İlk iÅŸaret Hillary Clinton Avrupa gezisine çıkmadan önce geldi. O seyahatten önce, Avrupa iÅŸlerinden sorumlu yardımcısı Philip Gordon çıktı ve bir açıklama yaptı. İşte o anda iÅŸlerin bizim için güzel geliÅŸeceÄŸinin ipucu verilmiÅŸ oldu.
***
İpucu Gordon'un kendisiydi.
Bunu anlamak için biraz geriye gidelim...
Philip Gordon Türkiye'yi yakından takip eden, uzun yıllardır Türkiye üzerine çalışan ABD'li bir bürokrat. Ömer TaÅŸpınar ile birlikte yazdığı 'Türkiye'yi Kazanmak' kitabını hatırlayanınız olacaktır. O kitap Türkiye'nin Batı için ne kadar önemli olduÄŸunu ve onu kazanmanın yollarını anlatıyordu. Bununla da kalmadı Gordon, DoÄŸu Ergil'in bu yıl içinde çıkan ikinci Kürt Raporu kitabına da yine Ömer TaÅŸpınar ile katkı saÄŸladı.
***
ABD'li bürokratın Türkiye'ye olan ilgisi vatanında da biliniyor. Hatta baÅŸkanlık seçimlerinden sonra Gordon, Avrupa iÅŸlerinden sorumlu DışiÅŸleri Bakan Yardımcısı olarak atandığında diasporanın engellemeleri nedeniyle uzun süre Kongre'den onay alamamıştı.
***
Bu nedenle onun sürecin içinde olması baÅŸtan itibaren ABD'nin diasporaya raÄŸmen süreci destekleyeceÄŸi anlamına geliyordu bir nevi. Öyle de oldu. Hillary Clinton, Gordon'un yardımı ile sabırlı bir ikna faaliyeti yürüttü ve sonuç aldı.
***
Peki ama Gordon Türkiye dostu da Clinton bu meseleyi neden böyle sahiplendi?
***
SahipleniÅŸin arkasında yardımcısının etkisi olsa da esas neden baÅŸka. Clinton DışiÅŸleri Bakanlığı koltuÄŸuna oturduÄŸundan beri Obama'nın gölgesinde kalmakla eleÅŸtirildi. Arka planda olmaktan rahatsızlık duydu. Hatta Obama'nın birçok yurtdışı gezisine Clinton'u almaması dikkatlerden kaçmadı.
***
Tüm bu tabloya inat Clinton ÅŸimdi Türkiye-Ermenistan meselesi ile bir ivme yakaladı. BaÅŸarı hanesine yazacak bir ÅŸeye ihtiyacı olduÄŸu için bu meseleyi kendi meselesi yaptı. Kısacası altına imza atacak bir projeye ihtiyaç duyan Clinton ile Türkiye dostu Gordon bir araya gelince ivme bizden tarafa döndü.
***
Ancak ÅŸimdi mesele bu ivmenin diasporanın baskıları ile yeniden ters dönmesini engellemek. Bunun için ABD'de yoÄŸun bir lobi faaliyeti yapmamız gerekiyor. Ama biz henüz lobinin a-b-c'sindeyiz maalesef.
Hepimiz hayvanız!
Mediacat adlı teknoloji maÄŸazasının son reklam afiÅŸlerini görmüÅŸsünüzdür. İnsan vücutlarına hayvan başı yapıştırdıkları ve altlarına birtakım sloganlar yazdıkları afiÅŸler...
Birinde 'FotoÄŸraf makinesi alırken sağılacak inek miyim?', diÄŸerinde 'Çamaşır makinesinde kazığa razı olacak kadar koyun muyum?' ifadeleri var.
***
'Ben aptal mıyım?' demek için çeÅŸitli hayvanları kullanmışlar anlayacağınız. Ve bunu maalesef kendi dilimizdeki deyimlerden almışlar: Kaz kafalı mısın? KuÅŸ beyinli misin? Sazan gibi atlama! Koyun gibi bakma! Ve daha niceleri...
***
Böyle hayvan sever bir toplumuz iÅŸte biz. Åžimdi de kalkıp sanki bütün hayvanlara yıllardır küfreden kendimiz deÄŸilmiÅŸiz gibi, bize ayna tutup bu küfürleri gözümüze soktuÄŸu için Mediacat'e kızıyoruz.
***
Yoksa biz biraz angut muyuz?