Biliyorsunuz baÅŸlıktaki laf yandaÅŸ medyacılar tarafından Aydın DoÄŸan'a söylenmiÅŸti.
Özellikle 'Hürriyet'teki adamlarını at da yerine beni al' uÄŸraşında olanlar bu kadar net ve açık mesaj yollamışlardı patrona.
Ben yayın yönetmeninin yemeÄŸe çıkma konusunda kronik yalancı olduÄŸunu bilmeme ve ona kızmama raÄŸmen böyle bir lafı ben öldür
Allah söyleyemem.
Bir ara sadece bana gıcık olduÄŸundan yemeÄŸi atlatıyor sanıyordum ama Hıncal Uluç'un yazısından sonra anladım ki ilk önce yemeÄŸe çıkalım deyip sonra da hemen atlatmak için uÄŸraÅŸmak sadece bana yönelik bir tavır deÄŸilmiÅŸ. Onun bir tür alışkanlığıymış bu. Hıncal Uluç'a da yapmış aynı ÅŸeyi. Hıncal'a da yapıyor mu bilmiyorum ama bana ayrıca ÅŸöyle ÅŸeyler de oluyor: Geçenlerde sadece ona bir kitap hediye edeceÄŸimi söylemek için telefon açtım ama o ben daha aÄŸzımı bile açmaya fırsat bulamadan 'Bu hafta içinde seninle yemeÄŸe çıkalım' dedi. Kitap hediye edeceÄŸimi söylemeye bile imkanım olmadı. Durup dururken kendimi kötü hissederek telefonu kapadım. Ortada hiçbir neden yokken, hiçbir provoke edici neden bulunmasa da yemeÄŸe çıkmak ister gibi duruma düÅŸmüÅŸ ve üstelik reddedilmiÅŸ de oldum. Kendimi yok yere kötü hissettim.
Aslında kitap hediye etmek bana pozitif enerji verir. Telefonu da bu duygularla açmıştım ama o birden tüm pozitif enerjimi çekip aldı. Bana negatif enerji yükleyiverdi. İlgili yazısında Hıncal Uluç 'Ne yapalım bu duruma' diye soruyordu. Benim aklıma bazı ÅŸeyler geldi. Son telefondan sonra 'Seven' filmindeki yöntemi ona uygulamaya karar verdim. Buna göre Hıncal ile birlikte ErtuÄŸrul Özkök'ü bir gün kaçıracak ve onu ıssız bir bölgedeki evde, 'Seven' filmindeki 'Oburluk' günahının anlatıldığı bölümde olduÄŸu gibi zorla yedirip çatlayıncaya kadar besleyecektik. Çatlayıp öldüÄŸünde ise üzerine ÅŸu notun yazılı olduÄŸu kağıdı iliÅŸtirip çıkıp gidecektik: 'Nihayet yemeÄŸe çıkabildik ama galiba biraz fazla yemiÅŸim- E.Ö.' Beslerken ona ayrıca 'Güzel Marmara' ÅŸarabı da içireceÄŸim.
Yahu lafı çok uzattım ama bu teferruatlar dışında asıl söylemek istediÄŸim ÅŸu: Ben 'Seni adamların bu hale getirdi. Onları hemen at da beni al' lafını Aydın DoÄŸan'a deÄŸil BaÅŸbakan ErdoÄŸan'a yönelik ediyorum.
Çünkü son derece meÅŸgul bir insan olan BaÅŸbakan eminim ki birçok konuÅŸmasını kendisi hazırlayamıyordur. Yahut hazırlasa bile konuÅŸmadan önce mutlaka danışmanlarına okuyordur aldığı notları.
Bu nedenle son Al Capone benzetmesinin anlamını ben bir türlü anlamadım.
