'Renk olsaydı... Akdeniz gibi mavi olurdu... Tek bir lezzetle tanımlanıyor olsaydı, saf zeytinyağı gibi olurdu... İnce ve rayihalı, tek bir kelime ile tanımlanabilseydi, 'zaruri' olurdu.'
Monte-Carlo'da meÅŸhur 'Hotel de Paris'nin içinde yer alan ve dünyanın 'en iyi restoranları' sıralamasında en prestijli yeri, yıllardır, efsanevi bir ÅŸekilde tutan 'Le Louis XV'in tam 14 yıldızlı ÅŸefi Alain Ducasse mutfağını bu cümlelerle ifade ediyor.
1987 yılında tam da bu lokasyondaki performansıyla küresel gurme camiasının dikkatlerini çeken Alain Ducasse, bugün, Tokyo'dan Paris'e 22 restoranı, 1700 çalışanı ve milyonlarca dolar geliri ile Forbes listelerine girebilen bir ÅŸef...
Önceki gece, Michelin 3 yıldızlı 'Le Louis XV'de unutulmaz bir akÅŸam yemeÄŸi yedik.
Önce orada ne aradığımızı açıklayayım... Monaco'yu 1863 yılından bu yana dünyanın en bildik ve ilgi çekici ülkelerinden biri haline getiren mucizenin mimarı Societe des Bains de Mer'in (SBM) davetlisi olarak Monte Carlo'daydık. Türkiye'den Metin ve Zeynep FadıllıoÄŸlu'nun meÅŸhur Club 29'unun müdavimleri ve dostlarından oluÅŸan seçkin bir davetli grubu Jimmy's adlı gece kulübünde bir tür 'kaynaÅŸma projesi' kapsamında bir araya geldi. Hülya Biren ise tüm bu 'kaynaÅŸma projesi' fikrinin arkasındaki gizli mimar...
SBM yönetimi, Monaco'nun Türkiye pazarında çok daha ilgi çekebileceÄŸini düÅŸünüyor. Bu kapsamda davet edildik. Öncelikle ÅŸunu paylaÅŸmalıyım... Monte Carlo sürreel bir yer... Uçuk bir zenginlik, üst üste binalar, varlığını hissettirmeyen bir güvenlik dolayısıyla sokaklarında steril bir huzur, ÅŸahane bir tabiat.
Ve, elbette dünyanın hiçbir yerinde bu kadar lüks arabayı, bu kadar güzel ve bakımlı kadını; şıklığı aynı anda göremezsiniz. Herkes VIP... Herkes 'sıradan' ve Monte Carlo gerçekten sıradan hayat yaÅŸayan bizim gibi insanlar için tuhaf bir yabancılaÅŸma duygusu yaratıyor. Hayatın gerçekliÄŸine, geçici olarak, yabancılaşıyorsunuz.
Fakat bir de Monaco gerçekleri var...'Casino' efsanesi dışına taşıp kendini aÅŸmaya çalışıyor Monte Carlo... Marka imajını deÄŸiÅŸtiriyor. Formula 1 yarışları ve golf dışında 'tarih' olgusunu 'art of living' mottosuyla harmanlamaya çalışıyor. Kültürel ve sanatsal etkinliklere her hafta yer veriyor ve en ilginci 'saÄŸlık ve güzellik' alanında da hedefine kadını koyuyor.
SBM'nin başarısı dikkatle izlenmeli.
Bir ÅŸehir 'marka' haline nasıl getirilir? Yapılanlar, akılcı, kalıcı ve gerçekçi bir pazarlama stratejisiyle 'ÅŸehir algısı'nın nasıl dönüÅŸtürülebileceÄŸinin somut bir örneÄŸi.
Åžehrin ruhunu yöneten vizyona odaklı bir profesyonellik seziyorsunuz.
Alain Ducasse'ın 'Le Louis XV' adlı restoranı ise Monte Carlo ruhunun baÅŸarılı bir minyatür örneÄŸi...
Restoranın 'oldukça güç girilebilen' kapısından adım attığımızda Hotel de Paris'nin yüzyıllık dokusunun ötesinde bir mimari anlayış sizi içine buyur ediyor. Altın yaldızlı duvarlardan ve mekanı 360 derece kaplayan iÅŸleme ve resimlerden yansıyan ışıklar, sizi,'La Belle Epoque' günlerine ışınlıyor.
Mönü, her mevsim deÄŸiÅŸen bir Akdeniz senfonisi...
Aynı anda 50 kiÅŸi yemek yiyebiliyor ve bu yemeÄŸin servisinde 'kiÅŸi başı'na ortalama 50 adet tabak, çatal, bıçak ve bardak kullanılıyor. Bu mükemmel servisi ve lezzeti, müÅŸteri başına, 40 kiÅŸi saÄŸlıyor.
Otelin altındaki kavda 950 farklı markadan 400 bin şişe şarap yatıyor.
KiÅŸi başı, ÅŸarap hariç, 210 veya 280 avroluk mönülerden alabilir veya 'a la carte' yiyebilirsiniz.
Aslına bakarsanız Alain Ducasse'ı ve efsanesini, ötesinde Monaco'daki gözlemleri bitiremedim.
Åžayet, bir baÅŸka mevzu patlamazsa, bu gözlemlerimi yazmaya devam edeceÄŸim.
Zira, yazımın başlığı 'La Belle Epoque', kavramsal ve tarihsel olarak, 'Avrupa medeniyeti' fikrini sorguluyor...
Bugün dünyanın içinde bulunduÄŸu hali iyi anlamak gerek.
Buradaki 'ışıltılı' hayatın nasıl bir ironi ile okunabileceğini de bir dahaki yazıya saklıyorum.