AKŞAM | PAZAR | 11 EKİM 2009, PAZAR
'KonuÅŸmak bizim görevimiz' diyen Metin Akpınar, Türkiye'nin gündemini masaya yatırdı. Usta sanatçı, mizahın doÄŸasından geçmiÅŸin ve bugünün yasaklarına, demokratik açılımdan Türkiye'de yaÅŸanan kutuplaÅŸmalara en sıcak konuları deÄŸerlendirdi.

Youtube yasak, sigara yasak, RTÜK kararıyla dizilerde cinsellik yasak, hatta düÅŸündüÄŸünü açıkça dile getirmek bile yasak! Türkiye'de yasaklarla çevrelendiÄŸimiz ÅŸu günlerde bir döneme damgasını vurmuÅŸ DevekuÅŸu Kabare'nin ünlü 'Yasaklar' oyununu sıkça anıyoruz. Zamanında 'Yasaklar'dan dem vuran usta sanatçı Metin Akpınar ise, gerek ÅŸu sıralar izleyicinin gönlünü fetheden komedi dizisi 'Papatyam'da, gerek jüri görevini üstlendiÄŸi Popstar Alaturka'da, gerekse katıldığı tartışma programlarında düÅŸündüÄŸünü açıkça dile getirip memleket meselelerini masaya yatırmaktan, hükümeti eleÅŸtirmekten çekinmiyor. Metin Akpınar'ın kapısını çaldık ve mizahın doÄŸasından geçmiÅŸin ve bugünün yasaklarına, demokratik açılımdan Türkiye'de yaÅŸanan kutuplaÅŸmalara Türkiye'nin 'sessiz kalınmaması gereken' gündemini konuÅŸtuk.
- 'Papatyam' bir aile komedisi ama siz burada da toplumsal ve ekonomik meselelere dokundurmayı, hükümeti ince ince eleÅŸtirmeyi ihmal etmiyorsunuz...
EleÅŸtiri yapmak, toplumsal meseleleri konuÅŸmak bizim görevimiz, yapmazsak eksik olur. Hem zaten, bir aile güncel ÅŸeyleri konuÅŸmaz mı?
- Mizahın temelinde muhaliflik ve eleştiri vardır değil mi?
Muhalif derken her ÅŸeye muhalif deÄŸil, yanlışa muhalif olmak. DoÄŸruyu alkışlamak bizim ödevimiz deÄŸil. Kabare tiyatrosunda 38 yıl bunu yaptık. Biraz da alıştık galiba. Onun için her yerde bunu yapıyoruz. Yapılmalı da.
- Şimdi yapılan işlerde bunun eksikliğini hissetmiyor musunuz?
BaÅŸkasının iÅŸleri beni ilgilendirmiyor. Satir, yani sosyal fikir boyutundaki komedi, tarih boyunca hep olmuÅŸtur. Tabii eskiler bunu yapanları yakarak öldürdü, kiminin derisi yüzüldü, kimi asıldı... Belki yeni arkadaÅŸlar savunma mekanizmasını iÅŸleterek bunu yapmıyor; onlara da saygı duymak lazım. BeÄŸenmeyen çıkar kendi yapar!
EHVEN-İ ÅžER EN BÜYÜK ÅžERDİR
- DevekuÅŸu Kabare olarak sahnelediÄŸiniz oyunlardan biri olan 'Yasaklar' bugünü de anlatır gibi, 'Yasaklar'ı yapma fikri nasıl doÄŸmuÅŸtu?
Efendim, Kandemir Konduk ülser oldu. Ülser olunca doktoru bazı yasaklar getirdi. Onu yeme, bunu içme, perhiz yap ÅŸu ilaçları al falan... Çok sıkıntıya girmiÅŸti. Dedi ki 'abi böyle bir ÅŸey geçirdim; kafamda bir proje belirdi: Yasaklar. Yazalım bunu.' Böyle çıktı.
- 'Yasaklar'ı 80 sonrası dönemde yaptınız? O zamanki yasaklar ile bugünkü yasaklar arasında bir karşılaÅŸtırma yapabilir misiniz?
