AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-10-14

kategori2

Mehmet Barlas'a o yazıyı yakıştıramadım

Mustafa Balbay'a destek olmak için bir zamanlar bünyesinde yer aldığı ancak sonradan çok farklı yerlere savrulduğu Cumhuriyet gazetesine ziyarete gittiğinde 'İşte bu yüzden Mehmet Barlas büyüktür' diye yazmıştım. İdeoloji, görüş farklılıklarını önemsemeden, kamplaşmanın esiri olmadan, büyük ihtimalle gazetecilik tarzını tasvip etmese de Balbay'a destek vermeye gitmişti... Çünkü Barlas, kendisi gibi düşünmeyenlerin de gazetecilik yapması gerektiğine inanmış olmalıydı.
Nitekim, Türk basınının onu yerleştirdiği yer son yıllarda bir gazeteci, bir yorumcu olmanın daha ötesinde... Mehmet Barlas son yıllardaki duruşu ve mesafesiyle basının akil adamı olmuştur.
Geçen hafta kritik bir yazı yazdı Barlas. Bu yazıda Doğan Grubu'nun geçirdiği zor günlerden bahsediyordu ve benzerlerine ancak Barlas'tan çok daha aşağı düzeyde yetenek ve bilgi seviyesindeki insanlarda rastlanacak klişe bir analiz yapıyordu... Aydın Doğan'a seslenerek 'Seni yöneticilerin bu hale getirdi' diyordu...
Buna benzer ne çok şey duydun değil mi son günlerde? Kolonya kokulu Fehmi Koru'sundan Akif Beki'ye kadar... Tekrarlanan, sakız gibi uzayan laflar...
Hadi başkaları Aydın Doğan'a çağrıda bulunurken bir beklenti içinde... 'Onları at bizi al' diye yalvarıp duruyorlar.
Oysa Doğan Grubu'nu onlar yönetse, çoktan batmıştı: Doğan sebeplerle, beceriksizler iş bilmediği için...
Mehmet Barlas'ın böyle bir beklentisi olmadığı da ortada. Nitekim, kısa süre öncesine kadar da Aydın Doğan'a ait Posta gazetesinde yazarlık yapıyordu. İstese o grupta çalışmaya devam ederdi, ama kendisi ayrılmayı tercih etti.
Dahası, Barlas bugün tartışılması gereken meselenin Doğan Grubu'nun bugüne kadar yaptığı yanlışlar olmadığını da bilir. Elbette, Doğan Grubu'nun tercihleri, yöneticileri, yayın politikaları masaya yatırılabilir. Ama bunlar bir başka zamanın tartışmasıdır. Ne yeri ne sırasıdır...
Şimdi biz Türkiye'de özgür basının varlığını sürdürüp sürdürmeyeceğini tartışmalıyız. Doğan Grubu da giderse, geriye ne kalacak? Bunu düşünmeliyiz. Herkes hükümetin güdümünde, Başbakan'a yakın sermayenin himayesi altında mı gazetecilik yapacak?
Ben de aynen Hıncal Uluç gibi düşünüyorum: Güçlü bir Hürriyet, güçlü bir Sabah'ın ve benim özgürce yazılarımı yazdığım, sesimi duyurduğum bir AKŞAM'ın da teminatıdır.
Ne garip, Mustafa Balbay'ın gazetecilik yapması için destek ziyaretinde bulunan Mehmet Barlas, Doğan Grubu'nun geleceği için son derece acımasız.
Basının akil adamı pozisyonuna ulaşmış bir insanın bir medya grubunun batırılma sürecinde, özgür basından yana tavır almak yerine eski defterleri karıştırmasını anlamak mümkün mü?
Yaşadığım hayal kırıklığı bundandır... Mehmet Barlas da böyle yapıyorsa Türk Basını'nda serinkanlı tartışma tamamen bitmiş, bu mahallede artık akil adam kalmamış demektir.
Kendi kendime bulabildiğim tek açıklama Mehmet Barlas'ın gerek çalıştığı kurum, gerek kurduğu ilişkiler, gerek yüzünü okşadığı kişiler yüzünden bakımdan bulunduğu zor durumdan dolayı bu yazıyı, bu yorumu mecburen yapmış olabileceği...
Basın, hiçbir döneminde, başka medya kavgaları esnasında, bugünkü kadar çirkef olmamıştı... Barlas'ın akil adamlığını göstermesi ve bir serinkanlılık çağrısı yapması gerekiyor. Yakışan bu olacaktır.

Hadsiz benzetmelerin adamı

Cuma günkü yazımda Başbakan Erdoğan'ın Aydın Doğan'ı Al Capone'a benzetmesini nereden duymuş olabileceğini sorgulamıştım. Ve Today's Zaman'da çıkan Andrew Finkel imzalı bir yazıdan söz etmiştim. Finkel bir yazısında bu benzetmeyi yapmıştı. Ayrıca Amerikalı gazetecinin Doğan Grubu'na karşı kişisel bir garezi olabileceğinden de bahsetmiştim.
Finkel, yazının çıktığı gün aradı ve ayrıca bir açıklama yolladı. Kısacası, eşini hedef gösteren yazıları bastığı için Hürriyet'te kırgın olsa da bu kırgınlığın kendi düşüncelerini gölgelemesine izin vermediğini söylüyor. Hatta, daha evvel buna dair bir yazı da kaleme almış; yine Today's Zaman'da...
Finkel'a hadsiz benzetmesini sordum... Elbette Doğan'ın Al Capone'a benzemediğini, sadece dünyanın en bilinen vergi davası olduğu için aklına oradan geldiğini söyledi. Bir tür 'edebi' benzetme yapmak istemiş.
Sanırım haddini fersah fersah aştığının farkında; Al Capone benzetmesi çığrından çıktığının o da farkında.
Başbakan da her danışmanından duyduğu benzetmenin üzerine atlamadan birkaç kere düşünmeli. Zira bugün Aydın Doğan'ı Al Capone'a benzeten Finkel geçmişte de Başbakan Erdoğan için 'maganda' demişti...
Uluslararası gazetecilik örgütleriyle de yakın temasta olan, akademik yayınlara da makale yazan Finkel nedense Türkiye'deki yazılarında fazla etik kriterleri göz önünde bulundurmuyor. Bu gibi hadsiz benzetmeleri yapması doğrusu şaşırtıcı...
Dünyanın hiçbir yerinde bir Başbakan'a 'maganda' denilmez ve bir medya patronu mafya liderine benzetilmez.
Ne yazık ki Finkel, bunları yapma niyetinin 'Bir Batılı'nın Türkiye'yi küçümsemesinin sonucu' olup olmadığını açıklamamış mektubunda.