AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2009-10-14

kategori2

Kim çıkartıyor bunları ekranlara?

Türk televizyonlarında tuhaf şeyler olmaya başladı.
Patronlar ve Genel Müdürler ikide bir koşarak rejiye gidip yayın durdurmak zorunda kalıyor.
Meslekten gazeteci veya programcı olmayanlara reyting veya ucuz yayıncılık beklentisiyle teslim edilen saatler; kriz ve skandal olarak geri dönüyor.
Kanalların güvenilirliği büyük yara alıyor; marka değerleri bir tek yayın dönemi içinde taban yapabiliyor.
Aslında, hiç aciliyeti olmayan sıradan programların, sırf maliyeti düşük olur inancıyla 'Canlı Yayın' olarak verilmesi, hiçbir şekilde Kamu Yayıncılığı deneyimi veya endişesi olmayanlar yüzünden patlamaya hazır birer bomba gibi bekliyor.
Bu kanallar ve yöneticileri, 'her mahallenin delisini, muhtar diye' karşımıza çıkartmaktan imtina etmiyorlar.
Son birkaç haftadır, artık basının hemen her köşesinde tartışılmaya başlanan bu sabuklama durumu için alarm zillerini çalmak zaruri.
Ekranlardaki sabuklamaların, 'akım derken, bakım deme'lerin hiçbir sorumlusu yok mu acaba?
Faturayı, daha dün 'oyuncu' iken; bugün kritik siyaset programları teslim edilen hevesli amatörlere mi çıkartmalıyız?
Yoksa, 'akım derken bakım diyeceği' aşikar olan mutat program konuklarına mı?
Faturayı her iki kurban grubuna da çıkartmak doğru olmaz.
Artık, her gazete sütununda tartışılmaya başlanmışsa, bu 'Medya Sirki'nin gerçek sorumluları kimlerdir, sorusu üç vakte kadar gündeme gelecek demektir.
Kamu Yayıncılığı endişesi taşımayan ve aslında hiç de taşıması beklenmeyen figürleri programcı atayıp;  'demokratik açılım,' 'türban,' 'Ermeni sorunu' gibi konularda toplumun kolektif algısının yaralanmasının müsebbibi gerçekte kimlerdir?
Malum güç ve nüfuz gruplarının sözcülerini, sırf ucuza yayın saati doldurmak uğruna ekranlara çıkartıp; bunların toplumda neden olduğu ve olabileceği 'öfke' ve ' çatışma atmosferi'ni hesap edemeyenler kimlerdir?
Bunları konuşmanın zamanı geldi.
Şimdi, bazı medya yöneticilerinin 'bu programcılar, bu konuklar patronun tercihi,  patronajın dostu,' falan gibi yalanlara sığınacağını biliyoruz.
Hiçbir hastane sahibinin, 'beyin ameliyatlarını bundan böyle benim tiyatrocu amcazadem yapacak,' demediği gibi...
Medya patronları da, Kamu Yayıncılığı'nı ehil olmayan ellere teslim edip, bunun bedelini ödemek istemez.
Velev ki, boş bulunmuş olsun...
'Medya yöneticisi' demek, kusuru patronajın üzerine atan değil; gerektiğinde patronaja da direnebilen, potronajı ikna edebilen adam demektir.
Nihayetinde yasalar bile, ekranlardaki içerik konusunda; konuklardan ve sunuculardan ayrı bir 'yönetim sorumlusu' aramaktadır.
Türkiye, gazeteleri tartıştı. Önümüzdeki dönem televizyon yönetimlerini de tartışacağımız aşikar.
Umarım, Türk medyalarının  'Kamu Yayıncılığı' hassasiyetine en yüksek derecede sahip olması gereken bu günlerde, tamir edilemez yayın kazaları yaşanmadan, becerebiliriz bunu.