AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2009-10-14

kategori2

Vefa kokusu

Vefanın bir kokusu vardır. Eskiler buna buy-ı vefa derlerdi. Vefa öncelikle sevgi kokar. Sevgisiz vefa olmaz. Vefa sevgiyle başlar, sevgiyle biter. Vefa sevgi sürdükçe var olur. Vefasız sevgi vardır ama sevgisiz vefa yoktur. Vefalı insan söz veren insandır. Seven ve sevgiyle bağlanma sözü veren insan. Söz veren ve sözünü tutan insan. Vefalı insan, sevgiyle söz verip, sevgiyle bağlanıp, bu bağlılığını sürdüren insandır. Neden bağlanır? Sevdiğine karşı sorumludur da ondan.
Vefada sebat var. Kararlılık, direnme, sabır. Vefa, sevginin sınanıp başarılı olduğunu duyurur bize kokusuyla. Vefa bir eylemle sürer. Yetişiriz sevdiğimize.
Kısaca, vefa, sevginin dirençli bir bağlanma ile sevilene yetişmesidir. Onda, sevgi, karar, kararlılık, eylem boyutları vardır. Elbette anlayış, vefanın pınarındadır.
Böyle bir çözümleme ile bakılınca vefanın ne denli zor gerçekleşir olduğunu görüyoruz. Vefalı insan olmak zor zanaat. Yaşadığımız çağda vefa oldukça eskimiş, anlamını yitirmiş bir kavram olarak görünüyor. Bir kez, derin duygularla yoğrulmuş, kendimizi adamaya hazır olduğumuz, iç dünyamızın zenginliği içinde yaşayabileceğimiz sevgiler azaldı. Sevmenin güzel insan olma ile ilgili bir çaba, bir başarı yolculuğu olduğu unutuluyor. Sevgiyi yaşamaya çabalayanlar onun bir vefa sokağından geçtiğini bilirler. Paylaşmalarla yaşanır sevgi. Etkileşimlerle. Tam da o paylaşmaların orta yerinde birbirine karşılıklı güvenin, anlayışın, dostluğun bulunduğunu görürüz. Anlarız: Sevgiye, sevdiğime, dostuma sorumluyum. Sevgideki sorumluluk yolunu tuttuk mu vefa meydanına varırız. O meydan vefa kokar. Bu koku hem yaşama sevinci verir bize hem de borcumuzu hatırlatır. Seviyorsak, yaşam enerjisini almada bir ayrıcalığımız var demektir. Bu ayrıcalığımızı hayata yeniden ödemek zorundayızdır. Seviyorum, demek ki borçluyum. Demek ki, bana bu sevgiyi olanaklı kılan hayata vermem gerekenler var. Yılmadan. Korkmadan. Yan çizmeden. Kaçmadan.
Sevgi, saygı ile başladığı için vefa borcum var. İnsanların sevgi adına kabalaşıp, saldırganlaştıkları bir dünyada, sevgi görüntüsü altında yaşanan çıkar odaklı yaşantıların uzağında, birlikte var olmanın sorumluluğu ve duyarlılığı içinde, güzel bir insan olmaya çabalayarak, güzel bir dünyanın oluşması amacıyla, kendime, sevdiklerime, ülkeme, insanın yüzlerce yıldan beri erişmeye uğraştığı yüksek değerlere vefa borcum var. Bana güzellikleri, sevgiyi öğretenlere, öğretmenlerime, sevdiklerime vefa borcum var. Bana saygı duymayı, paylaşmayı tattıran dostlarıma vefa borcum var. Sevginin sürekliliğine, bağlanmanın sorumluluğuna, bu gezendeki hayatımızın hala güzel olabileceğine inanıp mücadele eden dostlarıma vefa borcum var. Yaşamın anlamı onlardan gelen vefa kokusundandır.  
Vefasız bir toplum muyuz? Değer bilmeyen, takdir edemeyen, etse de çabucak değişip, direnemeyen? 'Kadir kıymet bilmeyen, nankör' bir gidiş mi var ülkemizde? Değişim çığırtkanlığı hangi değerleri önemseyerek değişmeyi amaçlıyor? Vefalı bir toplum olduğumuz için mi değişim özlemi çekiyoruz yoksa vefasız bir toplum mu? Vefa kokusu nereden gelmektedir? Değişmekle vefalı olmak bağdaşır mı birbiriyle? Vefalı olmak tutucu olmak mıdır? Yoksa siyasette vefa çok mu romantik bir kavramdır? Uluslararası ilişkilerde vefa diye bir kavram çok mu anlamsızdır? Dostluk siyasette çok sözü edilen bir kavramdır. Vefa ise pek sık kullanılmaz. Dostluklar, yönetime talip insanlar için, çok fazla duygusal boyutu olmayan güç mücadelesi sırasında geçici iş birliği anlamında mıdır?
Vefa, sevgililer arasında bile söz konusu değilken, nasıl olsun da siyasette önemli olsun. Öyle ya, dünya hızla değişiyor. Bugün böyle düşünürüz yarın başka. Fikir bu! Hiç yerinde durur mu? Bu gün yolum onun yoluna denk düşer, onunla olurum. Yarın başka biriyle. Vefa bir tutuculuktur. Geçmişe saplanıp kalmadır. Değişime direnmedir. Öyle mi?
Önümüzdeki yıllarda ülkemizde vefa kokusu olacak mı?