80 darbesinde her ÅŸey bir gecede bıçakla kesilmiÅŸçesine gerçekleÅŸti. Ve yasaklar baÅŸladı. Toplumun demokrat düzende yönetimi için vazgeçilmez olan parlamento laÄŸvedildi. Demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan siyasi partiler yasaklandı, adalara madalara gönderildiler. Dernekler kapatıldı, bütün sivil inisiyatifler yok edildi. Esas ana yasaklar o dönemde geldi. Ve bugün de siyasi otorite deÄŸiÅŸtirmek istemesine raÄŸmen gene o anayasayla yönetiliyoruz. Parlamento da kendi isteÄŸi doÄŸrultusunda yasaklarını koyuyor.
- O dönemin yasakları ÅŸüphesiz daha katıydı...
Askeri rejimin getirdiÄŸi katı yasakla, adı 'cici' de olsa demokrasinin getirdiÄŸi yasaklar arasında bir karşılaÅŸtırma yaparsak ikinciyi ehven-i ÅŸer olarak kabul etmek zorundayız. Ehven-i ÅŸer, kötünün iyisi anlamına gelir. Ama eskiler der ki, ehven-i ÅŸer en büyük ÅŸerdir. Yani kötünün iyisi en büyük kötüdür. Åžer bile ehven-i ÅŸerden daha iyidir. Çünkü daha açık, nettir. Ne olduÄŸunu bilir, önlemini alırsın. Öteki ise seni idare eder, hile yapar, kepazelik yapar, seni kandırır, öyle götürür. Askeri rejim yerine tam iÅŸlemese de iÅŸlemeye çalışan demokrasi ehvendir. Ama en iyisi deÄŸildir.
DEMOKRATİK AÇILIM OLACAKSA ÖNCE SİYASİ PARTİLER YASASI DEĞİŞMELİ
- Türkiye'deki demokrasi iÅŸlemiyor mu?
Demokrasi tarif edildiÄŸi gibi; eÅŸitlik, çoÄŸunluÄŸun hakimiyeti, ya da çoÄŸunluÄŸun karşısında azınlığın haklarının savunulduÄŸu bir rejim deÄŸildir. Bunların hepsini içerir ama doÄŸruya en yakın ve çaÄŸdaÅŸ tarifi 'insanların özgür iradeleriyle geleceklerini tayin etme hakkı'dır. Demokratik rejim, temsilidir. Siyasi partiler önce bir program yazıp halka sunar. Buna inananlar çoÄŸalınca, iktidara aday olunur. Peki, diyelim Türkiye'de bir siyasi partinin 15 milyon seçmeni var, hepsi o siyasi partinin her davranışından mutlu mu? Zannetmiyorum. Siyasi partilerde ortalama 2 bin delege vardır ve bunların yarısından bir fazlası genel baÅŸkanı seçer. Yani bir siyasi partinin 2 bin delegesinden 1.001 tanesi birini seçiyor o adam ülkenin baÅŸbakanı oluyor. Böyle demokratlık olur mu? Buna karşın televizyon ekranına bakıyoruz RTÜK'tü, reytingdi diye ÅŸeyler var. Evinde reyting ölçüm cihazı olan 2.660 kiÅŸi Türkiye'nin ne seyredeceÄŸine karar veriyor; böyle demokratlık olur mu? Demek ki demokratik açılımdan söz edilecekse önce Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu deÄŸiÅŸmeli. Delege sisteminden derhal vazgeçip üye sistemine geçmeliler. Bugünkü durum, parlamenter rejimin sonucudur. Parlamento seçiyor; yasaları onlar yapıyor; kontrol edilmeye de çok tahammülleri yok. Anayasa Mahkemesi'ne dahi karşılar. Yakında kaldırılırsa hiç ÅŸaÅŸmayın! Halbuki bütün demokrasilerde mutlaka olması gereken bir kurumdur. EÄŸer parlamentoda 400 kiÅŸi 'Türkiye'de erkek ve kız çocukları eÄŸitilemiyor, onun için doÄŸanların yüzde 20'si öldürülsün' diye bir yasa çıkarsa uygulayacak mıyız? Ki çıkabilir. Åžimdi bunu parlamento çıkardı diye evet mi diyeceÄŸiz. Bunun dengeleyicisi yargıdır, onun için yargı bağımsız olmalı. Hükümet sadece yürütme olmalı. Bizde hükümetler devlet oluyor.
- Yani özgür irademizi kullanmak yerine uyutuluyoruz...
