Sanki Türkiye Cumhuriyeti BaÅŸbakanı Recep Tayyip ErdoÄŸan deÄŸil, Venezuela Devlet BaÅŸkanı Hugo Chavez konuÅŸuyor. Yer, mekan, zamanlama, üslup, jestüel öyle...
ErdoÄŸan toplantıya katılmak için dünyanın dört bir yanından gelmiÅŸ konukları uyarıyor: 'Dünyadan yükselen çığlığa, taleplere ve ÅŸu salonun dışında devam eden protestolara da kulak vermemiz gerekir... Küresel ekonomiye yön veren herkesin, yani sizlerin başını iki elinin arasına alarak, nerede yanlış yapıldığını enine boyuna düÅŸünmeniz kaçınılmazdır'
Tam ters köÅŸe... Ne beklenir?.. 'Üç beÅŸ baldırı çıplaÄŸa' kulak asmamak... Protestoları aÄŸzına bile almamak... Canlı yayınlarda TV'lerin 1.000-1.500 kiÅŸi olduklarını belirttikleri protestocuların, IMF'yle hiçbir iliÅŸkisi olmayan maÄŸaza sahiplerini maÄŸdur edecek taÅŸkınlıklarını, vitrin camlarını taÅŸla sopayla tekmeyle yerle bir etmelerini, ÅŸiddeti destekliyormuÅŸ algısı yaratmamak...
Ancak BaÅŸbakan tam da tersini yaptı... Muhalefete, hatta aşırı uç temsilcisi politikacılara -bu arada Chavez'e- yakışacak bir tavır takınmayı tercih etti... İçiÅŸleri Bakanlığı'na baÄŸlı emniyet güçleri, IMF ve Dünya Bankası görüÅŸmelerinin yapıldığı Kongre Vadisi'ine doÄŸru yürüyüÅŸe geçmeleri karşısında göstericileri dağıtmak için hayli sert bir ÅŸekilde müdahale ederken, BaÅŸbakan bu ÅŸiddetli protestoya 'Kulak verilmesi gerekliliÄŸine' iÅŸaret ediyordu... Hayli talihsiz; aceleye gelmiÅŸ ve ne zaman aceleye, telaÅŸa gelse o zaman ErdoÄŸan'ı zor durumda bırakan o 'amatör içtenlik', BaÅŸbakan'ı bir kez daha keyifsiz bir algılama ortamına itti...
Günün en dramatik anı hangisiydi biliyor musunuz? BaÅŸbakan'ın konvoyunun 'çalışma ofisine giderken' BeÅŸiktaÅŸ'ta o 'kulak verilmesini' istediÄŸi protestoculardan 100 kadarıyla karşılaÅŸtığı an...
Allah'tan ÅŸaÅŸkınlıkla bir an tereddüt geçirdiler ve BaÅŸbakan'ı fark edemediler... Yoksa o grup, ErdoÄŸan'ın kendilerine gerçekten 'kulaklarını vermesini' isteyebilirler; ya da korumaların en küçük panikleri ÅŸuursuzca silaha sarılmalarına neden olabilir, ortalık kan gölüne dönebilirdi... Dedik ya, Allah korudu...
Belli ki BaÅŸbakan IMF'ye biraz 'sopa göstermek' istemiÅŸ... Ancak yöntem bu mu olmalıydı?.. Tartışılır... Çünkü bunun yarını da var... Åžiddeti destekler duruma düÅŸmek; -iyi niyetli bile olsa- protestonun 'servet düÅŸmanlığı' boyutuna taşınmasına ses çıkarmamak; hatta uluslararası siyasette bu protestoları kullanmaya kalkmak çok risklidir...
Sokak gösterilerini, göstericileri, sokak ÅŸiddetini bugün iÅŸinize geldiÄŸi için destekler görünürseniz, yarın 'iÅŸinize gelmediÄŸinde' kınamaya kalktığınızda, inandırıcı olmak konusunda zorlanabilirsiniz...
Burası Davos deÄŸil. 'İçten' bir tavırla 'Daha da İstanbul'a gelmem!' falan diyecek halimiz yok. Burada ev sahibi biziz. Ve her ev sahibi gibi konuklarımızın güven ve huzurundan biz sorumluyuz... O huzuru bozmak için ÅŸiddete baÅŸvuranları savunamayız...
Pisuvar deyip geçmemek gerek!..
Bir tek pisuvarın, yani erkeklerin 'küçük tuvaletlerini' yaptıkları o sistemin, yılda kaç ton su harcadığını bilmiyordum... Daha önce medyada çıkmış. Ben görmemiÅŸim... Yapı Kredi Plaza C Blok'un hemen giriÅŸ katındaki tuvaletlere girince gördüm... Yaklaşık 130 ton su harcıyormuÅŸ bir pisuvar... Akıl alır gibi deÄŸil ama gerçek. Alt tarafı 'küçük abdest' iÅŸte... Ama tükettiÄŸi su günümüz dünya koÅŸullarında ciddi tehdit oluÅŸturacak boyutta...
Tuvaletteki sistemde 'Falcon Susuz Pisuvar'lar kullanılmış. Oraya da koskocaman yazmışlar, ne kadar su tasarruf edildiÄŸini belirtmiÅŸler... Def-i hacette bulunurken okuyorsunuz... Web sitesinin adresini de vermiÅŸler: www.allimeks.com.tr. Mutlaka girin bakın... Çok etkileyici... Özellikle meselenin sorumluluk boyutu ile ilgili yazdıkları...
Falcon firması Türkiye dışında 52 ülkeye daha su kullanmadan kendi kendini temizleyen pisuvar satıyormuÅŸ... Üretim Türkiye'de, Zonguldak'ta yapılıyormuÅŸ... OrtadoÄŸu pazarına mal buradan gönderilecekmiÅŸ...
Küçük tuvaletini yaparken insanın dünyada yaÅŸam konusunda duyulan sorumluluÄŸu paylaÅŸması çok keyifli bir duygu...