AKÅžAM

Bir yıl hapis yattık, çıkınca okula almadılar

10 deÄŸil, 100 deÄŸil, binlerce 'delikanlı' var bu ülkede. Kimi tutuklu, kimi yeni çıkmış hapishaneden, kimi gözaltına alınmış... İşkence görüp bırakılmış. Hepsinin derdi ortak: Onlar terör maÄŸduru çocuklar. Ya da yeni tabirle 'taÅŸ atan çocuklar'...

Adı üstünde: Delikanlı bu çocuklar. Kolay dolduruÅŸa gelen, yeri geldiÄŸinde hesapsızca 'deli-dolu' olabilen, yetiÅŸkinliÄŸin arifesindeki 'büyük çocuklar'.


İşte bu çocuklar gösterilerde taÅŸ attıkları gerekçesiyle terör örgütü mensubu muamelesi gördüler bugüne kadar. 'Siyasi suçlu' sayıldılar. Mitinglerde yakalananlar için uzun hapis cezaları öngörüldü. Kimi birkaç yıl yattı çıktı, kimi neye uÄŸradığını anlamadan karakolda dövülüp serbest bırakıldı, kimi ise hala içeride.


Bu tablo devam ederken geçen hafta Cemil Çiçek çıktı ve müjde verir edasıyla 'Artık bu çocuklar çocuk mahkemelerinde yargılanacaklar' dedi. Peki bu ne anlama geliyor? Hakikaten çocuklar için bir müjde mi?


Tüm bu sorular ve 'İlk taşı kim attı'nın cevabı için düÅŸtük yollara. Cizre ve Diyarbakır sokaklarında maÄŸdur çocuklar, onları kurtarmaya çalışan dernekler ve konu ile ilgilenen avukatları bulduk.

NAGEHAN ALÇI- TaÅŸ atan çocuklar ilk kez konuÅŸuyor BÖLÜM 1

FotoÄŸraflar: Cem TÜRKEL

84 çocuÄŸun toplandığı operasyonun maÄŸdurları anlatıyor: Burada gösteriler olur hep. Biz de polisi ne zaman görsek yerden taÅŸ alıp atarız. Geçen sene de öyle oldu. Yahya arkadaşımız ölünce herkes hiddetle taÅŸlara sarıldı. BeÅŸ gün gözaltında kaldık. Sonra Diyarbakır cezaevine götürdüler. Tam 12 ay kaldım abla. YaÅŸadıklarımdan sonra her ÅŸeye kızar oldum. Böyle bir öfke geliyor içimden sürekli. O öfkeyi oradaki arkadaÅŸlar anlıyor bir tek. Ben ne yapayım?


15 Åžubat 2008 Cizreliler'in hatırlamak istemediÄŸi bir gün. Åžimdiye kadarki en büyük "çocuk toplama" operasyonlarından birinin yapıldığı gün.

O gün Öcalan'ın yakalanma yıldönümü dolayısıyla ÅŸehirde protesto gösterileri gerçekleÅŸti. Halk da polis de alışıktı gerçi böyle gösterilere ama 'ÅŸiddeti kanıksamış' gözler bile pes etti olanlar karşısında. Çünkü o gün taÅŸ atan gençlerin arasına panzerle daldı emniyet güçleri. Ve aralarından birini, Yahya MenekÅŸe'yi öldürüverdi.

Bunun üzerine taÅŸ yaÄŸmuru arttıkça arttı. ArkadaÅŸlarının üzüntüsüyle neredeyse yoldan geçen herkes aldı eline bir parça, salladı polise... Åžiddet bu kadarla da kalmadı. Ertesi gün Yahya'nın cenaze törenine katılmak istedi arkadaÅŸları. Ama polis engellemeye çalıştı kalabalığı. Böylece yine baÅŸladı arbede. Yine havada uçuÅŸan taÅŸlar, sopalar...

İşte o iki günün ardından kesilen fatura bir hafta sonra çıktı. Cizre'den yaÅŸları 15-17 arasında deÄŸiÅŸen 84 çocuk, olayların 6-7 gün ardından teker teker evlerinden toplandı, götürüldü. Kimi gözaltında tutulup birkaç gün sonra salıverildi, kimi bir yıldan fazla süre cezaevinde kaldı. İşte biz o 84 çocuÄŸun izini sürdük ve cezaevinden yeni çıkan beÅŸ tanesine ulaÅŸtık. Onlarla ve aileleriyle 'önceyi' ve 'sonrayı' konuÅŸtuk.


BİR TEK CEZAEVİNDEKİ ARKADAŞLAR ANLIYOR

Cizre'nin, ekime ayına raÄŸmen güneÅŸten kavrulan sokaklarında yürüyoruz. Etraf toz duman. Åžehirdeki asfaltlı yolların sayısı parmakla gösterilecek kadar az. ÇoÄŸu sıvasız binaların aralarında ilerlerken bir grup çocuk sarıyor etrafımızı. Gülüyoruz. Gülmüyorlar. Çocuk gibi de bakmıyorlar üstelik. İçlerinden biri ters ters soruyor: Polis misiniz?


