Yıllar yıllar önce polis muhabiriydim. Milliyet Gazetesi gece servisinde...
Ve, hemen her gece, çarpıcı hikayeler içeren cinayetler, kanlı trafik kazaları, arka planlarıyla ruh sarsıcı intihar vakaları, umulmadık yangın vakalarına giderdim.
Bazı geceler; lüks mekanlardaki davetlere de giderdim.
Magazin muhabirinin yetiÅŸemediÄŸi yerde, gece haber müdürümüz, Allah rahmet eylesin, Ömer Avan, yazı iÅŸlerinin kapısından kafayı uzatır, 'İstihbarat! Kim var? Serdar, oÄŸlum, atla bir arabaya, git... Hilton'da bir düÄŸün varmış. İzlememiz gerek...' derdi.
Cılız bileklerimin taşıdığı Nikon F3 fotoğraf makinemin 36 karelik film şeridi, hemen her gece, genellikle faciaları bazen mutlu anların o unutulamaz karelerini sonsuzluğa hapsederdi.
Ardı ardına koÅŸturulan iÅŸlerden yorgun argın döndüÄŸümüzde karanlık odada kimyasal banyolar o anları yavaÅŸ yavaÅŸ belirginleÅŸtirirken biz 'Kambur Felek'in (Allah ruhuna rahmet versin) bir büyük kalın su bardağına yaptığı 'büyük' çayı yudumlar ve gördüklerimiz üzerine sohbet ederdik.
Gecelerimiz hep böyle geçerdi...
TelaÅŸlı, ÅŸaşırtıcı, eÄŸlenceli, maceralı, yorucu, öÄŸretici...
Bir gün Hilton'da ünlü bir ailenin düÄŸünü vardı...Yolda giderken telsize bir yangın ihbarı geldi... BeyoÄŸlu itfaiyesi, İstanbul grubundan yardım istedi, sonra diÄŸer ilçelerden takviye çağırıldı.
Sıcak haber rutini ezer.
Milliyet'in haber aracı direksiyonu kırdı... Kasımpaşa'da bir kenar mahallede binalar yanıyordu.
O telaÅŸ, bağırış çağırış içinde fotoÄŸrafları çektim, evi yanan ailelerin isimlerini, yaralıların isimlerini, yangının nasıl çıktığını ve yayıldığını tek tek not ettim.
Arabaya döndüm ve ulaÅŸtırmada görevli ÅŸoföre 'Hilton'a gidelim... Çabuk' dedim.
Yüzükler takılırken yetiÅŸmiÅŸtim.
Tertemiz elbiseler giyen magazin muhabiri arkadaÅŸların ÅŸaÅŸkın bakışları altında kendime bir omuz darbesiyle yer açıp, protokolün önünde çömeldim ve gelin ile damadı, nikah memurunu ve ÅŸahitleri aynı kareye sıkıştırıp deklanÅŸöre bastım.
Üstat Yalçın Çınar'ın, filmli günlerden kalma, bana öÄŸrettiÄŸi bir motto vardı, 'Gerekirse tek kare çek ama emin ol... Koca bir ÅŸeridi bitirmenin manası ne?'
O 'tek kare' tamamdı. Emin olmak için bir kare daha bastım.
Toparlandım... O çamurlu üst baÅŸla, periÅŸan halde, koÅŸarak Hilton'dan çıkıp gazeteye yetiÅŸtim.
Tıpkı o düÄŸün haberi gibi yangın haberi de Milliyet'in sayfalarında yerini buldu.
Haber yetiÅŸmiÅŸti. İçim rahattı... Her gece yaptığım gibi, hava aydınlanırken karanlık odaya gidip yattım. AkÅŸam üzerine kadar, mesaim baÅŸlayıncaya kadar uyudum...
Diyeceksiniz ki Milliyet'e dair bu bir günlük hatıralarından bize ne?
Bilmem... PaylaÅŸmak istedim. Milliyet için birkaç yıl olsa da büyük emeÄŸim vardır... Mesela rahmetli eniÅŸtem Ziya Sırman 50 yılını verdi o gazeteye... Nasıl bir emek anlatamam. Ve böyle yüzlerce isim...Yüzlerce isimsiz kahraman.
Milliyet çok ama çok ÅŸey ifade eder.
Ve şimdi bazı haberler duyuyorum... Belki siz bu satırları okurken doğru olacak.
Çok ama çok acı... İnÅŸallah Milliyet gitmez... Böyle gitmez...