AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-10-14
Fatih Terim, beklendiği gibi Milli Takım'ı bırakıyor. Türkiye'nin en tartışmalı hocasının koltuğu aslında yılladır tartışılıyordu. Aldığı paradan, yerine talip olanlara kadar... İşte bu yerine talip olanlar meselesi önemli. Çünkü şimdi medyada Terim'in yerine 'kendine yakın' bir adam atamak isteyenlerin aday propagadası okuyoruz...
Milli Takım için konuşulan isimlere bakalım... Hakan Şükür, Ertuğrul Sağlam, Bülent Uygun... Bir yandan da Şenol Güneş ve bu göreve bizzat talip olan Yılmaz Vural...
Medyadaki bölünme de yerli hoca mı olsun yabancı mı olsun şeklinde. Ancak bu haberleri de siyasi yansımaları bakımından okumak gerek.
Bilindiği gibi futbolun üzerindeki en büyük etkilerden biri Cemaat. Ancak Cemaat'in desteklediği, bağrına bastığı pek çok isim de şu an açıkta.
Hatırlayalım, Beşiktaş'ın başından Ertuğrul Sağlam gönderildiğinde ne tartışmalar çıkmıştı. Zaman gazetesinin genel yayın yönetmeni kongre üyeliğini iptal etmişti. Ertuğrul Sağlam daha sonra Bursaspor'un başına getirildi.
Ancak herkesin bildiği gibi asıl hedef ne olursa olsun onu Milli Takım'ın başına getirmek. Cemaat'in gönlünde yatan aslan o...
İşin garibi, bir de Hakan Şükür lafları dolanmaya başladı. Futbolculuğundan sonra TRT'den aldığı astronomik ücretle tartışılmaya başlanmıştı Şükür. Ne garip ki, daha hocalığına dair en ufak bir işaret almamamıza rağmen Milli Takım gibi önemli bir koltukta adı geçiyor.
Yılmaz Vural sarakaya alınıyor, Şenol Güneş diyenlerin sesi ise çok cılız çıkıyor...
Ne kadar ilginç görüyorsunuz.
Eğer medyada bazı bağlantılarınız, ait olduğunuz belli çevreler varsa önemli koltuklara aday gösterilmeniz bu kadar kolay olabiliyor. Adınız bir kere dolaşıma girdi mi, gerisi de kolay. Sadece 'aday' olarak kabul edilmenize bakıyor bu iş; bu sefer olmazsa, bir sonraki boşlukta yine sizi sunacakları kesin...
Keşke Fatih Terim o koltuğu boşaltmasaydı... Bunu, yıllardır istikrarlı bir şekilde Fatih Terim'e karşı çıkmış, hatta sırf onun yüzünden Galatasaray taraftarlığını askıya almış biri olarak söylüyorum.
Çünkü öyle ya da böyle Fatih Terim ortada, kimsenin öyle kolay kolay itiraz edemeyeceği ve belli bir çevrenin adamı olmakla itham edemeyeceği biriydi...
Oysa şimdi çok büyük bir kapışma yaşanacak... Cemaat, etkinliğini yeniden futbol üzerinde kazanmak için isim arayışlarına girecek ve tam da burada büyük bir restleşme yaşanacak...
Göreceğiz bakalım, Futbol Federasyonu bu krizi Cemaat'siz mi çözecek yoksa 'ılımlı' bir yerli hoca getirerek göz mü kırpacak...
Kısacası, futbol mu kazanacak yoksa Cemaat mi?
***
Bugünlerde herkesin Mili Takım'a hoca adayını açıklaması moda oldu. Benim bu görev için adayım, dün olduğu gibi, bugün de sadece ve sadece Şenol Güneş'tir... Türkiye'nin en büyük ayıbı ettiği, 'karizması yok' diye dışladığı, hatta dünya üçüncülüğünü bile 'şans eseri' diye küçültmeye çalıştığı Şenol Güneş...
'Karizmam yok ama aklım var' demişti bana Türkiye'nin Trabzonlu hocası...
Üstelik bana kalırsa 'Karizmam var' diyenden de bin kat daha karizmatik.
Kendisine büyük bir haksızlık yapıldı, bu bir.
Şenol Güneş doğru düzgün bir adamdır, bu da iki. Kendisi herhangi bir kamplaşmadan, polemikten, siyasetten uzak, sadece futbolla yatıp kalkar...
Ve ister beğenin ister beğenmeyin...
İster kıskanın ister küçültmeye çalışın...
Tarihi gerçeği değiştiremezsiniz. O Türk Milli Takımı'nın en başarılı hocasıdır.
Can sıkıcı gazetecilik
Türkiye'nin saklı bir gündemi var: Ergenekon soruşturmasını ve davasını yürüten polislerin, savcıların ve hakimlerin iftar yemeğinde bir araya gelmesi. Bunun etik olmadığı konusunda herkes hemfikir. Zaten sanıklar da redd-i hakim talebinde bulundu. Konu TBMM'ye kadar geldi.
Bu bir yana... Bir başka mesele var... Dikkat etmişsinizdir belki, bu haberi önce odatv.com yaptı. Ardından Cumhuriyet gazetesi manşetine taşıdı ve olay büyüdü...
Dün de ilk kez diğer gazeteler bu habere girdi, Milliyet ve Vatan sayfalarına taşıdı...
Bu Ergenekon davasının seyrini değiştirecek bir olay...
Bütün bunlar da bir yana...
Dün öğrendim ki, odatv.com'un haberini yaptığı fotoğraflar önce merkez medyadan bazı gazetelere gitmiş. Hepsi korkmuş. Başlarına bir iş açılacağından ürkmüşler. Ve haberi görmemişler.
Düşünebiliyor musunuz, polisler iftar yemeği düzenliyor, kendileri fotoğraf çekiyor ve üstüne üstlük haberi de kendileri yapıp yıl sonu faaliyetleri arasında duyuruyorlar... Ama merkez medya tüm bunlara rağmen bu haberi görmüyor. Çünkü korkuyor.
Bu nasıl bir gazetecilik? Neden korkuluyor?
Kişinin-gazetecinin korkmasını bir nebze anlayabilirim... Hepimizin kendimize göre bazı dengeleri vardır bu hayatta. Korkmak, insana özgüdür.
Ama koskoca kurumlar, gazeteler, TV'ler neden korkar bu haberi vermekten? Yalan değil, iftira değil, komplo değil. Ne yazık, Türkiye bu hale gelmişse... Türk basını böyle bir haberi bile yapamıyorsa...
Mesele bir haberin kimin lehine ya da aleyhine olacağı değildir. Haber haberdir.
Gazeteci 'Aman birilerinin oyununa gelmeyelim ya da aman davaya gölge düşmesin' diye düşünme hakkını sahip değil maalesef. Gazeteci doğru-gerçek haberi kamuoyuna eğip bükmeden verir, hepsi bu.
Ama görüyorum ki herkesin kafasında tabular, otosansürler var.
Medyanın özgür olmaması ya da kendini özgür hissetmemesi önümüzün çok karanlık olacağına işarettir.