Benim Türkiye sınırları içinde yeterince macera yaÅŸamadığımı sananlar Rana'yı tanımadıklarından böyle düÅŸünüyor olabilirler. Oysa benim macera, heyecan ve aşırı tehlike yaÅŸamak için evin kapısından dışarıya çıkmama gerek bile yok, Allah'a ÅŸükür bunların hepsi evin içinde kendiliÄŸinden var. Benim hiçbir ilave gayret göstermeme gerek kalmadan her ÅŸey 'kendiliÄŸinden' geliÅŸiveriyor.
Eskiden bu duruma alışırım zannetmiÅŸtim ama olmadı alışamadım. Tam bir tür davranışa alıştım diyorum karşıma bambaÅŸka tuhaf bir ÅŸeyler çıkıyor. Benimki hayli yorucu bir hayat aslında, yerimden hiç kalkmaya gerek kalmadan yorulabiliyorum ben.
ArkadaÅŸlarım neden çıkıp çapkınlık yapmadığımı soruyorlar. Ahlaklı davranmak uÄŸruna veya sadakat duyguları ile yapmıyorum sanıyorlar çapkınlığı. Hayır durum böyle deÄŸil, Rana'lı yaÅŸamım öyle yorucu ki öyle yıpratıcı ki, istesem de çapkınlık yapacak takatım kalmıyor. Cebime harçlık koysa ve kapıdan sırtıma yumruk vurarak gönderse, hatta kızı o ayarlasa bile çıkıp gidecek fiziksel gücüm yok. Bütün bunları bir plan çerçevesinde yapıp yapmadığına da emin deÄŸilim. Onun bu davranışları doÄŸal onun için, özellikle düÅŸünüp kötülük yapmasına gerek yok. O kendince çok normal davranıyor, olan sonunda daima bana oluyor.
Abarttığımı düÅŸünenler, ÅŸimdi yazacaklarımı okuyunca umarım tekrar deÄŸerlendirmeye alırsınız durumu.
Geçenlerde oÄŸlanın burnundan rahatsızlığı vardı, benim de kulağımda bir çınlama var.
Hep birlikte gittik arkadaşım Dr. Dilaver Özturan'a. İlk önce Alp muayene oldu sonra da ben. Bana birkaç test yapılması gerekiyordu ve iÅŸim biraz uzadı.
Birden ben onu provoke edici hiçbir ÅŸey yapmamış olmama raÄŸmen 'Sen neden her yere peÅŸimize takılarak geliyorsun ki' diye soruverdi.
'Ne yapayım ben de hastayım. Cebimde hep sadece 5 TL olduÄŸundan, araba kullanmayı bilmediÄŸimden, bilsem dahi hatta ÅŸu anda bir Formula-1 pilotu kadar iyi araba kullanıyor olsam da bana arabayı hiç bırakmadığından mecburen bugün sizin peÅŸinize takıldım. Yani bir saat ayrıldık diye sizi özleyecek kadar çıldırmadım henüz. Ayrıca sabah sabah Dilaver'in bazı aletleri burnuma kulağıma sokmasından özel bir keyif de almıyorum. Zorunluluk nedeniyle buradayım. Hem baÅŸka nerelere gelmiÅŸim ben sizin peÅŸinizden' diye de sordum.
Bu benim son 30 yıldır yaptığım en uzun konuÅŸma olmalıydı ama içimi dökmem gerekiyordu yapacak bir ÅŸey yoktu.
'Amerika'ya da geldin ya arkamızdan' dedi. 'Ama iki birbirinden uzak şehirdeydik' lafıma karşılık sadece 'Yeni koyduğum dış gezilerde aynı anda aynı kıtada bulunmama ilkemizi unutma' dedi.
Ben de 'Dış geziler için koyduÄŸun kuralı ülke içinde de uygulayalım mı?' diye sordum. Planım tutarsa İstanbul'da evimiz hangi tarafta olursa olsun aynı evde oturmamız mümkün olmayacaktı.
Esprime gülmek yerine bana uzun süre baktı, baktı, baktı ve 'Biz bu kadar bekleyemeyeceÄŸiz oÄŸlanın spor çalışmaları var, hemen çıkmak zorundayız' dedi ve gerçekten de çıkıp gittiler. DediÄŸim gibi arabam da param da yok, oracıkta beni öyle bıraktılar. Giderken oÄŸlan bana el salladı galiba o da üzülmüÅŸtü halime.
Neyse sonunda Dr. Dilaver'in odasına girdim. 'OÄŸlan ile Rana nerede?' diye sordu, olan biteni anlattım. Kulağımda fiziksel bir sorun olmadığını ve stresten/yorgunluktan kaynaklanan bir çınlamanın söz konusu olduÄŸunu söyledi. Bana 'Neden streslisin ve yorgunsun?' diye sormaya baÅŸladı ki sözünü bitirmeden büyük ihtimalle Rana'yı hatırlayıp sustu. 'Anladığım kadarıyla kulağımdaki çınlamanın durması ihtimali pek yok deÄŸil mi!' diye sordum 'Bu koÅŸullar altında evet yok' dedi. 'BoÅŸansam çınlama durur mu?' diye sordum, büyük ihtimalle 'evet' dedi.
Muayene bitti ve ben doktorumdan para istedim. Muayene olduktan sonra doktorundan üstüne üstlük para isteyen ilk hasta olarak tarihe geçmiÅŸtim. 'Bunları yazayım mı Dilaver?' diye sordum. 'İstiyorsan yaz ama diÄŸer hastalara da muhakkak hatırlat bugünkü durumun burada bir istisna olduÄŸunu açıkça söyle de bir alışkanlık oluÅŸmasın ne olur ne olmaz' dedi. 'Her muayene olan hastaya para da verirsem iÅŸlerin iyi olmayacağını sanıyorum' diye de ekledi. 40 lira istedim en kötü ihtimalle eve yakın inerim taksiden, yolun geri kalan bölümü yürürüm diye akıl yürüttüm. New York'ta baÅŸlayan mutlak sosyal düÅŸüÅŸüm büyük bir hızla sürüyordu. 'Olur mu öyle ÅŸey 100 lira vereyim sana' dedi. O da muayene ettiÄŸi hastasına daha fazla para vermeye çalışan, hatta bunda ısrar eden ilk doktor olarak tarihe ismini altın harflerle yazdırmıştı.
'Ben cebimde 5 liralarla dolaÅŸmaya alışmışım, 100 lirayı cebim görürse şımarırım ÅŸaşırırım, hatta kendimi zengin filan zannetmeye baÅŸlayıp çılgınlıklar yapmaya baÅŸlayabilirim. Beni fazla paraya alıştırma, 40 lira bana yeter' dedim ve harçlığımı alıp çıktım yola. Eve giderken Rana telefonla aradı ne yaptığımı, neden geç kaldığımı, bara filan mı takıldığımı öÄŸrenmek istedi. Ben de onun bütün bu sorularının dünyadaki her ağır ceza mahkemesinde hakimler tarafından cinayetle suçlanan sanık lehine hafifletici neden olarak kabul edileceÄŸini ve artık Rana'yı muhakkak öldürmem gerektiÄŸini düÅŸündüm. Hafifletici nedenlerle 75-80 yaşında filan çıkabilecektim hapisten. Bu hayali kurarak en azından yolun geri kalan bölümünde mutlu oldum.