Tek kelimeyle izah edersek yanlışa düÅŸeriz. Ama tabii bir anlamda o. Uyutmanın dışında baÅŸka yönlendirmeler de var. Mesela Türk toplumu proteini homojen bir ÅŸekilde tüketmiyor. Yılda kiÅŸi başına aÅŸağı yukarı 13- 14 kilo et tüketiliyor. Biri 25 kilo yiyor, öbürü dört kilo ve gerekli proteini alamayıp karbonhidratla besleniyor. Karbonhidratla beslenmiÅŸ toplumu idare etmek kolaydır. Karbonhidratla besleneni, kendi lehine düÅŸünmeye yönlendirebilirsin ama protein alan yemez o numarayı. Bu yüzden bu ülkede soya fasulyesinin ekilmesi bile yasaktı bir dönem. 75'lerde falan kalktı bu yasak. O da insanlar yesin diye deÄŸil hayvan yemi olarak kullanılsın diye. Türkiye üzerinde böyle oyunlar oynanıyor. Herkes farkında deÄŸil, gerçekten herkes uyuyor.
- Türkiye'de son dönemde yaÅŸanan çatışmalar da yönlendirmeyle mi ortaya çıkıyor?
Çöken Osmanlı İmparatorluÄŸu'ndan bir cumhuriyet ve ümmetten bir millet çıkaran Mustafa Kemal ve arkadaÅŸlarının yaptığı müthiÅŸ bir devrimdir. Ve her devrimin bir karşı devrimi vardır. Karşı devrim, ÅŸimdi biraz güçlenerek geliyor ama esas irdelenmesi gereken Türkiye üzerinde oynanan iki akslı oyun. Bir, etnik kimlik üzerinden ayırımcılık; iki, kökten dincilik provoke ediliyor. Demokrasiden söz edebilmek için etnik kimliklerin Anayasa'da yer almaması lazım. Çünkü, hemen bir karşı taraf doÄŸuracağından demokratik olmaz. Her etnik kimliÄŸi bünyesinde bir büyük ÅŸemsiye altında toplayan rejimin adı demokrasidir, yoksa o ırk, kavim vs rejimi olur ki biz öyle bir rejim istemiyoruz. Bu iÅŸ zaten cumhuriyet döneminde 'Misak-ı Mili sınırları içinde yaÅŸayan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır' diye tanımlanmıştır. Hiç kavga etmeye gerek yoktur, çünkü Türk Cumhuriyeti denmemiÅŸ Türkiye Cumhuriyeti denmiÅŸtir. 'Orada Türk yazıyor ama buna lütfen Kürt'ü de koyun, ancak o zaman biz rahat ederiz' gibi bir talep çaÄŸdaÅŸ deÄŸildir. Tabii bütün bu meselelerde uluslararası sermaye ve bizi yönetmek isteyen dış güçlerin etkisi fevkalade yoÄŸundur. Bunu görmezden gelmek olası deÄŸil. Bu bizi epeydir bastırıyor ve maalesef üst noktasına geldi. Burada biraz akıllı olmak, uyanık olmak, oyunlara gelmemek lazım.
- Bunun önüne geçmek nasıl mümkün olur sizce?
Konsensus çok önemli, yani demokrat olmak. Empati kültürü iÅŸleterek demokrat olunur. Empati kendini karşındakinin yerine koymaktan öte bir ÅŸeydir, bir kültürdür. Sirayet etmesi ve de uzun yıllar birikmesi gerekir. Bu bizde yeni çıktı, onun için ağızdan aÄŸza dolaşıyor ama daha kültür olmadı. Bunun için eÄŸitim de görmedik. Ama doÄŸru kullanılması lazım. Empati, öfke ve ÅŸiddeti hüzne döndürerek yapılır. Birisi yanlış yapıyorsa onu öldürmek, yok etmek, küçümsemek, harcamak yerine onun için üzülmek müthiÅŸ bir bilgeliktir. Toplumun önümüzdeki yıllarda bunu benimseyeceÄŸini ümit ediyorum. Bunu becerebilirsek o zaman demokratlığa çok daha yaklaÅŸmış oluruz. Empatiyle yaklaşırsak çatışmadan bu iÅŸi çözebiliriz.
MİNE AKVERDİ
Ben zaten her acının tiryakisi olmuşum ömür boyu bitmeyen derdimle yorulmuşum