"Polis olsak ne olur?" diye karşılık veriyorum. Araya diÄŸeri giriyor ve "Yok ya baksana bunlar kameracı" diyor. Böylece havadaki gerginlik dağılıyor. Çocuk bedenlerdeki çocuk yüzler geri geliyor.

Onlarla birlikte baÅŸlıyoruz yürümeye. Yanımızda Ali K. var. TaÅŸ attığı için 15 ay hapis yatan B.'nin babası. Aynı zamanda DTP yönetiminde. Bizi oÄŸluna götürecek.

10 dakika yürüdükten sonra dar bir sokaktaki eve varıyoruz. Beton avluya giriyoruz. Avluya açılan odada kadınlar oturuyor. Yandaki odadan bir genç, ifadesiz bir yüzle bize bakıyor. "Bakın iÅŸte bu B." diyor babası. Bunu duyunca B. hemen içeri kaçıyor.

Aradan 10 dakika geçiyor, ısrarlarımızla çıkıyor dışarı B. Gelip tam karşımıza oturuyor. Öylece. Hiçbir ÅŸey demeden. "Çıktıktan sonra bir garip oldu" diyor babası. "Bizimle hiç konuÅŸmuyor, oturup birlikte yemek yemiyor. AkÅŸamları cezaevinden arkadaÅŸlarıyla kaçıp kaçıp bir yerlere gidiyorlar."

"Nereye gidiyorsunuz?" diyorum, "Abla, arkadaÅŸlarla dolaşıyoruz iÅŸte" diye karşılık veriyor. Sonra yine çeviriyor başını.

"Peki" diye atılıyorum, "Gez toz da önce bize bir anlat, neler oldu polis seni götürdükten sonra?"

B. gözlerini gözlerime dikiyor ve baÅŸlıyor anlatmaya:

"Burada gösteriler olur hep. Biz de polisi ne zaman görsek yerden taÅŸ alıp atarız. Geçen sene de öyle oldu. Yahya arkadaşımız ölünce herkes hiddetle taÅŸlara sarıldı. Ama bu defa benim fotoÄŸrafımı çekmiÅŸler. Bir hafta sonra sabaha doÄŸru eve polis geldi. Uyuyordum. Beni apar topar minibüse koyup Emniyete götürdü. Ertesi gün mahkemeye çıktık. 6 kiÅŸiydik. BeÅŸ gün gözaltında kaldık. Bize sürekli fotoÄŸraflar gösterdiler. Hep 'Bunları tanıyor musun?' diye soruyorlardı. Sonra da Diyarbakır cezaevine götürdüler. Tam 12 ay kaldım abla. Oradaki yemeklerden hasta oldum. Dayak da vardı. YaÅŸadıklarımdan sonra her ÅŸeye kızar oldum. Böyle bir öfke geliyor içimden sürekli. O öfkeyi oradaki arkadaÅŸlar anlıyor bir tek. Ben ne yapayım?"

Tam bu sırada B.'nin babası lafı kesiyor, "Bak gazeteci hanım, bu çocuk liseye gidiyordu, içeri girip çıkınca müdür bunu bir daha okula almadı. EÄŸitimi yarım kaldı. Bunu da yaz. Böyle bir ÅŸeye hakları var mı diye de sor" diyor.

Var mı hakikaten? Bir okul müdürünün sabıkalı diye bir öÄŸrenciyi okula almama hakkı var mı? Buradan yetkililere soruyoruz! Yoksa bunun hesabını kim verecek?

Kafamı pis su dolu leğene soktular

Cizre'nin baÅŸka bir mahallesine doÄŸru yürümeye baÅŸlıyoruz. Her yer çukur, yollardan sular akıyor. Z.'lerin evine varıyoruz. Burada da bir avlu dolusu kadın, çocuk oturuyor. Tam ortada fiÅŸi çekili bir dondurma dolabı duruyor. İçi boÅŸ.

Biz içeri girince baÅŸlıyor bir telaÅŸ. Kadınlar ayaklanıyor, evin oÄŸlunu bulmak için kahveye haber salıyorlar. 10 dakika sonra Z. ve arkadaÅŸları M., A. ve S. geliyor. Hepsi 15 Åžubat'taki olaylardan sonra tutuklanıp cezavine girmiÅŸ çocuklar. Bir yıl yatıp, birkaç ay önce çıkmışlar.

