AKŞAM GAZETESİ | İ.Hüseyin Yıldız | 2009-10-14

kategori2

Mesleki eğitimin neresindeyiz?

YÖK'ün meslek liselerinden mezunlara yönelik katsayı uygulamasına getirdiği yeni düzenleme, mesleki eğitim tartışmasını yeniden alevlendirdi. Bazıları kararı politik buldukları için eleştirdiler ve karşı çıktılar. Diğerleri ise yine kararı politik gerekçelerle desteklediler. Ne yazık ki; imam hatip liseleri üzerinden sürdürülen politik mücadele, mesleki eğitimin önemini örtmektedir. Oysa mesleki eğitim konusu memleket meselesi olacak kadar önemli bir konudur ve bu politik kamplaşmanın ve kısır tartışmaların arasında güme gidiyor.
Salt ideolojik argüman ve retoriklerle hareket edilmesi, konunun özüne inme olanağını ortadan kaldırmaktadır. Sağı da böyle, solu da, ortası da... Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak gibi kronik bir hastalığa sahibiz. Her meselede kamplaşma içine giriyor; demokrasinin temel mekanizması olan akla, gerçeğe, kamu yararına, etiğe ve bilgiye dayalı uzlaşma müessesini unutuyoruz. Hal böyle olunca da meydan sloganlara kalıyor. Konunun gerçeği, çözümü, yararı ya da zararı kimin umurunda? Bu yüzden genellikle sorunlar çözülmeden, yüzeysel bir biçimde tartışılıp halının altına süpürülüveriyor.
Bakın meslek liseleri konusunda küçük bir araştırma yaptım. Ulaştığım sade ama önemli bulduğum bazı bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum. Avrupa Birliği bünyesinde Avrupa Kalkınma ve Mesleki Eğitim Merkezi (European Center for Development and Vocational Training - CEDEFOP) adlı bir kuruluş var. Bu ismin verilmesinde bir hikmet olduğunu düşünüyorum. Demek ki elin ecnebisi kalkınma ile mesleki eğitim arasında bir ilişki kurmuş. Çünkü kalifiye işçi, yaptığı işle ilgili uygulamalı eğitim almış kişidir ve dolayısıyla mal ve hizmet üretiminde daha fazla artı değer üretiyor demektir.
Ayrıca 'education' yerine 'training' denmesinde de bir hikmet olsa gerek. Demek ki, Avrupalı mesleki eğitimi, 'öğretim'den çok 'eğitim' çatısı altında düşünüyor. Yani sınıfta verilen kuru teorik bilgi değil de, sahada iş üstünde verilen eğitim daha makbulmüş. Fransa'daki politeknik eğitim modeli veya Rusya'nın sosyalist dönemindeki kolhoz-solhoz (tarım ağırlıklı teknik eğitim) modeli de buna benziyor. Almanya'da da eğitim ve öğretim sistemi ilköğretimden başlayarak çocuğu yetenekleri ve kapasitesi doğrultusunda mesleki eğitime yönlendiriyor (Bizde de, Köy Enstitülerinde iş-eğitim-öğretim arasında kurulan sıkı bağları hatırlayınız).
Öte yandan, mesleki eğitim uygulama ağırlıklı olduğu için pahalı bir eğitimdir. Bu nedenle salt mesleki eğitimin yaygınlığının yanında öğrenci başına harcanan para, öğretmen başına düşen öğretmen sayısı bu eğitimin kalitesini belirleyen unsurlardır. İşin bu kısmıyla ilgili istatistikleri başka bir yazıya bırakıyorum. Fakat bir fikir vermesi için lise ve üstü mesleki eğitim alan öğrencilerin, tüm öğrenciler içindeki paylarına ilişkin bazı rakamları vermekte fayda görüyorum. Avrupa Birliği kapsamındaki 27 ülkede bu oranın ortalaması yüzde 51,5 iken, bu oran Avusturya'da 77,3; Finlandiya'da 66,7; Belçika'da 69,6; Hollanda'da 67,6; Romanya ve Slovenya'da 64,9; Fransa'da 43,8; İngiltere'de 41,4 ve Almanya'da 57,4'tür.
Türkiye'de ise bu oran yüzde 36,7'dir. Bunun içinden imam hatip liselerini çıkarırsak; mesleki eğitimde, yani beşeri sermayede içinde bulunduğumuz vahameti daha iyi anlayabiliriz. Buna göre, genç nüfusumuzla ve daha fazla çocukla övünmeye devam edebilir miyiz? Değerlendirmeyi size bırakıyorum. Aşağıda linkini verdiğim sayfadan ilginç araştırmalara (örneğin mesleki eğitimin verimlilik etkileri üzerine yapılan sektörel bazlı araştırmalara) ve istatistiki bilgilere ulaşabilirsiniz.
Meraklısı için: http://www.cedefop.europa.eu/default.asp