BaÅŸbakan, Aydın DoÄŸan'ı bir gangstere benzetmek istemeyecek kadar profesyonelliÄŸi olan bir politikacı. Bunun gerçekten böyle olduÄŸunu düÅŸünse bile açıkça söylemeyecek kadar tecrübeli de. EÄŸer Al Capone benzetmesini danışmanları hazırlayıp konuÅŸma notlarının içine koydularsa veya baÅŸbakan bunu kendiliÄŸinden bulduysa, kimse ona bunun yanlış anlamlar içerdiÄŸini söylemediyse o zaman 'Evet; Sayın BaÅŸbakanım, adamlarını at da beni al yerine' diyorum açıkçası.
BaÅŸbakan, Aydın DoÄŸan'ı sert eleÅŸtirmek için o lafı ettiyse bile lafın kendisinin hiç arzu etmediÄŸi bir yöne çekileceÄŸini ve kendisine zarar vereceÄŸini nasıl olup da görmedi. Bunu anlamam imkansız.
Al Capone olayı neydi, bir daha hatırlayalım. Gangster çok suç iÅŸledi hatta bir gün içinde katliam yaptırarak tüm muhaliflerini de öldürttü. Ancak devlet bir türlü onu suçlayamıyordu ve içeriye atamıyordu. Sonunda devlet çaresiz kaldı ve 'Madem elimizden baÅŸka bir ÅŸey gelmiyor, gelir vergisi incelemesi baÅŸlatalım oradan içeri alırız onu' dediler ve nitekim bu plan da tuttu. Åžimdi BaÅŸbakan son vergi olayı baÄŸlamında Al Capone hatırlatmasını yapınca amacı ne olursa olsun, tarihi bilen insanların kafasında, 'Galiba DoÄŸan Medya organlarına ne kadar uÄŸraÅŸsa da bir ÅŸey yapamadı, sonunda vergi suçu bulma zorunda kaldı herhalde' fikri ister istemez doÄŸuyor.
Bu konjonktürde bu kadar yanlış, bu kadar amacından ÅŸaÅŸan, bu kadar da lafı söyleyeni zor duruma düÅŸürten daha baÅŸka laf da düÅŸünemiyorum.
İşte bu nedenle benim mutlaka Başbakan'ın danışmanı olmam gerekiyor.
Adamlarını atsın da yerlerine beni alsın. Bu memlekete huzur da getirebilir veya Türkiye Cumhuriyeti benim sayemde tamamen çöker gider.
Bu arada benim Al Capone'u hayli sevdiÄŸimi de bilmenizi istiyorum. Çünkü o, Kanada'nın kendisi için anlamını anlatmak için 'Ben Kanada'nın hangi cadde üzerinde olduÄŸunu bile bilmem' diye konuÅŸtu
Hayat felsefesini de bir gün ÅŸöyle açıkladı:
'Gülümseyen bir surat ifadesiyle bakmak ve yumuÅŸak bir tavır insana büyük ÅŸeyler kazandırır ama suratınızda gülümseme varken tavrınız da yumuÅŸakken ayrıca elinizde bir de silah olursa daha da çok ÅŸeyler kazanırsınız.'
Adamda tuhaf bir espri anlayışı kesinlikle var. Bu da benim bir insanı sevmem için yeterli neden.
Bacak çalışmalarımda yeni cephe
Biliyorsunuz Özge Uzun'un bacak dekoltesi hakkında uzun zamandır neredeyse bir doktora tezi oluÅŸturabilecek yoÄŸunlukta yazı yazdım. Åžimdi teorik bilgimi pratiÄŸe dönüÅŸtürme vakti geldi. Bu nedenle dekolte dikizlemede yeni cepheyi cumartesi saat 20.00'de açıyorum. Habertürk'te Özge Uzun'un programına konuk olacağım ve bilimsel ilgimin hedefini daha da yakından izleme imkanına kavuÅŸacağım. Telefonda 'Her ÅŸeyi her konuyu, sansürsüz konuÅŸmaya açığım' dedim. Programın ilginç geçeceÄŸini sanıyorum.