ÇEK ABLA FARK ETMEZ, HERKES BİLİYOR

Karşıma diziliyorlar ve baÅŸlıyorlar anlatmaya... Berberlik yapan A., Cem'in kamerasına dönüp poz vermeye baÅŸlıyor, "Bol bol çekin abla, artist olalım!" diyor. "Olmaz, yüzünü çekemeyiz, seni afiÅŸe edemeyiz" diyorum, "Neden?" diye soruyor. Sabıkalı olarak ortaya çıkmasının başına dert açacağını bir türlü kabul etmek istemiyor. "Bizim başımız zaten dertten kurtulmaz ki abla. Sen yazmasan da herkes biliyor" diyor. Belki haklı. Belki  biz "gelecek" denince "umut etmek" fiili bize ezberletildiÄŸi için ondan farklı düÅŸünüyoruz. Belki de o coÄŸrafyada "gelecek" ve "umut" yan yana gelmeyen kavramlar.

FotoÄŸraf konusunda anlaÅŸtıktan sonra hepsini sırtı dönük ÅŸekilde oturtuyoruz. Önce Z. atılıyor, "Yahya öldüÄŸü gün hepimiz bulduÄŸumuz taÅŸları attık. Ne yapalım, arkadaşımızı kaybetmiÅŸtik! Üç gün sonra sabaha karşı üç buçukta geldi polisler. Emniyete götürüp yumruk attılar. Sürekli 'Bize isim ver' diyorlardı. KonuÅŸmayınca kafamı pis su dolu bir leÄŸene sokup sokup çıkarmaya baÅŸladılar. Üç gün boyunca gelen giden dövdü. Sonra mahkemeye çıktık. Oradan ver elini 13 ay cezaevi."

ESKİDEN POLİS OLMAK İSTERDİM

"Peki ya senin okul durumun ne oldu?" diyorum, "Beni de almadı müdür abla, size bundan sonra yasak, dedi" diye yanıtlıyor.

Sözümüzü S. kesiyor, "Okula gitsek ne olacak ki zaten? Burada ne iÅŸ yapacağız? Anca kahvede oturuyor herkes" diye anlatmaya baÅŸlıyor. Bunun üzerine beÅŸi birden onaylamak için kafalarını sallıyorlar. Okula gitmelerine hakları olmadığına inandırmışlar kendilerini.

Ama onlar inandırsa da aileleri isyanlarda. A.'nın annesi, "Yazık deÄŸil mi bu çocuklara? Neden önlerini kapatıyorlar? Neden okula devam etmelerine izin yok?" diye soruyor. Bu soru üzerine A. dönüyor ve "Eskiden polis ya da öÄŸretmen olmak istiyordum. Cezaevinden çıktıktan sonra vazgeçtim, ne olmak istediÄŸimi artık bilmiyorum" diyor.

DEVLET BİZİ KİLİTLEDİ, BIRAKTI

Konu dönüp dolaşıp yine "içerideki yaÅŸam"a geliyor. O zamana kadar sessiz duran M. baÅŸlıyor konuÅŸmaya: "Devlet bizi kilitledi ve orada bıraktı, bize vatan haini gözüyle baktı. Oysa bizim siyasetle terörle ne iÅŸimiz var? Hırsıza bile daha iyi davrandılar içeride. Mesela kurslar açılıyordu, tenis, badmington, İngilizce. O kurslara siyasi suçluları pek almıyorlardı. Bizi her yerden dışladılar."

Bir yıldan fazla cezaevinde yatan beÅŸ genç karşımızda anlattıkça anlatıyorlar ama hikayeler hep aynı. Ne gelecekleri, ne hayalleri var. "Peki yine gösteri olsa, yine polis çıksa karşınıza ne yaparsınız?" diyorum. Hepsi birden bakıyorlar yüzüme. Cevap belli ama sessizlik hakim oluyor avluya. İçlerinden geçenleri biz içimizden tamamlıyoruz...

Çocuklar için adalet çaÄŸrıcıları

ÇOCUKLARIN terör suçlusu yetiÅŸkinler gibi muamele görmesinin sebebi 1991'de çıkan ve 2006'da çocuklara iliÅŸkin kısıtlayıcı hükümler getiren Terörle Mücadele Kanunu. Bu kanunu deÄŸiÅŸtirmek için Çocuklar için Adalet ÇaÄŸrıcıları adlı bir grup mücadele ediyor. TBMM'ye Terörle Mücadele Kanunu'nda deÄŸiÅŸiklik öneren bir yasa teklifi, ilgili bakanlara soru önergeleri sundular. CumhurbaÅŸkanı ile bir araya gelerek konuyu gündeme getirdiler. BaÅŸbakan Yardımcısı Cemil Çiçek geçtiÄŸimiz günlerde bir açıklama yaparak bu çocukların artık Çocuk Mahkemelerinde yargılanacaklarını söyledi. Bu da hükümetin 'Kürt açılımı'nın bir ayağı. Ancak bu deÄŸiÅŸiklik çocukları terör suçlusu olmaktan kurtarmıyor.

Yarın: Diyarbakır'dakiler anlatıyor

Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3