Genel Sekreteri'nin görevlendirdiği Richard Goldstone'nın Gazze ile ilgili raporu tartışılıp oylanacaktı. Yahudi olduğu için bu göreve atandığı günden itibaren İsrail ile ABD ve Avrupa'daki Yahudi lobileri tarafından sevinçle karşılanan Güney Afrikalı diplomat Goldstone herkesi şaşırtarak Siyonist olmadığını kanıtlamıştı.
İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırısını incelemeye koyulan Goldstone ve ekibi haftalarca süren bir çalışmanın ardından İsrail'i savaş suçu işlemekle suçladı. Raporunda Hamas militanlarını da eleştiren Goldstone, İsrail'in savaş sırasında Filistinliler hakkında ileri sürdüğü tüm suçlamaların yalan olduğunu ve Filistinli militanların hiçbir zaman hastane, cami, BM bina ve okullarında saklanmadıklarını ve sivilleri canlı kalkan olarak kullanmadıklarını söyledi.
Raporun İnsan Hakları Konseyi'nde oylanmasının engellenmesi için yoğun çaba harcayan İsrail ve Yahudi lobilerinin yardımına geleneksel olarak Amerika ve AB ülkeleri yetişti. Ortadoğu'da barış palavraları atan Obama ve Avrupalı dostları tüm güçlerini kullanarak Filistin Devlet Başkanı Abbas'tan oylama isteğini çekmesini sağladılar. Filistin kaynaklarına göre Obama ve Avrupalı liderler Abbas'a 'Eğer oylama isteğini geri çekmezsen bizden sana bir kuruş yardım yok' demişler. Dini ve imanı para olan Abbas oylamanın mart ayına ertelenmesini istemişti. Oysa rapor oylanmış olsaydı İsrail'in savaş suçu işlediği tescillenmiş olacak ve İsrailli liderler uluslararası mahkemelerde yargılanacaktı. Nitekim bu endişeyi peşinen yaşayan İsrail'in Ankara Büyükelçisi Gabby Levy Radikal'da çarşamba günü yazdığı makalesinde Goldstone'ı çok sert bir şekilde eleştiriyor ve hazırladığı raporun 'terör örgütlerinin ellerini güçlendireceğini' söylüyordu.
Neyse ki; Levy'nin korktuğu başına gelmedi.
Çünkü Mahmut Abbas bir kez daha halkına ihanet etmişti. Bu ihaneti fırsat bilen bazıları şimdi çıkıp 'Bakın Filistinliler bile davalarını satıyor' deyip Başbakan Erdoğan'a 'Bu durumda sen neden Filistinlilere sahip çıkıyorsun' diyebilir. Oysa bu tür kişilerin bilmesi gereken temel gerçek Türkiye dahil, dünyanın tüm kurtuluş savaşlarında da buna benzer ihanetler yaşanmıştır. Ama yine bilinmesi gereken tarihsel başka bir gerçek var; o da dünyanın tüm kurtuluş savaşlarında paradan yana olanlar değil vicdan ve onurdan yana olanlar kazanır. Aylar önce telefonla Londra'dan arayan ve adının Hasibe olduğunu söyleyen bir Türk bayan, Gazze'de şehit ailelerine bağışta bulunmak istediğini söyleyerek bu konuda yardımcı olmamı istedi. Çok yoğun olmaktan ve sıkı sık yurtdışına çıkmaktan dolayı ilgilenememe rağmen Hasibe Hanım peşimi bırakmadı ve sonunda geçtiğimiz cuma günü başka Türk bayanla bana dört zarf gönderdi. Her zarfa belirli miktarda para koyan Hasibe Hanım, beşinci zarfın içinde de sembolik olarak kızının ve kendisinin de fitresini göndermişti. İşte bir tarafta Gazze'de ölen binlerce Filistinlinin acısını insanca yüreğinde hisseden Hasibe Hanım ve AK Parti kongresinde İsrail'i Gazze'de fosfor bombaları kullanmakla suçlayan, buna karşı duygusal ve siyasi tepkisini dile getiren Başbakan Erdoğan. Öbür tarafta ise ABD ve Avrupalıların göndereceği kirli dolar ve eurolar uğruna kendi halkını satan Mahmut Abbas.
Tarih denilen şey işte böylesi ilginç hikayeleri kaydeder ve Abbas ile benzerlerini hep kendi çöplüğünün en derin ve kirli bir köşesine atar.
Tarih yazmazsa da Hasibe Hanım ve benzerleri Meçhul Askerler gibi hep gönüllerde olur, insanca duygularla, sevgiyle anılır.
Erdoğan ve benzerleri ise bu coğrafyada 'Zulmü alkışlayamam, zalimi (Mehmet Akif'ten izinle hainleri de eklemek isterim. H.M) asla sevemem' diyenlerin gönlünde hep taht kuracaktır.