AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-10-14
IMF toplantıları İstanbul'da geniş bir katılımla ve son derece güzel ve zamanında yetiştirilmiş yeni Kongre Merkezi'nde, düzenli bir organizasyon olarak gerçekleşti ama, ne kararlar alındı derseniz, ortada alınmış pek bir karar yok gibi gözüküyor. Benim görebildiğim kadarı ile medyaya yansıyan G-20'nin dünya için en önemli karar mercii haline gelmesi ve IMF'in de G-20'nin bürokrasisi haline dönüşmesi. Ancak iktisatçı gözü ile bakıldığında kriz sonrasındaki tartışmalarda ortaya çıkan bazı yeni teknik tercihler var.
IMF tarafından çıkartılan 'Finance and Development' dergisinin son sayısında Harvard Üniversitesi Profesörü Jeffrey Frankel, uluslararası parasal ekonomi alanında genel kabul gören tercihler arasında 'in' ve 'out' olan beş kategoriyi özetlemiş. Özet, IMF'in dergisine, sipariş üzerine yazıldığına göre IMF'in yeni teknik tavsiyeleri ve tercihleri de bunlar diye düşünmek doğru olur.
Birinci olarak 'out' olan G-7 kavramı. Yeni 'in' olan ise G-20. 1975 yılında, Bretton Woods sistemi çöktükten sonra, gelişmiş ülkeler Fransa'da toplanmış ve dünya para sisteminin yönetilmesi için bir kooperasyon yaklaşımı ortaya çıkmış, 1985 ve 1987 yıllarında özellikle Plaza ve Louvre anlaşmaları çerçevesinde G-7 Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, İngiltere ve ABD'den doların gidişatına müdahale etmiş, 1997 yılında Rusya da bu ekibe eklenerek G-8 ortaya çıkmıştı. G-20 12 yeni ülke ve Avrupa birliği eklenerek G-7'nin genişlemesi demek. Arjantin, Avustralya, Brezilya, Çin, Hindistan, Endonezya, Meksika, Türkiye, Rusya,Suudi Arabistan, Güney Afrika, Güney Kore eklenen ülkeler.
İkinci olarak, 'out' olan döviz kuru rejimlerinde 'corners' hypothesis, 'in' olan ise ara rejimler. Dünya döviz kuru sistemleri dalgalı kur (floating), yönetilen kur, yumuşak sabit kur ve katı sabit kur (katı sabit kur currency board, cuerrency union ve dolarizasyondan oluşuyor) gibi dört kategoride düşünülebilir. 1992-1994 ERM krizi sonrası 1994 yılında Barry Eichengreen tarafından ortaya atılan 'fix or float' yani ya bir uca git, dalgalı kuru seç, ya da öbür ekstremde kuru sabitle yaklaşımı, 1997-1998 Asya krizi sonrası gelişen ülkelere de uygulanmıştı. Bugün kısaca 'fix or float' şeklinde özetlenen yaklaşım 'out' oluyor gibi. Yerine 'in' olan ise, sabitleme veya tamamen piyasaya bırakma arasındaki tüm ara rejimler. IMF araştırmalarına göre üyelerinin kabaca yarısı bu tür ara rejimler kullanıyorlar.
Üçüncü olarak 'out' olan kurlara müdahale, yerine 'in' olan ise döviz rezervi tutma. Bugün 'bir para biriminin doğru değeri ne olmalıdır' veya 'adil olmayan kur manipülasyonu' gibi sözler teknik olarak kabul görmemeye başladı ve 'out' olmakta (ABD de yavaş yavaş Çin'i eleştirmekten vazgeçiyor çünkü fazla bağırırsa büyük borçlanmasını Çin finanse etmeyecek). Bu nedenle kura müdahale günah olarak kabul edilmekten çıkacaksa, bolca döviz rezervi bulundurmak da yeni kurtuluş çaresi olarak görülmekte. Yani döviz rezervi tutmak 'in' oldu. Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu yüksek döviz rezervi tutan ülkeler, 2008 yılındaki kriz ortamındaki panikte, geçmişte yaşadıkları büyük devalüasyonları yaşamadılar.
Dördüncü 'out' dar anlamda enflasyon hedeflemesi ve yeni 'in' varlık fiyatı balonları karşısında pasif kalmamak. Son on yılda enflasyon hedeflemesi en çok kullanılan Merkez Bankası para politikası yaklaşımı haline gelmişti. Enflasyon hedeflemesinin iki şekli vardı. Dar anlamda enflasyon hedeflemesi (narrow targeting) genelde tüketici fiyatları ile hedeflenen bir enflasyon düzeyi tespit etmek ve salt bu hedefi tutturmaya çalışmak olarak özetlenebilir. Esnek enflasyon hedeflemesi (flexible targeting) ise örneğin 'Taylor Rule' denen türden çeşitli kurallar ve yaklaşımlar çerçevesinde hem enflasyonu hem de çıktıyı hedeflemeyi içeriyor. Genel enflasyon hedeflemesi çerçevesinde de varlık fiyatlarına, döviz kurlarına, ihracat fiyatlarına ancak enflasyona katkı yaptıkları oranda dikkat etmek şeklinde bir yaklaşım hakim olmakta idi. Bugün özellikle 'dar anlamda enflasyon hedeflemesi' 'out' oluyor ve özellikle varlık fiyatları balonları ile mücadele etmek 'in' haline geliyor.
Beşinci 'out' olan doların dünyanın rezerv parası olarak büyük avantaj kullanması, yeni 'in' ise birden fazla para cinsi şeklinde döviz rezervi tutmak. ABD geçmişte Bretton-Woods döneminde sahip olduğu makro dengeler, sağlam bütçe, cari denge fazlası, oldukça sabit dolar döviz kur gibi özelliklere artık sahip değil. Yaşanan global kriz ABD ekonomisinde özel sektör varlıklarının (hisse senetleri gibi) değerlerini perişan etti, cari açık dev boyutta idi, bütçe açıkları ve kamu borç oranları çok büyük düzeylere geldi. Bu şartlar altında, ABD kamu menkul kıymetleri hala piyasası en likit menkul varlıklar olsa da, ABD'nin kendi parası cinsinden sonsuz borçlanması devam edemez. Dolar da 1973-2009 arasında yüzde otuzu aşan oranda değer kaybetmiş durumda (FED tarafından yayınlanan Major Currency Index hesabı ile). Bazıları krizin nedeni Asya'nın aşırı doz tasarrufu deseler de, ABD'nin artık en iyi kalite varlıkları piyasaya sürdüğü tezi çöktü. ABD artık sadece tarihsel nedenlerle ve ekonomisinin büyüklüğünden dolayı rezerv para avantajını kullanabiliyor. Ama artık dolar 'out' ve rezervleri birden fazla para şeklinde tutma 'in' oldu. Euro veya SDR temelli yeni bir dünya parası düzeni ciddi rakip olarak ortaya çıkıyor.